24.10.2014

ERDOĞANDAN ;AB VE ABD'NİN DERDİ PETROL - Ne zaman IŞİD terör örgütü çıktı petrol kuyularını tehdit etti hemen müdahele ettiler. Demek bunların derdi insan değil petrol. Batı'nın şirketleri oralara sahiptir


Bölgede yaşanan acılar elbet burada da hissediliyor. Irak işgalin ardından bir huzura, istikrara kavuşamadı. IŞİD adlı terör örgütü nereden çıktı? Doğuşu El Kaide'de. Suriye'ye geçti. Palazlandı, güçlendi. Musul hadisesi çok dikkatli bakmak lazım. Maliki ordusu bütün silahlarını bırakıp kaçtı. Bu silahları IŞİD aldı. Bundan sonra operasyonlarını etkin hale getirdi. Bağdat'a 50 km alana kadar geldi. Irak'ın 3'te 1'ine sahip. Bu silahlarla tüm operasyonlarını yaptı.

‘KARA HAREKATI OLMAZSA BAŞARI OLMAZ'

Suriye'deki IŞİD'in operasyonlarına baktığımızda aynı şeyi görüyoruz. ABD'nin hava operasyonu kısmen caydırmıştır. Siz hava harekatını kara harekatıyla desteklemezseniz başarılı olamazsınız.

Ülkedeki mağduriyetleri çok iyi değerlendiren IŞİD Irak'ta çok ciddi bir tehdit oldu. Oradaki halklardan çokça katılım oldu.

'KİMYASAL SİLAHLA 300 BİN KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ'

Suriye'deyse uzun yıllardır olan baskı rejimine dostane bir şekilde davrandık. Irak ve Suriye'de dediklerimizi dinlemediler. Suriye'de kimyasal silahla, işkencelerde 300 bin insan öldürüldü. Suriye'de 7 milyon insan evini terk etti. Benim ülkemde 1.5 milyon Suriyeli ve Iraklı mülteci var.

'5 MİLYAR DOLAR HARCADIK 25 MİLYON DOLAR YARDIM ALDIK'

BM'den bize herhangi bir destek geldi mi? Sadece 25 milyon dolar. Bizim harcadığımız rakam 4-5 milyar dolar. Avrupa bu kadar imkana rağmen bu sığınmacılara neden sahip çıkmaz?

'IRAK'TAKİ MEZHEPÇİLİK İÇİN ÖNLEM ALINMADI'

IŞİD’in iki mimarı var: IŞİD’in babası Amerika, Annesi Esed yönetimidir. IŞİD Suriye rahminde doğdu. Irak’ta geldi etkili oldu



Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, IŞİD’in babasının ABD, annesinin ise Esed yönetimi olduğunu söyledi. Selvi, ABD’nin IŞİD üzerinden İslam dünyasında yeni bir dizayn yapmaya çalıştığını ifade etti.

‘PKK ÜZERİNDEN TÜRKİYE’Yİ KÖŞEYE SIKIŞTIRMAK İSTİYORLAR’

ABD’nin Kobani üzerinden Türkiye’yi karıştırmak için bir plan yaptığını iddia eden Abdulkadir Selvi, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istendiğinin altını çizdi. Selvi, “Önce Kürtleri oradan tasfiye ettiler, 5-6 bin Kürt bugün Barzani bölgesinde Kobani ve Rojava’nın olduğu kantonlardan geldiler. Kürt lideri öldürdüler, Kürtleri sindirmek için Esed yönetimiyle iş birliği yaptılar hala da rejimle açıktan bir mücadeleye girmiyorlar. Özgür Suriye Ordusu’nun yardımını da o açıdan kabul etmiyorlar. Her şeyleriyle yalan söylüyorlar. Ne istedikleri belli: ‘İstedikleri Kobani’yi bahane ederek Türkiye’yi karıştırmak, Suriye’deki ateşi Türkiye’ye taşımak istiyorlarama bunu yaparken de PKK’nın tabandaki örgütlenmesinden yararlanarak Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Bu da Amerikan planıdır” dedi.

‘ABD İSLAM DÜNYASINDA IŞİD ÜZERİNDEN DİZAYN YAPMAYA ÇALIŞIYOR’

Abdülkadir Selvi IŞİD’in nasıl doğduğuna ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde de bulundu. Selvi, IŞİD’in babasının ABD olduğunu ifade etti. Selvi; “Sünniler, Sünni Araplar Irak ve Suriye’de eşit olarak temsil edilmediği sürece bu sorunun bitmeyeceğini daha o zaman Türkiye kendilerine anlatıyordu. Kabul etmediler. Bu Süreçten IŞİD gibi bir yapıyı ortaya çıkardılar. IŞİD’in iki mimarı var. IŞİD’in babası Amerika, Annesi Esed yönetimidir. IŞİD Suriye rahminde doğdu. Irak’ta geldi etkili oldu. Çünkü Irak’ta dışlanan Sünni Araplar var. Bunların bel kemiğini Saddam ordusu oluşturuyor. Şimdi yıllarca El-Kaide üzerinden İslam dünyasını dizayn eden ABD, bu kez de IŞİD üzerinden yeni işgaller, yeni kargaşalar yeni dizayn yapmaya çalışıyor bence işin özü budur.” Şeklinde konuştu.


23.10.2014

MASON VE SİYON YÜZ YIL ÖNCEKİ OYUNLAR , YÜZ YIL SONRASINA AYNI ŞEKİLDE TAŞINDI :Abdulhamid Han dan Günümüze benzer Mason Oyunları. Abdülhamid Han'a Katil, Diktatör diye saldırıyordu .Yerli satılmış medya.Mason yazarları


Bir Türk Diplomatı New York Times'a "Abdülhamid'in korku imparatorluğu sona erdirilmeli" manşetini atıyordu.

Abdülhamid Han'a "Katil, "Diktatör" diye saldırıyordu yerli satılmış medya.

Mason yazarlar "Derhal hal edilmeli" diyordu. Bir Türk Diplomatı New York Times'a "Abdülhamid'in korku imparatorluğu sona erdirilmeli" manşetini atıyordu.


Enver Bey Le Matin muhabirine "Abdülhamid'in tahtta tutulması vatanın mahvolması demektir. Bu korku imparatorluğu bitmeli" diye demeç veriyordu.

Tevfik Fikret "Sis" adlı şiirinde kilitlenmiş ağızlardan bahsediyordu. "Bar-ı hazerle iki kat gezmeye me'luf" diyordu bir mısrasında. "Korku yükü altında gezen Osmanlı kent sakinleri" diye sallıyordu. Avrupa basını sayfalarına taşdı bu "Korku" ile gezmeyi.

Kasım 1899'da bir kısım entelektüel Türk, İngiliz elçiliğine ziyarete gider.

İngiltere'nin, Güney Afrika'da başlayan yeni savaşta Bolerolara karşı verdikleri ŞANLI savaşı yürekten desteklediklerini ilan ederler.

Ardından "Korku imparatorluğunda" yaşadıklarını anlatırlar İngiliz elçisine.

Paris'te Jön Türk hareketinin liderlerinden Sabahattin, batı basınına ve İngiliz medyasına çağrılar yapar."Gelin Abdülhamid'in korku imparatorluğunu birlikte yıkalım" der.


CEMAAT PARTİ KURACAKMIŞ : Fethullah Gülen’in demesi 15-20 milyon sempatizanları varmış. Herhalde bu 15-20 milyon sempatizana güvenerek parti kurma işine soyundu.

Gülen Cemaati’nin devlet içindeki paralel yapılanmayla olan ilişkisinin bir gönül bağı değil piramidal bir hiyerarşi şeklinde olduğunun emarelerini gözlemlemek hiç zor değil. Bunu en başta Cemaat medyasının emniyetteki operasyonlara verdiği orantısız tepkiden ve Yargıtay, HSYK gibi üst yargı ve idari kurumlardaki seçimleri hayat memat meselesi olarak değerlendirmesinden anlıyoruz. Tarihleri boyunca hiçbir zaman, ne sebeple olursa olsun ululemre karşı gelmemiş, 28 Şubat’ta bile en ufak itirazları işitilmemiş bir cemaatten söz ediyoruz. 
Başörtüsü eylemlerinde arazi bile olmaz okulun en görünen yerlerinde başka işlerle meşgul olurlardı, ilgili birimlere bakın biz İslamcılarla birlikte hareket etmiyoruz mesajı vermek için. Emir kuluydu onlar, ağabeylerinin, ablalarının, Fethullah Gülen’in gördükleri rüyaya aykırı hareket edecek değillerdi ya. 
Geçtiğimiz Pazar günü Mücahit Küçükyılmaz’ın Açık Görüş’te yayınlanan “Rüya ile riya: Ehlisünnet ‘ve’l-cemaat’ olmak” başlıklı yazısı rüya ile amel etmenin cemaat tabanının kontrolü açısından ne kadar ehemmiyetli bir enstrüman olduğunu çok güzel anlatıyordu.
İşte böyle bir yapı iken geç kalmış milliyetçiliğin hoyratlığı gibi geç kalmış aktivizmin absürtlüğüne savrulup emniyet önlerinde yatıp kalkmaya, insanların mahremlerine girerek usulsüz-hukuksuz dinlemeler yaptıkları iddia edilen polisler için nöbet tutmaya başladılar.
Oysa Fethullah Gülen’in “tanımam” demişti o polisler için...
Vekil olacağına hakim ol!

DEVLETİN EN GİZLİ SIRLARINI AÇIĞA VURAN PARALEL ÇETE :

Star Gazetesi yazarı Hakan Albayrak devletin en gizli sırlarını açığa vuran Paralel Çete için kaleme aldı...

Maşerî vicdanın dört atlısı ve aşağılık casuslar
Aşağılık Casuslar, Satılmış Herifler! Sizi O Küresel Güçlerin Başında Parçalayacağız!



Vallahi iftihar ettim. Devletin dört önemli adamı, gizli bir toplantıda, Suriye’yi kasıp kavuran zulmü durdurmanın yollarını aramışlar yana yıkıla. Mazlumların nasıl kurtarılabileceği konusunda kafa patlatmışlar. Maşerî vicdanın dört atlısı.

Utanç, o gizli toplantıda konuşulanları sinsice kayda alıp ülkemize kazık olsun diye internete servis eden alçak ajan-provokatörlerin üzerine olsun. Türkiye’nin yüzünü kızartmayı murat ettiler, ama Türkiye’nin yüzü ağardı. Toplantıda konuşanlar da konuşulanlar da başımız gözümüz üstüne. Şerefli adamların şerefli konuşmaları.

Siz anlamazsınız, alçak ajan provokatörler! Aşağılık casuslar! Satılmış herifler! Hainler! Dibini bulduğunuz alçaklıkta şereften eser yok ki şerefi görünce tanıyabilesiniz!

Twitter’de, şurada burada bayram edin bakalım ‘Hükümeti zor duruma düşürüp puan kazandık’ diye. Kazandığınız puan şeytan nezdindedir ve kovulmuş şeytanı cehennemin dibine yollayacak olan istiâzeli besmeleyi tamamlamak üzereyiz. Kâğıt üstündeki istiklâlimizi hayata geçiriyoruz. Tepemize binen uluslararası sistem ağalarını tepemizden atıyoruz. Bu sürecin sonunda dehşetle göreceksiniz ki, güvendiğiniz dağlar kar altında kalmış. İhanetlerinizle kazandığınız bütün o aşağılık puanlarla beraber.

HALKLARIN KARDEŞLİĞİ VE İSLAM BİRLİĞİ:İslam ümmeti üzerinde zülüm, kan ve gözyaşı var!Müslümanlar üzerindeki karabasanları ortadan kaldırmak gayesiyle samimi ve sonuç getirecek ciddi adımlar atılmalıdır! Zira mazlum Müslüman halkların bekleyecek takati kalmamıştır.




Geçenlerde bir dostumla bu konularda fikir teatisinde bulunduk. Ümmetin üzerinde bulunan karabasanlar hakkında kafa yorduk ve bu fikirleri sizlerle de paylaşalım istedim.

Evvela; İslam’ın üç temel sacayağı üzerinde yeni bir medeniyet tasavvuru! Bu da;

“Ümeranın İttihadı” yani Müslüman idarecilerin birliği…

“Ulemanın İttihadı”, o da İslam âlimlerinin birliği…

Ümera ve ulemanın “adaleti” esas alması ve tabana yayması…

“Ümeranın İttihadı” siyasi birliktelikle olur. Birlik ve beraberlik sözde kalmayıp bir teşekkül oluşturulmalıdır. Bu manada Rahmetli Erbakan Hoca’yı anmamak haksızlık olurdu. 54. Hükümetin Başbakanı sıfatıyla Hoca, İslam Birliği temelinde gelişmekte olan 8 ülkeyi bir yıldan az bir zamanda bir araya getirdi.

D8‘ler…

Bu gün D8’ler tam manasıyla faal hale getirilseydi, Suriye’deki vahşet bu noktalara gelmeyecekti. Ümmetin birliği olmadığı için, Suriye’deki zulmün ortadan kalkması adına“İslam düşmanlarından himmet bekler” olduk. Biz Suriye meselesini kendi içimizde halletmeliydik. Çözümü Batı’dan, ABD’den, NATO’dan bekler olduk. Elbette uluslar arası diplomasinin de rollerini tayin etmek, başta Türkiye’nin yönlendirmesiyle olmalıydı. Bu güçle alakalı bir durumdur. Bu gücü nerede aradığımız çok önemli!

Hak ile batılı ayıramaz duruma geldik. Ümmetin içinde bulunduğu şu hale bakın! Birbirimizi kenetlemek, kalpleri telif etmek, barışı hâkim kılmak gerektiği yerde, ayrılık tohumları ekmek suretiyle fitne ve fesadı körüklüyoruz. Suriye’de er geç “akıbet-nitelik”galip gelecektir.


İSLAM BİRLİĞİ :Sonunda çözüm her yerde söylenmeye başlandı. Nihayet insanlar tüm Müslümanların kurtuluşu için tek yolun birleşme olduğunu görmeye başladılar.



Dünyada akan kanın durması için Müslümanlar birlik olmalı.
Filistin’de çocukları öldürüyorlar Kafirlerin iddialarının aksine, dinimizde çeşitli ayrımlar vardır. Biz erkek, kadın, çocuk, yaşlılar arasında ayrım yaparız. Elinde silah taşıyan savaşçı ile bilgi toplayarak, saldırıları savunarak bizimle savaşa yardım eden birdir, o da savaşçıdır.

Müslümanlar arasında sivilleri öldürmekle tehdit ediyor’ Onlar Filistin’de kimi öldürüyorlar? Sadece sivilleri değil, çocukları öldürüyorlar. 

Amerika basını tekeline almış ve büyük medya gücüne dayanmıştır.
Filistin yalnız olduğunda, Afganistan yalnız olduğunda, Mısır yalnız olduğunda hepsi tek tek kan denizinde boğuluyorlar. Müslümanlar birlik olup tek yumruk olduklarında, tek güç olduklarında, tek bir lider etrafında birleştiklerinde artık hiçkimse Müslümanlara zulmetmeyi göze alamayacaktır. Sonunda meydanlarda “Çözüm: İslam Birliği” pankartları yükseliyor. Tüm Müslüman alemi yapılan her toplantıda, her konferansta, her konuşmada tüm dünyada Müslümanların gördüğü ağır zulmün kalkması için birleşmek gerektiğini söylemelidir. Şii demeden, Sunni demeden, Caferi demeden tüm Müslüman alemi birleşsin artık.

Hristiyan alemi birleşiyor da Müslümanlar niye birleşmesin? Olabildiği kadar yokuşa sürüyorlar. Halbuki “İttihad-ı İslam’ı istiyoruz” deseler en büyük farz yerine getirilmiş olacak. Allah’ın çözüm olarak gösterdiği yol tutulmuş olacak. Müslümanlar “Ey Hristiyan alemi birleşin müslümanları kurtarın” dememeli, “Ey Müslüman alemi birleşin müslümanları kurtarın”demeli. BakınSuriye’de kimyasal silaha maruz kalan zavallı çocukların haline, aşağıdaki videodan seyredin:



Hemen şimdi İslam Birliği!

Bakın şu anda dünyanın dört bir yanında şehit edilen Müslümanların adı bile anılmıyor, isimleriye zikredilmiyorlar, sadece sayıları söyleniyor. Dünyanın dört bir yanından hiç durmadan feryatlar yükseliyor. Sadece Filistin’i kurtarmak yetmez, o zaman Mısır ne olacak? Peki ya Afganistan, Somali, Arakan, Libya ve Suriye ne olacak? Uyan artık Müslüman alemi! Tek bir Müslüman daha şehit edilmeden uyan!

 Hep birlikte “Tek Çözüm islam Birliği” diye haykır! Artık tüm Müslüman alemi birleşsin. Müslümanların birlik olması siyasi bir gereklilik olmanın ötesinde Allah’ın farzı. Biz, “olur mu olmaz mı, izin verirler mi vermezler mi, engellerler mi engellemezler mi” diye tartışmakla değil, taşın altına elimizi koymakla yükümlüyüz.

Adetullah açık: Allah zulümde dayanışanın kapısından belayı eksik etmez, iyilikte ittifak edeni ise mutlaka galip kılar.


MÜSLÜMANLARIN BİRLİĞİ : Cenâb-ı Hakk (c.c.), Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmalarını emrediyor. Bütün dünyada yaşayan ehl-i îmanı bir çatı altında toplanmaya ve bir şemsiye atlında birleşmeye davet ediyor.


Muhterem Kardeşlerim!

 Putperestlere, kâfirlere dahi Cenâb-ı Hakk’ın kapısı açık. Vaktaki gelip, kelime-i şahadet getirip, “Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Rasûlüh” dedikleri an İslâm binasına, İslâm çatısının altına kabul ediyor. Ömür boyu Allah’a şirk koşsa dahi, kelime-i şehadet getirip, Allah’ın varlığını birliğini kabul ettiği an, Cenâb-ı Hakk o kulu kabul ediyor ve İslâm dairesine alıyor. Şu dinin güzelliğine bakın. Cenâb-ı Hakk’ın şu merhametine bakın. İslâm dininin şu muazzam anlayışına bir bakın.

Allah (zü’l-celâl ve tekaddes hazretleri) insandan daha değerli bir varlık yaratmamıştır. Ayet-i kerimede onu ahsen-i takvim yani en güzel şekilde yarattığını bizlere haber vermektedir.[1] Yerdeki ve göktekilerin en mükemmeli olarak insan halkedilmiştir. Ancak insanoğluna verilmiş bu üstünlüğün, mükemmelliğin devam edebilmesi için, ona bazı vazifeler yüklemiştir. İnsanın, bu kurallara uymadığı zaman, derecelerin en alt seviyesine indirileceğini bildirilmiş.

Öyle ki meleklerden daha üstün yaratılan insanoğlu hayvandan daha aşağı bir dereceye indirilmektedir.Akıl nimeti verilen insanın, niçin yaratıldığını düşünüp, Allah’ın koymuş olduğu kanun ve nizama uyması, ahlak ve anlayışa sahip olması gerekmektedir. Cenâb-ı Hakk, insanın Kur’ân’a harfiyyen biat etmesini, aynı inanç ve ahlak ilkelerine bağlanmasını emretmiştir. Vaktaki bir millet Kur’an’ın inanç ve ahlak ilkelerini terk ederse o millet yoldan sapmıştır. O kavim o milletin huzur ve mutluluğa ulaşması asla mümkün değildir. Neticede hepiniz, daha önceki kavimlerin sonlarını biliyorsunuz. Hepsi çıkmaz sokağa girmiş, Cenâb-ı Hakk bunları helâk etmiştir. Fakat Allah (c.c.), Müslümanlara yol göstermiştir. İlahî nizam, îman birliğinde ve ahlak güzelliğinde gizlenmiştir. Bundan dolayıdır ki, Kur’ân-ı Kerim, insanları tevhide, ilahî muhabbete, îman kardeşliğine, Allah’a ibadete ve Allah’ın rızasına davet etmektedir.

İslâm, ne güzel bir din! Kur’ân, ne mübarek bir kitap! Kur’ân’a uyanlar için, ondan ayrılmayanlar için, parçalanma yok, birlik ve beraberlik var. Kur’ân nizamına giren, Kur’ân ahlakına sahip olan, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) ve ashabını örnek alan bir toplum için tefrika yok, fitne yok. Ashab-ı kiram hep beraber yaşamışlar. Hatta bir çanaktan yemek yemişler. Peygamberimiz (s.a.v)’in çevresinde dört yüzün üzerinde ashâb-ı suffe vardı. Bunlar evsiz barksız insanlardı. Çoluk-çocukları yok, ev-barkları yok, barınacak hiçbir yerleri yoktu. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in çatısı altında kalıyor, onun üniversitesine gidiyorlardı. Ona biat etmiş ve ona teslim olmuşlardı. Hiçbir zaman hallerinden şikâyetçi olmamışlardı.

Biz ne yapıyoruz? Azıcık bir şeyimiz noksan olsun, her hangi bir dünyalığımız olmasın hemen şikâyet ediyoruz. Hatta öyle ileri gidiyoruz ki isyan ediyoruz. Nedir benim çektiğim Yâ Rabbî? Ben ne yaptım sana? Sen Allah’a ne yapabilirsin ki? Allah senin için öyle dilemiş, öyle nasip etmiş, öyle takdir etmiş! O sana neyi münasip görmüşse, sana neyi nasip etmişse ona razı olacaksın. İsyan etmeyeceksin. Ashab-ı suffe gibi kanaatkâr olacaksın, Allah’ın takdirine razı olacaksın. Kur’ân’ın emrettiği ahlâk budur. Peygamber (s.a.v.)’in ahlâkı budur. Ashabın ahlâkı budur.

BİRLEŞMEDİK, BİR LEŞ OLDUK : Yaratıcımız, Yaşatıcımız ve Yöneticimiz Allah’ın “Şayet Müminlerden iki devlet veya grup savaşırlarsa aralarında barışı gerçekleştirin… Şu bir gerçek ki, Müminler ancak sadece kardeştirler.


O halde Mümin kardeşlerinizin arasını düzeltin...
Bir topluluk diğer topluluğu alaya almasın..(Hücurat S.9-11) İlahi talimatlarının hiçe sayıldığı bir isyankâr topluluk haline dönüştürüldük. 

Yeni nesil gençlerimiz, Müslümanların bu perişan haline bakıp paniklememeli. Ve barış dini İslam nizamına soğumamalı. Çünkü müminler arasında hased ve çıkardan beslenen nefsi kavga ve savaşları İslam Dini asla tasvip etmemektedir! Bilakis her insanın, canını ve malını haksız yere almayı, namuslara tecavüzü, inançlara şiddet ve yasağı ve birbirine hakaret etmeyi ebedi haram kılan İslam ismiyle yüce bir dinimiz var! Ama yaşanmayan ve içilmeyen ilacın kime faydası olur ki!

Modern ve medeni dünya diye yutturulan ve “Tek Dişi Kalmış Canavar” olan Hristiyan haçlı âlemi, daha dün Siyonistlerin oyunlarına alet olup birbirini yemediler mi? Birinci ve İkinci Cihan Savaşlarında milyonlarca Hristiyan birbirlerini öldürmediler mi? Avrupa ülkeleri birbirlerini işgal edip, şehirleri yerle bir etmediler mi? Açlık sefalet ve işgal sebebiyle toplu göçleri yaşamadılar mı? Hâlâ Kırım ve Ukrayna’da aynı ihanetleri yapmıyorlar mı?

Japonya’yı teslim alan Hiroşima’ya atılan atom bombasını ve öldürülen yüz binlerce insanı ne çabuk unuttuk?

Çıkarları için birbirlerini öldürmekten çekinmeyen Hristiyan haçlı dünyasının insanlığa sunacağı hiçbir sevgi ve barış örneği yoktur!

“Dışarıdan bakınca o kâfirleri birlik ve beraberlik içinde sanırsın; oysa kalpleri darmadağınıktır. Bir inanç etrafına toplanıp da gönül birliği ile hareket edemezler… (Haşr 14)” ilahi mesajı kâfirler topluluğunun kıyamete kadar birleşemeyeceklerini, sadece bizleri yutmak üzere birlik gözüktüklerini haber vermektedir!

Bizler ise, Haçlı-Siyonist çıkar ittifakına karşı birleşmeyi başaramayınca her yerde birlikte ağlıyoruz! Aramızdaki ihtilaflarımızda değil, ittifaklarımızda bile birleşmeyi sağlayamadık. Birbirimizi ihanetle küfürle damgalamaya devam ediyoruz!

22.10.2014

ÇÖZÜM İÇİN HER ŞEYE DEĞER : 80’leri, 90’ları kana boyayan düşük yoğunluklu savaş düzeninin aynen devamı isteniyordu. 2002’de halkın teveccühüyle iktidara gelen yeni siyasi anlayışın kandan beslenen statükoyu bozacağı anlaşıldığı için “iyi saatte olsunlar” hareket geçti.

STAR / Fadime ÖZKAN



Sarıkız, Ayışığı, Balyoz... planlandı, kaos üretim merkezleri işbaşı yaptı. Bugün olduğu gibi dün de hem siyasi hem sivil irade buna prim vermedi, işine baktı. Ekonomide siyasette demokratikleşmede sağlanan istikrar sayesinde darbe planları çöp oldu.

* * *

Zinde güçler 2007 cumhurbaşkanlığı seçimleri arefesinde tekrar kıpırdandı. Bu defa kan dökerek dehşet salmak, toplumu ve siyaseti püskürtmek istediler. Hrant’ı vurdular! Danıştay saldırısı, Rahip Santaro cinayeti, Zirve katliamı Türkiye’yi 90’lara döndürebilmek, toplumu eskiden işe yarayan Kürt-Türk, Alevi-Sünni, laik-dindar fay hatları üzerinden bölüp parçalamak, Ermeni düşmanlığı yaymak içindi. Hiçbiri tutmadı.

* * *

Sonra 7 Nisan e-muhtırası yayınlandı. Özden Örnek günlüklerinde yazdığı gibi toplumun bir kesimini Cumhuriyet mitingleri adıyla meydanlara çıkartıp siyasi sonuç almak, başörtüsüyle Çankaya’ya çıkmaya cüret edenlere hadlerini bildirmek istediler. Olmadı. Hükümet e-muhtırayı sahibine iade etti. Toplum siyasete parmak sallayanlara “önce o parmağını indir, bir daha da görmeyeyim” dedi.

Yüzyıllık parantezi kapatmak, 30 yıldır kanayan yarayı sarmak için girişilen çözüm çabaları her seferinde başa döndürüldü. Demokratik açılım, Habur süreci, Oslo görüşmeleri küçük hesaplarla, sofistike sabotajlarla sonlandırıldı.




21.10.2014

HSYK seçimlerinin gösterdiği gerçek : HSYK seçimleri bir dönüm noktasıydı ve o dönüm noktasını Türkiye ve çoğulculuk kazandı. Bu siyasete de örnek olacak"Yeni Türkiye"ye gidişin ilk önemli adımı. Böylece yargı mensupları, HSYK seçimlerini normalleştirerek ülkeye nefes aldıran bir çıkışa öncülük etti.



Sonuç ilk adım için başarılı olsa da yargıdaki tablo kaygı yaratıyor. Seçim sonuçlarına bakın, Yargıda Birlik Platformu'nun en yüksek oyu 5800...İkinci sırada, Paralel Yapı geliyor.
Aldıkları oy ortalama 4500 civarında. YARSAV ve Yargıçlar Sendikası'nın ortalaması ise daha aşağılarda. Geleceği öngöremeyen ve zikzaklar çizen YARSAV bir anlamda yargının CHP'si pozisyonunda.
Ortaya çıkan tablo, "Paralel Yapı"nın yenilmesine rağmen yargı içinde ciddi bir güç olduğunu gösteriyor. Bu da yargının geleceği adına "korku" yaratıyor. Çünkü ortada vicdanıyla hareket etmediğini, tek merkezden gelen emirlerle karar verdiğini, siyaseti dizayn etmek için her şeyi yaptığını ve dinleme kararlarıyla topluma kâbus yaşattığını bildiğimiz bir yargı gücü var. O gücün neler yapabileceğini aylar önce Hanefi Avcıanlatmıştı:

"Kamu kurumunda çalışan her kişi kendi elde ettiği bilgileri, cemaate aktarıyor. Bu yukarıda birleştiriliyor. Büyük bir havuz oluşturuyorlar. Sonra kime dava açılacak, kim tutuklanacak yukarıda karar veriyorlar. Önce olayı kendileri yakın medya üzerinden sızdırıyorlar. Sonra polis savcının işini yapıyor. Tespit tutanağı fezlekeye geçiyor. Fezleke iddianame oluyor. Savcılar şikâyet dilekçilerini dikkate almıyor. Tanık üretiliyor. Bu adamların çalışma biçiminin gösterilmesi lazım."

Paralel'in en organize kumpası : Ama hiçbiri İstanbul ve İzmir'de yürütülen Askeri Casusluk ve Fuhuş Davası kadar somut ve pervasız değil

Bundan daha açık ve net bir kumpas olamaz.

Bir süre önce o davada yargılanan 400 TSK mensubu sanık ve farklı kurumlardan mağdur edilen 1500'e yakın bürokrat Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ortak bir mektup gönderdi. Mektup şu tespitle başlıyor: 
"Paralel yapı tarafından kurulan Ergenekon, Balyoz, Selam-Tevhid ve diğer kumpas dosyaları ile mukayese edilmeyecek ölçüde tarihin en organize kumpası olan Askeri Casusluk kumpasları, alçakça ve ahlaksızca binlerce masum bürokratı hem casus hem de fuhuşçu olarak tasfiye etmek ve itibarsızlaştırmak için oluşturulmuştur." 

Bugüne kadar o davada daha çok yargılanan 400 civarındaki askeri kişinin mağduriyeti dile getirilmiş ama şu önemli ayrıntı fark edilmemişti:
"Davada sözde mağdur olarak fişlenen bürokratların mağduriyetleri..."Ne anlama geldiğini söyleyelim...

Casusluk davasıyla asker içindeki önemli isimler tasfiye edilirken, ona paralel Türkiye'nin en önemli kurumları olan TÜBİTAK'ta, Hazine Müsteşarlığı'nda, Merkez Bankası ve BDDK'da da 1500 bürokrat elimine edilecekti. Nasıl edildiğini mektuptan okuyalım:

"Bu bürokratlara, mahkeme sonucunu beklemeksizin en hafifinden en ağırına kadar çeşitli disiplin cezaları verilmiş, bazıları görevden alınmış, hatta bazıları da meslekten ihraç edilerek adeta bir kıyım yapılmıştır." 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, "Bu karanlık yapıyla samimi mücadelenizi içtenlikle destekliyoruz" diye seslenen sanık ve mağdurlar, Devlet Denetleme Kurulu'nu, yeni HSYK'yı göreve çağırırken, hükümeti de uyarıyor:

"Hükümet, paralel yapıyla mücadelede sonuç almak istiyorsa öncelikle Askeri Casusluk kumpaslarını deşifreye yönelik ciddi adımları atmalıdır.
Çünkü bu kumpasları diğerlerinden ayıran en önemli özellik, paralel yapının kadrolaşmalarında engel gördüğü tüm bürokratları tasfiye etmeleridir."

SABAH / 

İslam Medeniyeti'ni kurmak için Müslümanlar bir güç meydana getirmeli diyorsunuz. Müslümanların bir ordusu olmadan nasıl gerçek bir güce ulaşabiliriz?

Eğitilmiş Halk Kitleleri Bir Güçtür





Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin Derslerinden Ailenin Önemine Dair Notlar


Medeniyet kurulabilmesi Müslümanların ümmet olmasına bağlıdır. Ümmetin küçüğü cemaat, cemaatin küçüğü ise ailedir. İslam dini de bir medeniyet kurmak için geldiğine göre aileyi kuvvetlendirmek zorundadır. Bir ailede bile İslam medeniyetini kuramayanların ümmet olarak medeniyet kurabilmeleri mümkün değildir. Ailesinde İslam medeniyetini tesis edemeyenler, alemde mi tesis edecekler?

Bir fert cahiliye cemiyetine karşı duramaz, alternatif olamaz, cemiyetle boy ölçüşemez. Cahiliye cemiyetine alternatif olabilmemiz ona cemiyet olarak karşı durmamıza bağlıdır.Alternatif olamadığımızda başarıya ulaşamayız.Cemiyetin küçüğü aile olduğuna göre cahiliyeye karşı duruş ailede başlamalıdır.Öncelikle ailede sağlam bir inanç meydana getirilmelidir.

Aile huzuru yalnızca kendi huzurumuz için değil, yeni bir nesil meydana getirebilmek, aydın-alimler yetiştirebilmek, çocukların İslam’a hizmet eden birer fert olmaya özenmesi için de şarttır. Çünkü çocuk İslam’ı ailesinde tanır ve aile yaşantısıyla kıyaslar. Ailesinde huzur görmeyen çocuk anne ve babası İslam’ı yaşayan aileler ise huzursuzluğu İslam’ın suçu zanneder, onlar gibi olmak istemez ve İslam’dan soğur. Bugün evde yaşanan huzursuzluklar sebebiyle çocuklarımızı kaybediyoruz.

Yaşadığımız ortam; batı medeniyetinin tesirinde olduğu için kadını da, erkeği de etkilemiştir. İsterse kadın ya da erkek bu medeniyetin karşısında yer alsın. Yine de ortamın tesirinde kalmaktadırlar. Yani sadece Müslüman olmak ortamın etkisinden kurtulabilmek için yeterli değildir. İslamî ortamlar (aileler) oluşturmak gerekmektedir.

Televizyonlardaki programların erkeklere gevezeliği öğretmesi, kadınlara da erkeği adam etme görevini vermesi aile huzurunu etkilemektedir. Kadın kadın gibi davranmazken,erkek de erkek gibi davranmayı kaybetmektedir. Bugün kadınların bir çoğunda itaat ve haya eksikliği varken,erkeklerin bir çoğunda ise vâkar,idarecilik ve ciddiyet eksiği oluşmuştur.

Aile meselesine öncelikle Kur’an ve sünnet doğrultusunda bakmalıyız. Bir medeniyet kitabı olan Kur’an’ı Kerim, aile hukukuna da değinmiştir elbette. Mü’min erkeklerle mü’min kadınları birbirlerinin yardımcı,dost ve velileri olarak nitelemiştir. İman bağı onları kardeş yaptığından eşler birbirlerinin hem Müslüman kardeşi hem de eşidir. Kur’an eşler için; “Siz onlar için bir elbise onlarda sizin için bir elbisedir” 1 buyurmuştur.
Rabbimiz; “Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler”2 buyurmuştur. Ayetin devamında bunu iki şeye bağlamıştır. 1-Allah (c.c.) insanların kimini kimine üstün kılmıştır. Erkek ise idarecilik yönüyle kadından üstün yaratılışa sahiptir. 2- Erkek kendi malından hanımı ve çocukları için harcar.
Ayet genel duruma göre hüküm koymuştur. Genellikle erkekler gerek idarecilik gerekse bazı kabiliyetler açısından kadından üstündür. Müslüman kadın bunu içtenlikle kabul etmeli ve gereksiz üstünlük tartışmaları ile ailenin huzurunu bozmamalıdır. Ailede mutluluğu sağlama görevi daha çok kadınındır ve güzel meziyetlere sahip bir kadın ailenin huzur kaynağıdır.
Erkeğin kadına üstün kılınması, erkek için bir üstünlük taslama sebebi olmamalıdır. Bu, Allah azze ve cellenin verdiği bir özellik ve bir nimettir. Nasıl ki insanın uzun boylu oluşu veya güzel oluşuyla övünmesi çirkin bir ahlâk ise; erkeğin de kendisine verilen bu kabiliyetler ile övünmesi doğru değildir. Bu özellikler kendisine, evde düzen ve huzurun sağlanması için verilmiştir ve onun için büyüklük taslama sebebi değil, olgunluk sebebi olmalıdır.
Allah(c.c.)’ın kulları arasında adalet esastır, eşitlik değil. Toplumda ve ailede herkesin gücüne göre yükümlülükler alması adâlet ve huzuru sağlayacaktır. Buna göre kadının kendini erkekle eşit görmesi bir marifet değildir. Kadının kendini kocasıyla eşit görmesi sebebiyle isteklerinde ısrarcı olması, erkeğin de kendi üstünlüğünü kullanarak karısının ve çocuklarının hakkını gözetmemesi ailenin huzurunu bozar. Kadın ve erkek ailedeki yerlerini ve görevlerini iyi bilmeli ve ona göre davranarak aile huzurunu muhafaza etmelidirler.

Aile ile ilgili hadislerde daha çok kadınlara hitap edildiği görülmektedir. Allah(c.c.) kadının da erkeğinde Rabbidir. Birisini kayırması söz konusu olamaz. Demek ki huzur da huzursuzluk da daha çok kadından kaynaklanmaktadır. Fakat aslen huzursuzluğun sebebi; gerek kadının gerek erkeğin olgun davranmamasıdır. Bugün Batı Medeniyeti insanlardaki olgunluğu bitirmiştir. Evlilik için sadece akıl baliğ olmak yetmez. Reşid olmak da gerekmektedir. Kadınlar olgun davranarak her sorunu büyütmediklerinde huzursuzluk çıkmayacağı gibi aynı şekilde erkek de olgun davranmayıp basit meseleleri büyüterek anlayışsız davrandığında huzursuzluğa sebep olacaktır. Allah azze ve celle, kadını da erkeği de İslam davası ile mes’ul tutarak onları olgunlaştırmaktadır. 


SÜLEYMAN ŞAH NEYİNİZ OLUR? :Şimdi de başımızda bir Süleyman Şah meselesi var. Süleyman Şah türbesi, Suriye sınırımızın otuz kilometre dışında, karakolunda elli asker bulundurduğumuz bir tür adacıktır.

Tuhaf şey, Osmanlı'nın hemen herşeyini reddeden cumhuriyet, merhumun türbesine aşırı bir hassasiyet göstermiş, sahip çıkmış.
İşin matrağı, türbe bugün asıl yerinde de değil! Türbe, çakma türbe!


Bundan on sekiz sene mukaddem, iki dandik kayalık yüzünden az kalsın savaşa giriyorduk... Evet, bildiniz, Kardak.Türk hariciyesi, Tansu Çiller'in başını derde sokmak için onu kandırmış, Kardak kayalıklarının bizim olduğunu söylemişti. (Sorumlusu daha sonra CHP mebusudur.) Gönlü DYP ile MHP arasında biryerlerde sıkışmış kalmış olan Çiller gaza gelip celallenince, Yunanistan'la kapışmanın eşiğine geldik.
Sonuçta Amerika "ilk kurşunu atan bizi ciddi şekilde karşısında bulur" dedi, iki tarafın da maçası sıkmayınca ortalık mayna oldu.

Şimdi de başımızda bir Süleyman Şah meselesi var.
Süleyman Şah türbesi, Suriye sınırımızın otuz kilometre dışında, karakolunda elli asker bulundurduğumuz bir tür adacıktır. On dönümlük bir arazidir.
Türk toprağıdır. Sınırlarımızın dışında kalan tek toprak parçamızdır. Buna Kuzey Kıbrıs'ı da katalım mı? Ayıp olur, katmayalım.

KOLONYALİZİM İÇERDE : Türkiye'yi yeniden çiftlik gibi kullanmak isteyen kolonyalist beyler kâhyalarını birer birer "uyandırıyor" ve işe koşuyorlar


Gerçek şu ki, olağanüstü durum tespitlerinden hiç hazzetmem. Bu tür yorumların birbirimizi anlama çabasını sakatlayacağından korktum hep.
Fakat maalesef durum bu!
Artık adını koymak zorundayız.
Türkiye neokolonyal bir saldırı altında.
Olağanüstü günler yaşıyoruz. Türkiye aynı anda hem dış, hem de iç savaşla tehdit ediliyor.
Böylece bu ülke halkının siyasal direksiyonu elinde tutma iradesine kalıcı biçimde diz çöktürmeyi amaçlıyorlar.
İşte tam da bu yüzden...
Normal zamanlarda kimsenin ciddiye almayacağı tezler içerden ve dışarıdan topyekûn bir medya harekâtına dönüştürülüyor.

***

Keşke bütün bunlar sadece histerik bir sosyal tezahür olsaydı!
Oysa iş ciddi.
Türkiye'nin IŞİD'e destek olduğu tezinin nasıl bir virüs gibi yayılıp zihinleri esir aldığını gördük.
Bu kadar eğreti bir iddia üzerinden devasa bir kamplaşma yaratılmaya çalışıldığını inkâr edemeyiz.
Şimdi de başka korkular devreye sokulmak isteniyor.
Neymiş, bütün dünya Türkiye'nin NATO'dan atılması gerektiği fikrinde birleşmeye başlamış.
Neymiş, Türkiye'nin yakında dünyaya satacak ne malı kalacakmış, ne de aklı!
Yani pek eskiden beri bildiğimiz dışı ulusalcı, içi ezik Batıcı dil ve "bizi yakacaklar!" tehdidi!
Hesap açık...
İlk sıkıntıda çoluk çocuk yurtdışına yerleşecek tuzu kuru medya derebeyleri akılları sıra halkı korkutup sokağa itecekler...

***

Geçen ilkbaharda "Yeni kolonyalizm kapımıza gelip dayandı" başlıklı bir yazı kaleme almıştım, hatırlayacaksınız.
Orada şunu söylüyordum...
Siyasal ve kültürel oryantalizm bitti. Doğu'nun "renk"leri, yerel farklar, Müslümanların gelişme projeleri Batı için faydasını kaybetmeye başladı. Batı, kendisine benzediğini düşündüğü beyazları kolonlaştırarak dünyayı dizayn etmeye hazırlanıyor.
Bu kader mi peki?
Hayır! Elbette değil.
Her madalyonun bir de arka yüzü var. Karamsarlık gereksiz.
Ancak bu saldırıyı püskürtmek ve neo-kolonyal projeyi rafa kaldırtmak için çok çalışmak zorundayız.
İlk iş entelektüel ve siyasi donanımımızı güçlendirmek olmalı.

SABAH / 

18.10.2014

İRANLI KRİPTO YAHUDİLER VE BİLİNMEYENLER : Yahudilerin Dünyanın birçok yerine dağıldığı bilinmektedir. Bunların en bilinmeyeni ve dikkat edilmesi gerekenlerin başında da Kripto İran’lı Yahudiler gelmektedir.

Düşmanların en tehlikelisi, düşmanlığını gizleyendir .

Baktığımız zaman bugün ABD ve İsrail’in, İran’a neden bu kadar sinir olduklarının ve bir kaşık suda boğmaya çalıştıklarının pek çok gerekçesi vardır. Bunlar ‘’petrol, nükleer kontrol ve Siyonist düşmanlığı’’ şeklinde sıralanabilir. Bunun dışında ise bugün özellikle İsrail ve ABD’de çok etkin olan bir grubun varlığını ve onların İran’la olan bitmemiş hesaplarını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. İran’ı yerle bir etmek isteyenler sıralamasında en önde bulunan bu grubun ismi İran Yahudileridir.


İran Yahudilerinin tarihi çok eskilere dayanır hatta bugünkü tahrif edilmiş İncillerde bile sıklıkla zamanın Pers ülkesindeki Yahudilerden bahsedilir. Yahudilerin İran’da ne aradıklarına gelecek olursak, Babil kralı Nebukadnazar Kudüs’ü ele geçirdiği zaman Yahudilerin sürekli isyan çıkartmalarına çok sinirlenerek onları toplu halde bugünkü Irak topraklarına sürmüştür. Daha sonra Pers kralı Cyrus gelerek Babil’i ortadan kaldırır ve Yahudilere özgürlüklerini kazandırır ve hatta Kudüs’te yıkılan tapınaklarını yapmaları için izin bile verir. Bu demokratik ortamdan çok memnun kalan Yahudilerde İran’ı baş turistik gezi ve yerleşim alanları yaptılar ve o zamandan beri çocuklarına verdikleri isimler arasına ‘’Cyrus’’ ismini de katmışlardır. Bugün İsrail’de İran kökenli Yahudiler ‘’Mizrahim’’ adı verilen grup içinde yer alırlar. Mizrahim ‘’Doğulu’’ demektir ve sıklıkla soyadı olarak kullanılır. İsrail’de İran Yahudileri son derece etkindir. Mesela yanında çalışan kızlara tecavüz ettiği suçlamaları sebebiyle sinir buhranları geçiren, eski İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav, gerçek adı Musa Ghassab olan bir İran Yahudi’sidir. İran’ın Yezd kentinde doğmuş ve beş yaşında ailesiyle İsrail’e göç etmiştir ve Farsçası ileri derecede iyidir.

IŞİD’E YAPILACAK OPERASYON NE ANLAMA GELİYOR? OYUNU GÖRELİM AMA OYUNA GELMEYELİM



IŞİD üzerinden yapılacak operasyon, 

Kısa vadede
İran’ın önünü açmayı, 
Türkiye’yi kuşatmayı, 
Müslümanları birbirine kırdırmayı, 

Orta vadede, 
Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirmeyi

Uzun vadede ise
İslâm dünyasını tam ortadan ikiye yararak, 
Selçuklu ve Osmanlıların gayretleriyle kurulan 
1000 yıllık Ehl-i Sünnet omurgayı çökertmeyi amaçlıyor!



O yüzden, Türkiye’nin dikkatli olması gerekiyor!

Oyunu görelim ama oyuna gelmeyelim, diyorum.

IŞİD, İngilizler tarafından Suud üzerinden icat edilen bir maşa. İngilizlerin, IŞİD'e yapılacak hava operasyonunda yer almayacaklarını açıklamaları, bunun en son göstergesi.
Şunu iyi bilelim: Batılıların IŞİD’e yapacakları operasyon, Türkiye’yi vurmayı, kuşatmayı amaçlıyor.
*
İran da, IŞİD de Batılıların taşeronu.
Batılılar, İslâm dünyasını tam ortadan ikiye yarmak, Selçuklularla Osmanlıların 1000 yılda onca çileyle inşa ettikleri Ehl-i Sünnet omurgayı çökertmek istiyorlar.
Pakistan ve Mısır çökertildi, şimdi sıra Türkiye’de.
Asıl hedef IŞİD değil, Türkiye!

SORMAK GEREK, NASIL OLUYOR DA, DAHA DÜN ORTAYA ÇIKAN BİR ÖRGÜT, İKİ ÜLKENİN TOPRAKLARINDA SAVAŞ VEREBİLİYOR VE 44 ÜLKEDEN OLUŞAN BİR KOALİSYONA KAFA TUTABİLİYOR, DÜNYAYA MEYDAN OKUYABİLİYOR. BÖLGEDEKİ DİĞER ÖRGÜTLERLE HESAPLAŞMAYA GİREBİLİYOR...

Madem bu kadar güçlüydüler, neden bu güçlerini Suriye ya da İsrail’e karşı göstermediler..
Madem Hilafet devleti ilan edeceklerdi, neden mesela Ürdün gibi kolay lokma olan Hicaz yolu üzerindeki bir noktadan yükseltmediler hilafet bayraklarını..

Cevabını arayan bir çok soru var..
Mehdiyet, Mesihiyet ve Hilafetten söz ediyorsanız, bunun ana coğrafyası Şam-Kudüs.. Hilafet kültürü Hizbuttahrir sebebi ile Suriye’de çok güçlü.
Şerif Hüseyin İngilizlerin Vahdettin sonrası halife ilan etmedikleri isim değil mi idi..

IŞİD Ebu Gureyb’de doğdu diyorlar.. ABD Irak’tan çekilince, serbest kalan bir grub El Kaide üyesi, Suriye’ye geçip El Nusra ve diğer selefi örgütler içinde yer alıyor, daha sonra bulundukları yerlerden, yanlarına aldıkları arkadaşları ile ayrılıp ayrı bir çok uluslu cephe kuruyorlar..
Selefi ağırlıklı ama, her ırktan insan var. Avrupa’dan, Asya’dan, Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan, Arap yarımadasından, Türkiye’den, her yerden.. Suudiler bu işi yakından takip ediyorlar.. Eş zamanlı olarak tabi ki, Fransa, İngiltere, ABD, İsrail ve Rusya, Vatikan da.. İran istihbaratı da izliyor, Türk istihbaratı da..

Suudilerle İran arasında gizliden gizliye yürütülen bir temas yanında güçlü bir rekabet ve örtülü bir savaş da var.. İran, Irak ve Suriye üzerinden Arabistan’ın kuzey yakasını kontrol altına almaya çalışırken, güneyden de Husi ayaklanması ile Suudi Arabistan’ı kuşatmaya alıyor..
Suudiler onun için bölgedeki Selefi savaşçıları destekliyor ve bunları İran’a, Şiilere karşı kışkırtıyor..

IŞİD kısa sürede, bölgedeki marka olamamış örgütleri de bir araya getirerek Irak’a yöneldi.. Hedef Musul ve Bağdat..
Irak’ta Şii yönetimden intikam almak için fırsat kollayan, Saddam’a yakın aşiretler, Cumhuriyet ordusunun asker ve subayları ve Cumhuriyet ordusunun gizli silah depolarını verecekleri, birlikte Bağdat’a yürüyecekleri bir örgüt arıyorlardı. IŞİD bu rolü üslendi.. Arap aşiretlerinin cepheye katılmaları ile sayıları 10.000’leri buldu.. Musul’da, Arap aşiretlerinin temsilcileri, ellerine IŞİD bayrağını alıp sokağa çıkınca Irak askerleri silahlarını bırakıp kaçtılar.. IŞİD de yönetimi ele geçirdi.. Musul’daki askeri birlikler ve hava alanında uçak savaşlar, hatta uçak, helikopter, zırhlı taşıyıcılar, radarlar, kısa ve orta menzilli füzeler.. Artık silah bakımından, mühimmat bakımından eksiklikleri yok. Hatta gizli Cumhuriyet Ordusunun kimyasal silah stoklarının da IŞİD’in elinde olduğu söyleniyor..
Dahası Musul Merkez Bankası’ndaki milyarlarca dolar petrol parası da IŞİD’in eline geçti.. Sahip olduğu para ve silah gücü ile IŞİD bir anda marka oldu ve diğer bölgedeki küçük gruplar bir anda IŞİD’in saflarına katıldılar..

IŞİD öyle bir marka oldu ki, halen dünyanın bir çok yerinden yeni insanlar katılıyor.. Çoğu tekbir sesleri ile bir şehre girip zirveye Kelime-i Tevhid bayrağı dikmeyi, putları devirmeyi, dünyaya kafa tutmayı büyük bir zafer olarak görüyor..  

16.10.2014

Gezi Parkı eylemleri sırasında ilk kez Türkçe kapak hazırlayan ve provokatif başlıklarıyla Erdoğan'a saldırılarda bulunan Alman Der Spiegel dergisi "Berlin Federe İslam Devleti"kuruldu.




Almanya "Hilafet Devleti" kurabilir mi?
Evet kurabilir... Peki Almanya kendi başkentinde bir"Hilafet devleti" kurabilir mi?
Bal gibi kurabilir. Nitekim bunu hayata geçirmişlerdir. 90'lı yıllarda Almanya'da "Berlin Federe İslam Devleti"kuruldu.
Büyük bir binaya bu tabela aynen asıldı. Yıllarca o devlet tabelasını hem seyretti hem de destekledi Almanlar. Cemalettin Kaplan'dı bu Almanya'- da kurulan Hilafet Devleti'nin başındaki kişi. Müridleri, spor salonlarında tahtadan yapılmış tüfeklerle "Rap rap" koşuyor, gövde gösterisi yapıyordu binlerce kişi önünde. Türkiye Kaplan'ın iadesini istiyordu ama Almanlar asla yanaşmadı buna. Yıllarca başkentlerinde Federe İslam Devleti'ni bağırlarına bastılar. Ne olur ne olmazdı? Bir gün lazım olurdu bu "Rap rap" koşanlar. Peki İngilizler bir Hilafet Devleti kurabilir mi? Ohoo bunu en iyi yapan ülkelerin başındadır İngilizler. 1800'lerde Hilafet İstanbul'daydı. Hollandalılar Doğu Hindistan'ı ele geçirmiş zulüm yapıyordu Müslümanlar'a.
İngilizler de Batı Hindistan'ı işgal etmişti. Ruslar Kırım ve Orta Asya'ya dalmıştı. Çin ise Kaşgar Emiri ve mahiyetine saldırmıştı. Dünyanın dört bir yanından İstanbul'daki Halife'ye "İmdat" çığlıkları geliyor, yardım isteniyordu. İstanbul yardıma hazırlanırken Rusları bela ettiler Osmanlıya. 1876'da Osmanlı-Rus savaşı patlak verince durum birden değişti. İstanbul'a "İmdat çığlıkları" gönderen dünyanın dört bir yanında zulüm altındaki Müslümanlar harekete geçti. Osmanlı'ya yardım etmek için sadece Hindistan'da tam 125 bin altın toplandı.
Hindistan'daki Müslümanlar İngilizler'e bir de ültimatom verdi: Ya Ruslar'a karşı Osmanlı'nın yanında yer alırsınız ya da burada seyirci kalmayız gereğini yaparız.Hindistan'daki İngiliz vali durumu Foreign Office'e bildirdi. "Büyük Britanya Ruslar'la savaşta Osmanlı'ya eşlik etmeli yoksa burada cihad tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir, Hindistan'ı kaybedebiliriz" dedi.
1880'de İslam düşmanı Gladstone İngiltere'de iktidara geldi. Gündemde önemli bir madde vardı onlar için. İstanbul'daki Halifeliği bitirmekti tek gayeleri. "Bunun tek yolu var" dedi İngiliz aydını Wilfried Scaven. "Halifeliği Osmanlı'dan alıp Mekke'ye taşımalıyız.
Mekke'de bir Arap Halife çıkarmalıyız.
Hindistan'ın güvenliğini sağlayacak tek yol budur." 
O tarihten itibaren tüm güçlerini ve kudretlerini bu ideal uğuruna harcadılar.

Arap kabileleri kullanarak Mekke'ye girip 150 bin Türk'ü üç gün boyunca sürecek vahşetle şehir girişinde tek tek kestirdiler. Başlarında Arabistanlı Lawrence vardı. Hilafeti Mekke'ye taşımaktan daha öteye geçip, Arabistan'da Vehhabilik adı altında yeni bir din devleti kurdular. Cetvelle sınırlar çizip Osmanlı'nın içinden 22 Arap ülkesi çıkardılar. Sınırlar öyle çizildi ki, Ortadoğu Sünni-Şii-Vehhabi diye parçalara ayrılıp, azınlıkların çoğunluğu yönettiği diktatörlükler haline getirildi. Ve yeni çıkan her ülkede her an mezhep çatışmaları yaşanacak şekilde sınırlar belirlendi. Bugün Ortadoğu'da yaşananların tamamında işte bu İngiliz AKLI'nın fitneci haritası vardır. İslam coğrafyasının her yerinden bugün de çığlıklar gelmektedir. Zulmü yapanlar aynıdır, tek değişen konuğu bu defa Hindistan'ın değil İsrail'in güvenliğidir. Ve İslam Dünyası'nda halk nezdindeki tüm çığlıkların geldiği adres Ankara'dır.YENİ TÜRKİYE bu çığlıkların farkındadır. Farkında olduğu için de elini kolunu bağlamak isteyen güçler içeride tekrarTERÖR HORTLAMASI'nı hayata geçirmek için bu defa ellerine cetvel değil maşaları almışlardır. İçimizdeki yerli maşalar kırılmadıkça çığlıkların yardımına koşmak zor görünmektedir. ANKARA, maşaları demir hurdası olarak çöplüğe atacak güçtedir bugün.
Bekleyin, sabredin ve görün...

TAKVİM : Bekir Hazar

BATININ İSLAMLA SAVAŞI : Komünizmle mücadele amacıyla kurulan NATO varlığını devam ettirmek için yeni bir düşman arayışına girer ve kendisine birinci düşman olarak İslam'ı seçer. Sovyetler'in yıkılışıyla son bulan 'kızıl tehlike'nin yerini 'yeşil tehlike' alır. 'Yeşil tehlike'nin en büyük tehlike oluşu sürekli işlenir.

 
Beyaz, Batılı, Hristiyan adam, emperyalist batı, her şeyi sömürdüğü gibi, dini de sömürür. Komünizme, üçüncü dünyadaki bağımsızlıkçı, millici, antiemperyalist akımlara duruma göre karşı dinciliği destekler.Yada pasifize eder.
Hristiyan Misyoner okulları açan odur. Osmanlı’nın son döneminde kurulan
İngiliz Muhipleri Cemiyeti , İttahak Terakki ,Jön Türkler
Yeşil Kuşak Projesi kapsamında; Afganistan, Pakistan, Türkiye, Mısır’da İslamcı siyasetleri, örgütleri, diktatörleri, darbeci generalleri destekleyen odur.
Devlet içinde Paralel Cemaati  : Cemaatlere muhtelif yapıları baronları destekleyen odur.
İç savaşlar çıkarmak için Irkçılık ve Milliyetçilik akımlarında her iki tarafa fitne sokan odur.
Bunları ülkeler yaptıran ve  arkada görünmeyen SİYON LİDELERİ dir 

EMPERYALİZMİN SİYASAL PROJESİ OLARAK ILIMLI İSLAM

ABD, “ılımlı İslam”ı dayatırken, tüm siyasi, iktisadi, toplumsal, kültürel, bilimsel, teknolojik araçları kullanmıştır. 


Algıları yönetip, toplum mühendisliği yapmıştır. İslam dünyasındaki iç dinamikleri kullanırken, mesela, Suriye’deki iç savaşta görüldüğü üzere, masum insanların kafasını kesip, bu görüntüleri, karşı oldukları Batının icadı olan kameralarla, cep telefonlarıyla kaydedip, yine Batı icadı sosyal medyaya yükleyenleri öne çıkarmıştır. 

Ama bu vahşeti yapanların, Esad’a karşı, ABD ile aynı safta olduklarını gizlemeye çalışmıştır. Ne kadar barbar olduklarını gösterip, ılımlı İslam’ın destek bulması için zemin hazırlamak istemiştir. 


Kendi desteklediği bu teröristleri vahşi olarak gösterip, ABD askerlerinin Ebu Gureyb hapishanesinde Iraklı esirlere yaptığı işkenceleri unutturmaya çalışmıştır.

Batı'nın İslam ile savaşı ( 1 )

Söyleyeceklerime delil teşkil etsin diye bu yazıda uzunca bir iktibasta bulunacak, gelecek yazımda ise Batı'nın İslam ile savaşının bugünkü uzantılarını ve uygulamalarını açıklamaya çalışacağım.
'1990 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecine girişiyle komünizmle mücadele amacıyla kurulan NATO'nun varlığını devam ettirmesinin de bir anlamı kalmamıştır. Bundan dolayı da NATO, varlığını devam ettirmek için yeni bir düşman arayışına girer ve kendisine birinci düşman olarak İslam'ı seçer. Sovyetler'in yıkılışıyla son bulan 'kızıl tehlike'nin yerini 'yeşil tehlike' alır. 'Yeşil tehlike'nin en büyük tehlike oluşu sürekli işlenir. 1990 yılının Ekim ayında Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı Orgeneral John Galvin, dünya barışını tehdit eden ana tehlikenin yerini yeni tehlikelerin aldığını belirtir. Bu yeni tehlikelerin başına da 'İslam köktenciliği ve terörizm'i yerleştirir.
'1991 yılında İngiltere Başbakanı Thatcher, gittiği Moskova'da: ' Artık Doğu-Batı zıtlaşması kesin olarak son bulmuştur. Yeni Kutuplaşma Batı ile Akdeniz ve Orta-Doğu havzasındaki fundamentalist (İslamcı) cereyanlar arasında oluşmaktadır' derken yine 1991 yılında NATO, yeni oluşturduğu konseptin 7. maddesine göre ''yeni düşman' çok boyutlu, çok sinsi, çok cepheli, çok yönlü, önceden bilinirliği son derece düşük tehdit ve tehlikelerin failidir' der. 1994 tarihinde NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda Fransız Bakan Leotard, 'NATO'nun kendisini İslamcı fundamentalizmden gelen tehdidi caydırmaya göre yönlendirmesi gerektiği'ni dile getirir. 1995 yılında NATO Genel Sekreteri Willy Claes, Independent gazetesine verdiği demeçte yeni tehlikeyi ismiyle birlikte işaret eder: 'Köktendincilik komünizmden daha tehlikeli, lütfen bu tehlikeyi küçümsemeyin.' Refah Partisi'nin yükselişine dikkat çeken Claes, 'Türkiye'nin fundamentalistlerin eline geçmemesi için desteklenmesi gerektiğinden' bahseder.

İslâm Cihad’sız, ümmet Mücahid’siz olmaz : İslâm’dan gayrisiyle amel etmek, İslâm’dan gayrisini sevmek ve savunmak, Müslüman’ın Müslümanlık iddiasını bitirir. ve IŞİD gibi mürted akımları getirir


Rahman ve Rahim olan 
Allah'ın adıyla

Muhakkak ki Hamd Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O'na sığınız. Allah'ın hidayet verdiğini saptıracak yoktur, saptırdığına da hidayet edecek yoktur. Ve şahitlik ederiz ki Allah'tan başka ilâh yoktur, O tektir ve ortağı yoktur. Ve yine şahitlik ederiz ki H.z Muhammed O'nun kulu ve Rasulüdür. 
 
Kıyamet öncesinde Alemlere rahmet olarak gönderilen Allah'ın Rasulü H.z Muhammed'e ailesine, ashabına ve onların yolunu yol edinenlerin üzerine olsun.

Hadislerde belirtilen Hz. Mehdi'nin öncü ordusu olan Siyah bayraklılar, 3.Dünya savaşında ağır darbe alacak ve dağılacak olan İran'ın doğusu ile Afganistan'nın batısında bulunan Horasan bölgesinde ortaya çıkacaklardır. Süfyan zamanında çıkacak olan bu ordu hedefleri Kudüs fethetmek yani İsrail'i ortadan kaldırmaktır. 

Bugün belli ki hadisleri dikkate alan Amerika,

 Türkiye,Irak ve Afganistan'da kurmuş olduğu üsler 

aracılığı ile Siyah Bayraklıları kuşatmaya çalışmıştır.

 Ancak, hadislerdeki gaybi konular

 Amerika'nın planı suya düşeceğini işaret eder.








SAHTE Siyah sancaklılar,
 Abbasoğulları içinden çıkar. 



SAHTE Siyah sancaklılar, Abbasoğulları içinden çıkar. Sonra bir başka defa da Horasan’dan çıkar ki; Takkeleri siyah, elbiseleri beyazdır.
Onların kumandanı Temim’den Şuayb bin Salih denilen bir adamdır ki, Süfyanî’nin adamlarını hezimete uğratır. 

Ta Beyt-i Makdis’e iner, Mehdî’nin hakimiyetine zemin hazırlar, ona Şam’dan üçyüz kişi yardım eder, onun hurucuyla Mehdî’ye emrin teslim edilmesi arasında yetmiş iki ay zaman vardır.”
(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi -42)

Sizler ( İkinci ) Horasan tarafından gelen siyah bayraklıları gördüğünüz zaman, derhal ona koşun. Çünkü muhakkak onların içinde Allah'ın halifesi (Muhammed bin Abdullah olan) Mehdi vardır.»




"Ve muhakkak Siyah Sancaklılar çıkar, Süfyanî ile harb ederler. O siyah sancaklıların içinde Beni Haşim’den bir genç vardır ki, sol avucunda bir ben vardır. Onun ordusunun başında, Temim’li Şuayb bin Salih diye çağrılan bir adam vardır. O kumandan Süfyanî’leri hezimete uğratır. Ve Süfyanî çıktığı zaman ordusunu Horasan ahalisine gönderir ve o ordu Mehdî’ye karşı çıkar. O (Süfyanî), Haşimî ile beraber olan Şuayb bin Salih’in kumandası altındaki siyah sancaklılarla “İstehar” kapısında karşılaşırlar. Aralarında büyük bir harb olur. Siyah sancaklılar galip gelir ve Süfyanî’nin ordusu kaçar. Bu sırada insanlar Mehdî’yi temenni ediyor ve arıyorlardır.”

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi -40)

"Süfyanî 360 süvariyle çıkıp, tâ Dımeşk’e geldiğinde, daha üzerinden bir ay geçmeden Kelb’den 30.000 kişi ona tabi olur. O da ordusunu Irak’a gönderir ve Zevra denilen bölgede 100.000 kişiyi katl eder. Ve Kûfe’ye çıkarlar ve orayı talan edip harab ederler. Bu sırada doğudan bir sancak çıkar ki, ona kendisine Şuayb bin Salih denilen Temim’den bir zat kumandanlık eder. Onların ellerindeki Kûfe ahalisinden olan esirleri kurtarır ve o Süfyanîleri öldürür.”

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-38)

"İnsanlar Onu (Mehdî’yi) gördüklerinde Şam’ın ebdalları ve Irak’ın aşiretleri ona gelir ve biat ederler. Ve Kureyş’ten bir adam çıkar ki dayıları kelbdir. Mehdî onları katledecek bir orduyu üzerlerine gönderir. Onlar mağlub edilip, ganimetleri taksim edilir. Ve Mehdî insanlar arasında peygamberlerinin sünnetiyle amel eder.”

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-40)

"Emr-i dinin başına geçecek olan zatın yani Hz. Mehdî’nin iki gaybubeti vardır. Birinci gaybubeti öyle uzun olur ki hatta insanlar onun vefat ettiğini bazıları da gittiğini zannederler. Ne bir veli ne de başkası onun nerede olduğuna muttali olamaz. Ancak onu idare eden ve mütevelli-yi umuru olan Cenab-ı Hak müstesna. İkinci defa Mekke dağlarında gizlenir. Kimse ona muttali olmaz.”



(El- İşâa Lieşrât-iss Sâat-88)

HZ MEHDİ’NİN GELİŞ TARİHİ

-Cenabu Allah Kurani Kerimde “Allah katında bir gün sizin saydıklarınızla bin yıl gibidir” El hacc 41 ayetinde buyrulmaktadır. Hz İsa Alah katında 2 gün kalacağına göre dünyada iki bin yıl geçmiş olacaktır o zaman buna Hz isanın gökyüzüne çıkış yaşını eklersek 2000+33=2033 yılında Hz İsa dünyaya gelecek.
Hz Mehdide Hz İsa dan öncesinden mücadele içine girmiş olacağına göre ve Sahte siyah sancaklıları dan tam 72 ay sonra Hz Mehdinin Gerçek Siyah Sancaklılarla görüneceğine işaret eden hadisi de katarsak
Hz Medi 2020 yılını işaret eder
En doğrusunu Allah Bilir

“Dünyanın sonuna bir gün kalsa dahi, Allah zulüm ve kötülükle dolmuş olan yeryüzünü adaletle doldurması için, bizden (veya benim Ehl-i Beyt’imden) bir kişiyi gönderecektir.
Selman; “Ey Allah’ın Resulü! Hangi oğlundan olacak?” diye sorduğunda, eliyle Hüseyin’in omzuna vurarak: “Bu oğlumdan.” Buyurdu.[1]
“Mehdi benim soyumdandır ve Fatıma’nın evladındandır “[2]
-“ Mehdi bizden ehlibeyt dendir.Allah onu bir gecede ıslah (olgunlaştırır) eder.[3]
-“Mehdi benim evladım dan bir adamdır. Rengi Arabi cismi israili cismidir.Sağ yanağında yıldız gibi parlayan bir ben bulunur. Evvelce zulümle dolu olan yeryüzünü adaletle dolduracaktır.Onun hilafeti döneminde yer ve gök ehli havadaki kuşlar bile ondan razı olacaklardır.”[4]
-“ Mehdi bendendir. Kamer burunlu ve açık alınlıdır. Zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak ve yedi yıl malik olacaktır.”[5]
2-Çıkış Alametleri;
-“Mehdi çıkmadan önce Ramazan içinde iki kez ay tutulması olacaktır.” [6]
-“ Mehdi çıkmadan önce Ramazan içinde güneş iki defa tutulacaktır.”[7]
-“Horasandan siyah bayraklılar çıkar ve İlya’ya (Kudüs e) bayraklarını dikene kadar onları kimse durduramaz.” [8]
-“Doğudan siyah bayraklılar çıkar onların yürekleri demir gibidir. Kim onları işitirse kar üzerinde sürünerek de olsa gitsin ve onlara  katılsın biyat etsin.” [9]
-“ Yakında size Horasan tarafından siyah bayraklılar çıktığını gördüğünüzde kar üzerinde sürünerek de olsa onlara katılın. Çünkü içlerinde Allahın halifesi Mehdi vardır.” [10]

KAYNA
Faydalanılan Kaynaklar:Geleceğin tarihi Orhan Baytan,Kuranda gizlenen Tarihler Serkan Tekin.
[1] Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c.1, s.99, hadis: 734; Sünen-i Ebî Davud, hadis: 3734; İtikad-ı Beyhakî, s.105
[2] Davut,hakim,İbni Asakir,Naim Bin Hammad
[3] Naim Bin Hammad,Ahmet Bin Hanbel,İbni Mace
[4] Ebu Naim,Rayvani
[5] Naim Bin Hammad, Ahmed Bin Hanbel,Müslim,Ebu yola,Ebu Davut
[6] Naim Bin Hammad
[7] İmam sürayki
[8] Ahmed Bin Hanbel, Naim Bin Hammad,Tirmizi
[9] Ebu Naim
[10] Naim Bin Hammad, Ahmed Bin Hanbel,Hakim,Ebu Naim,Deylemi
[11] Naim Bin Hammad
[12] Naim Bin Hammad
[13] Naim Bin Hammad
[14] Naim Bin Hammad
[15] Naim Bin Hammad
*****************************************************************
****************************************************************
C İ H A D
İslâm Cihad’sız, ümmet Mücahid’siz olmaz : İslâm’dan gayrisiyle amel etmek, İslâm’dan gayrisini sevmek ve savunmak, Müslüman’ın Müslümanlık iddiasını bitirir.

YENİ AKİT :Mustafa Çelik  Yazısı
 İmam Şafiî (Rh.a.) der ki: “Müslüman nerede olursa olsun, İslâm’ın hükümlerini üstlenmiştir.”  (el- Mebsut/ İmam Serahsi, C: 99, Sh: 99, Mısır/ 1324) İslâm’ın hükümleri saldırıya uğradığında harekete geçmek, “Ben Müslüman’ım” diyen herkesin ertelenme kabul etmeyen müşterek görevidir. 

Allah’ın dini İslâm’ın bir bütün olarak anlaşılmaması, dünya müstekbirlerinin en büyük sevdaları ve sermayeleridir. Çünkü dinini yarım anlamış, dininin bir kısmından vazgeçmeyi içine sindirmiş bir kişinin dönüp ben Müslümanım demesi, kendisini küfrün gönüllü askeri olmaktan kurtaramaz.