Hakikaten ayıp edilmiş sanatçıya...
Bırakın Erdoğan’ın tutumunu meşrulaştırmayı,
bilakis Erdoğan’a çakmış... “Başbakan’ın anasına sövenlerle,
Berkin’in anasını yuhalatanlar arasında ne fark var?” demeye getirmiş.
Biraz vicdan sahibi olan, Yavuz Bingöl’ün, “benzer
fiiller” olarak değerlendirdiği bu
iki tutumdan da yakındığını ama (nezaketinden ya da aşırı dikkatinden) meramını
tam anlatamadığını görecektir.
Röportajı yapan şahıs (Ahmet
Hakan Coşkun), dün, köşesinde, “Yavuz
Bingöl hadisesi”nin teferruatını anlatıyordu;
tetiği çeken el kendisi değilmiş gibi.
Daha doğrusu, Yavuz Bingöl hadisesini
yazarak, kendisini olayların dışına çıkarıyordu.
Efendim, Yavuz Bingöl kendisine gelmiş,
konuşmak ve dağılan imajını toparlamak istediğini söylemiş...
Eh, ne yapsın! O da Yavuz Bingöl’ü kırmak
istememiş ve ortaya bu röportaj çıkmış.
Sanatçıya yönelik tepkinin bine katlanmasının
nedeni de, Bingöl’ün söylediklerinin sosyal medyada “özetleniş
biçimi”ymiş.
İyi söylüyorsun da muhterem, senin bu “özetleniş
biçimi”nde hiç mi katkın yok?
Ne yapmış oldun?
Röportaj sırasında sormadığın, sormayı
akledemediğin soruyu, deşifre esnasında röportaja ekleyerek(yani, “sormuş
gibi” yaparak ve adamcağızı linç
konsorsiyumunun önüne atarak) ne yapmış oldun?
Bu özetleniş biçiminin tek sorumlusu,
bizatihi sen değil misin?
Ne çabuk elini yıkayıp çıkıyorsun?
Bu ne laubalilik...
Bu ne yüzsüzlük...
Hatta, bu ne terbiyesizlik!
Madem konu “terbiyesizlik”ten açıldı, Doğan Medya Grubu’nda çalışan bir başka örnek şahsiyetle devam edelim...
Hani, iş gereği Londra’da bulunduğu halde, hiç sıkılmadan bunu “sürgün” diye yutturan zat...
Bu zat, Hülya Avşar’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetine icabet etmesini “gemileri yakmak” olarak değerlendiriyor. Yani, Hülya Avşar’ın bir daha
mahalleye dönemeyeceğini söylüyor.
Öyle ya, Özal’ın davetine icabet edilebilir, Kenan
Evren’e “Paşam, ne güzel at resmi çiziyorsunuz” diye reverans yapılabilir, Demirel’le kanka olunabilir, Ahmet Necdet Sezer’in üç ampulden biri söndürülmüş Çankaya’sında her türlü
şaklabanlık sergilenebilir, hatta ilk Cumhurbaşkanı’nın sofrasında maymun
taklidi yapılabilir ama bugüne kadar seçilmiş en meşru Cumhurbaşkanı olan Recep
Tayyip Erdoğan’ın davetine gidilemez...
Bir defa, siz kimsiniz?
Bu ülkenin sanatçılarına “norm” ve “davranış” dayatma hakkını nerden alıyorsunuz?
Hangi mahalle, hangi meşru topluluk, hangi
sosyal sınıf, hangi dayanışma örgütü, hangi“kanon” adına konuşuyorsunuz?
Dahası, kendinizi ne sanıyorsunuz?
Ne olacak yani?
Hülya Avşar’ın titrini mi elinden
alacaksınız?
İşine mi mani olacaksınız?
Muhitinize mi sokmayacaksınız?
Filmlerini mi yakacaksınız?
Sizin arsız zekânıza uygun davranmayanlara
hep aynı “şerefsiz tarife”yi mi
uygulayacaksınız?
Ne yapacaksınız?
stargazete / Ahmet KEKEÇ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder