DİNSİZ VE DİNİMİZE GİRMİŞ BİDATÇILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DİNSİZ VE DİNİMİZE GİRMİŞ BİDATÇILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.12.2014

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN BU ÜLKEDE YILLARCA DOĞUM KONTROLÜ İHANETİ YAPTILAR VE NESLİMİZİ KURUTMA YOLUNA GİTTİLER : Neslin devamı için çocukların sayısının ortalama üç olması gerekmekte.Güçlü bir ekonomi ve Müslüman bir nesil için doğum kontrolü uygulaması yanlış tır ve Türkiye’nin geleceği için donanımlı bir genç nesle ihtiyaç vardır.


3  ÇOCUK TOPLAM NÜFUSU DENGEDE TUTAR : Dünyanın en önemli varlığı insandır. Ülkelerin en değerli varlığı ise nitelikli ve eğitilmiş insandır. Avrupa’da yaşanmakta olan problemlerin büyük bir kısmı genç nüfuslarının azalmasından kaynaklanıyor.
 Neslin devamı için çocukların sayısının ortalama üç olması gerekmekte.
Güçlü bir ekonomi ve Müslüman bir nesil için doğum kontrolü uygulaması yanlış tır  ve Türkiye’nin geleceği için donanımlı bir genç nesle ihtiyaç vardır.

Ekonomik kalkınma ve Müslüman bir nesil için Güçlü bir ekonomi ve Müslüman bir nesil için doğum kontrolü uygulaması yanlış tır  ve Türkiye’nin geleceği için donanımlı bir genç nesle ihtiyaç vardır.

SERT NÜFUS PLANLAMASI PETROL KUYULARINA BETON DÖKMEK GİBİ BİR ANLAM İFADE EDER

Fransa ve ABD toplumunda çok çocuklu ailelerin sayılarının yükselmekte,
Birçok gelişmiş ülke genç nüfusun öneminin farkında, bizim de bu konuda bilinçli hareket etmemiz gerekir. Ülkemizde tabii kaynaklarımız sınırlı, ülkemizi, nitelikli insan kaynağımızla, nüfusumuzla zenginleştirerek kalkındırabiliriz
Nüfusu dengede tutmak için azaltmaya yol açan engelleri ve zihniyeti ortadan kaldırmalıyız.

ÇOCUK SAHİBİ OLMAMAK EKONOMİK SEBEBLERDEN DOLAYI YAPILIRSA HARAM

Doğum kontrolünün İslami ve fıkhi açıdan kabul edilemez
Peygamber Efendimiz, ‘Evleniniz çoğalınız. Ben sizin neslinizden iftihar ederim’ diyor.Bu sözleri görmezden gelerek geçim sıkıntısı veya başka nedenlerden dolayı doğum kontrolüne yönelmek caiz değildir.
Her çocuk kendi rızkıyla doğar ve öyle yaşar. Ekonomik endişelerden dolayı doğum kontrolü yapmak haramdır. İslami değerlerin dünyada hâkim kılınabilmesi için, Müslüman genç neslin sayısının artması gerekmektedir. Bizim görevimiz; yeni neslin dinine, milletine sahip çıkacak bir noktaya gelmesine projeler geliştirerek destek olmaktır .

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan :
Bu ülkede yıllarca doğum kontrolü ihaneti yaptılar ve neslimizi kurutma yoluna gittiler .

Sözlerine destek veren vekiller ve STK temsilcileri, ekonomik kalkınma ve Müslüman bir nesil için Güçlü bir ekonomi ve Müslüman bir nesil için doğum kontrolü uygulaması yanlış tır  ve Türkiye’nin geleceği için donanımlı bir genç nesle ihtiyaç vardır.

“3 ÇOCUK TOPLAM NÜFUSU DENGEDE TUTAR”

10.11.2014

Devlet büyüklerinin Bindiği UÇAĞIN Ülkeyi yönetecek binanın AK SARAYI fiyatını konuşan dingil Muhalefet olduktan sonra AK Parti daha çoook %50 alır

Yeni Türkiye'nin Cumhurbaşkanlığı Sarayı
Dosta güven, düşmana azap olsun.
At Binenin, Kılıç Kullananın

İşte ben buna dayanamam, zuladakileri çıkarmanın vakti geldi.




AK SARAY İÇİN HARCANAN PARANIN DERDİNE DÜŞENLER, ÖNCE AÇTIKLARI ZARAR'IN HESABINI ÖDESİNLER

Gezi Olayiarındaki zarar 100 milyar dolar
Halk Bank Opersyonu 120 milyar dolar
Yalaka Muhallefet 250 milyar dolar
PKK 400 milyar dolar
Batırılan Bankalar 300 milyar dolar
Verilmiş Faizler Toplamı 
600 Milyar milyar dolar $
Ülkeye Zarar Verdi

Ey Edepsizler Müslümanmış görüntülü Münafıklar Alevi Türk görünümlü Yahudiler Verdiğiniz Zararı Toplayın Görünen Toplam zararınız 2 Tirilyon $



Aksaray 1 Milyar $ mış
Verdiğiniz zararın Toplamı :
2 Tirilyon Dolar $
Nerenize sindiriyorsunuz
Nerenize Sığdırıyorsunuz bunu








İnsan"Bunlar gerçekten müslümanmı"diye düşünmeden edemiyor.Mescid-i Aksa ile ilgili tek satır yok varsa yoksa Aksaray .


Konu: Himmet Paralarından Hortumlanan 150 Trilyon Nereye Gitti?



Başta CIA ile bağlantılı Jamestown Vakfı’nda ve Ergenekoncu Dalan’ın Yeditepe Üniversitesi’nde çalışmış olan Taraf yazarı Cemaatçi Emre (Emrullah) Uslu, ikide bir hırsızlık ve yolsuzluktan bahsediyor! Cemaat medyasının ağzından sakız gibi “yolsuzluk da yolsuzluk” ezberi düşmüyor.Madem öyle, soralım…

1- Baronları büyük bir iştahla destekleyen Cemaat ve medyası, 28 Şubat sürecinde hortumlanan 60 milyar dolar için neden hiç sesini çıkarmıyor?

2-Cemaat’in ve medyasının el bebek gül bebek misali desteklediği Mustafa Sarıgül’ün CHP’den ihraç edilme nedeni, hakkındaki yoğun yolsuzluk iddiaları değil miydi?

3- Son 30 yıldır Türkiye’de çalınan üniversite soru kitapçıkları hırsızlıktan sayılmıyor mu? Bu soruların sistemli bir şekilde çalınmasından kimler istifade etmişti?

4- Cemaat ve medyası yolsuzluk konusunda gerçekten hassas ise son dönemde hakkındaki ciddi şaibeler nedeniyle ÖSYM tarafından iptal edilen KPSS ile adli yargı sınavlarındaki yolsuzluğun üzerine neden gitmiyorlar?

5- Gülen’in yakın geçmişteki davası için RÜŞVET vererek sonuç aldıkları için övünen Cemaat’in Emniyet imamı değil miydi?

6- Altı yıl önce Pensilvanya’ya giderek Gülen’e Cemaat’in himmet paralarından 150 trilyon lira hortumlandığını belgelerle ispatlayan önemli bir Cemaat abisine, yolsuzluk konusunda hassas olması gereken Fethullah Gülen neden kulak asmamıştır?

Bu Cemaat abisi bu olaydan sonra neden apar topar kızak bir göreve tayin edilmiştir?

AK Saray Türkiye'nin Gururudur Bakın ismet paşaları ve oğlu ömer ne yapmış Peki buna ne diyeceksiniz.




IMF'den gelip, Hortumlanan 40 Milyar $, Soyulan 26 Banka, Boşaltılan Hazine, Batan Ülke Algı değil HIRSIZZZ VARRRR





Eski Cumhurbaşkanı Demirel'in yeğeni Yahya Murat Demirel'e Egebank davasından
35 milyon dolarlık kredi

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi el konulan Egebank’ı ‘usulsüz işlemlerle zarara uğrattığı’ iddiasıyla yargıladı ve mahkûm etti. Teftiş Kurulu, TMSF ve BDDK’dan gelen raporlara göre usulsüz kullandırılan kredi miktarı 35 milyon liraydı. Mahkeme, Murat Demirel’i banka zararlarının tümünden sorumlu tuttu. İstanbul Ağır Ceza, 9 yıl süren davayı 2010’da karara bağlarken, Demirel ile beraber banka yönetiminde görev alan çok sayıda isme de ceza vermişti.



35 milyar doları hiçbir belge bırakmadan yurt dışına çıkaramazsınız 

HÜKÜMETLE (ANASOL M) DANIŞIKLI DÖVÜŞ YAPARAK GÖZ GÖRE GÖRE SOYDULAR 

Batık bankalarla yüzleşmenin Dersim ile yüzleşmeden farkı yok



TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, 28 Şubat'ta hortumlanan paraların akıbetini anlattı.


Maliyeti 300 milyar $
Postmodern darbe olarak nitelendirilen 28 Şubat süreci ile başlayan batık zincirinde toplam 22 banka battı. Bu bankalarda yaklaşık 32 milyar dolar mevduat olarak vatandaşların parası batarken 18 milyar dolar da biriktirilmiş zarar oluşmuştu. Diğer zararlarla ve İmar Bankası ile zarar toplamı o günkü maliyetlerle 65 milyar dolara ulaşıyordu. Sonradan yapılan açıklamalara göre bu zarar, zaman içindeki maliyet artışı ile (hazine bileşik faizine göre) 110 milyar dolar seviyelerine ulaştı. 28 Şubat sürecinin en önemli bir başka zararı ise Kamu Bankalarıydı. Batan Emlakbank'ın biriken zararı 2001 fiyatlarına göre 41 milyar dolar, bugünkü rakamlara göre ise 70 milyar dolar civarındaydı. Hazineye yüklenerek yapılan yüksek faizli ihalelerle de 120 milyar doların üzerinden hazine soyulmuştu.

Toplam kaç banka hortumlandı bu süreçte?

1994 - 2003 arası Türkiye'de 25 banka fona devredildi. Devlet açıklarını kapatmak için 30 milyar dolar ödedi. Hazine kaynağı içeriden yüksek faizle borçlanarak aldı. Faizleri hesapladığınızda rakam 60 milyar dolara çıkıyor. Kamu bankalarının zararları da dâhil değil. Görev zararı kılıfı altında, kötü yönetim ve kötü amaçlarla kamu bankalarını kullanmanın faturası ise 25 milyar dolar oldu memlekete. Biz 18,5 milyarını tahsil ettik. 3 milyar daha tahsilat bekliyoruz. Toplamda 21,5 milyarlık bir tahsilat olacak. Bu tahsilat, TMSF'nin özerk yapısı ve özverili çalışması ile oldu ama kolay olmadı. Bir savaş vererek geri aldık. Burada önemli olan bir husus da, memleketin parasının kurtarılması kadar, TMSF'nin başarısı ile toplumdaki, 'yolsuzluk yapanın yanına kâr kalıyor' anlayışını yıkmasıdır. Bunu da bir artı olarak memleketin hanesine yazmak lazım.





Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz lobisi veya çetesi olarak nitelediği İstanbul baronları, sıranın kendilerine geldiğini fark etmiş olmalı ki, Gezi Parkı’nda hükümeti ve Erdoğan’ı infaza yeltendiler. Global sermaye ve medyanın, masonların bu infaz girişimine destek vermesi nedeniyle ülkemiz bir anda Ortadoğu’nun sıradan bir ülkesi, demokratik seçimle gelmiş lideride “diktatör” konumuna itildi.



28 Şubat’ta batan ve batırılan bankalarla ilgili en çarpıcı makaleleri benim yazdığımı takip edenler hatırlayacaktır. 21. yüzyılda, yeni bir 28 Şubat ve batık bankalarda batan paşalar görmek istemiyoruz başlıklı yazım kimsenin gıkını çıkarmadığı dönemde fenomen haline gelmişti.

28 Şubat döneminde, batan bankaların önemli bir kısmında yönetim kurullarında emekli generaller vardı. Banka yöneticileri yargılanırken, askerler davadan muaf tutuldular. Bu anlaşılamayan dokunulmazlık zırhı şu soruyu doğuruyordu: 28 Şubat’da kurtarılmak istenen acaba gerçekten vatan mıydı, yoksa bankalarda paşalarımızın adıyla birlikte battığı ortaya çıkan özel şirketlerin çıkarları mı? Dile kolay 21 banka battı, ülkemin milyar dolarları… Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savcılar eğer soruşturmuyorsa, neyi soruşturacaklar?

KİM, NE GÖTÜRDÜ?
Başbakan Erdoğan tarafından 2003 yılında hazırlatılan BDDK raporu vurgunları şöyle açıklıyordu:
* Türk Ticaret Bankası: 777 milyon dolar zararla battı. Hortumcular, 56 milyon dolar götürdü.
* Bank Ekspres: 435 milyon dolar zararda. Korkmaz Yiğit bankadan 311 milyon dolar götürdü.
* Interbank: 1.2 milyar zarar. Sahiplerinin kullandığı para, 1.1 milyar dolar.
* Yaşarbank: 1 milyar 149 milyon dolar zarar. 103 milyon dolar ortada yok.
* Demirbank: Zararı 648 milyon dolar. Bankanın batmasına ekonomi bürokrasinin sebep olduğu anlaşılmaktadır.
* Sitebank: Devir zararı 53 milyon dolar. Şirket sahibi 7 milyon dolar kullandı.
* Egebank: 1 milyar 220 milyon zararla battı.
* Yurtbank: Zararı 656 milyon dolar. Balkanerler’in kullandığı kaynak 1 milyar dolar.
* Esbank: Zararı 1 milyar 113 milyon dolar. Sahipleri 478 milyon dolar kullandı.
* Sümerbank: 470 milyon dolar zarar. Sahipleri 293 milyon dolar kullandı.
* Etibank: Devir zararı 698 milyon dolar. Patronu 588 milyon dolar kullandı.
* Bank Kapital: Devir zararı 393 milyon dolar.
* İktisat Bankası: 1 milyar 954 milyon dolar zararla battı. Patronu Erol Aksoy’un kullandığı para 879 milyon dolar.
* Bayındırbank: Zararı 116 milyon dolar. Çörtük 95 milyon dolar kullandı.
* Egsbank: Zararı 545 milyon dolar. Hakim gruplar 299 milyon dolar kullandı.
* Kentbank: 681 milyon dolar zararla kapattı. Bürokrasinin yanlış kararlarıyla battı.
* Toprakbank: Zararı 880 milyon dolar. Halis Toprak 485 milyon dolar kullandı.
* Pamukbank: Devir zararı 3 milyar 618 milyon dolar. Patronunu 2 milyar 627 milyon dolar kullandı.

Bu bankaların sahipleri halen borçlarını tamamen ödemediler. Herşeyi yazdım ama bir şeyi yazmamıştım, bugünü bekliyordum. Masum başlayan, ağaç kesme protestosu sandığımız Gezi Parkı’nın getirildiği nokta ve hedefi beni de çileden çıkardı. Şimdi gerçekler ortaya çıktı, bende bir katkıda bulunayım ve başbakanımıza hesap soracağı adresi göstereyim.

Erdoğan’ın bir süre önce gizli kalmış parasal manipülasyonların tek tek ortaya çıkarılacağını söylemesi ve olası TBMM hortum komisyonu tehditi, faiz lobisi ve yurt dışı işbirlikçilerini harekete geçirdi. Baronları korkutan kasedin içeriğini biliyorum ve kopyasının en az dört yerde bulunduğundan da haberdarım. Kasedin Başbakan Erdoğan’ın eline geçtiğini bir dostum söylemişti. 2001 yılında yurt dışına çıkarılan bir kopyası New York’ta bir posta kutusunda uzun süre kaldı. Daha sonra Mardinli bir Ermeni tarafından korumaya alındı. Ancak kasedin bu şahıs tarafından Evangelist neconlara bizzat teslim edildiğini sanıyorum. Bir kopyası polis istihbaratta olduğu için önemi yok bunun. Bir nüshası halen okyanus ötesinde olabilir.

Batan bankalarda heba olan devletin ve milletin parasıydı, yetimin hakkıydı ama kimsenin vicdanı Gezi Parkı’ndaki 15 ağaç için sızladığı kadar sızlamadı. Hortumlara göz yuman, vurdumduymaz davranan, becerisizlik gösteren koalisyon hükümetlerinin, özellikle 2001 krizine yol açan, ekonomi bürokratlarının büyük rolü gündeme gelmedi, yargılanmadılar, hesaba çekilmediler. Türkiye’yi 2001 krizine götüren Merkez Bankası, Hazine, bankalar, Sermaye Piyasası müsteşar ve genel müdürlerinin ne yaptıkları, sonra nerelere geldikleri dahi soruşturulmadı. AK Parti, hazinesi tamtakır, bomboş bir enkazı devraldı ve bugüne getirdi.

DEVAMI :

3.11.2014

CEMAAT’İ GÜLEN KURMADI. YÖNETEN DE O DEĞİL. O VİTRİNDEKİ ADAM. Aslında Global gerçek, paralel bir din algısı üzerine kurulmuş..din algısını İslam dünyasına yaymayı amaçlayan evrensel bir misyonerlik faaliyeti 03



 ABD ve NATO’nun askeri ve stratejik planlarına karşı risk oluşturmayan bir İslam dünyası. Bunu gerçekleştirmek istiyorlar..

Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, Cemaati’i Fethullah Gülen’in kurmadığını belirten Abdurrahman Dilipak, Hükümet-Cemaat kavgasına ilişkin de ilginç bir iddiaya yer verdi.


“Bu yapıyı Gülen kurmadı, yöneten de o değil.. O vitrindeki adam.. Beyaz Saray sözcüsü, açıklamanın içeriğini oluşturmada ne kadar etkili ise Hocaefendinin bu yapının yönetimindeki etkisi de o kadar!” diyen Abdurrahman Dilipak, “Cemaat denen yapının asıl misyonu”nu ise şöyle aktardı:

“Tek sorun paralel bir devlet değil. Aslında Global gerçek, paralel bir din algısı üzerine kurulmuş.. İsrail’in varlık ve güvenliği, Batı değerler sisteminin, batılı kavram ve kurumlarının içine sıkıştırılmış, batı için tehdit oluşturmayan, bireysel planda vicdanlara, toplumsal planda mabedlere hapsedilmiş, Hıristiyanlığın yedeğinde, paralelin yeni bir din algısını İslam dünyasına yaymayı amaçlayan evrensel bir misyonerlik faaliyeti ve ABD ve NATO’nun askeri ve stratejik planlarına karşı risk oluşturmayan bir İslam dünyası. Bunu gerçekleştirmek istiyorlar..”

Gülen Cemaati’nin AK Parti ve İHH gibi kuruluşları kendi önlerinde bir engel gibi gördüğü için bu kurumlara saldırdığını ileri süren Abdurrahman Dilipak, Hükümet-Cemaat savaşının da hangi olayla başladığına dair şu iddiayı ortaya attı:

“Oysa daha önce AK Parti’yi kendi yapılanmaları içinde işin siyasi ayağını örgütlemeleri düşüncesi ile destekliyorlardı. BOP paralel yapının siyasi ayağını oluşturacaktı. Erdoğan’ı zabtı rabt altına almak için Baykal Çankaya’ya çıkartılacak, Cemaat de bürokrasi ve istihbarat yoluyla iktidarı, daha doğrusu Erdoğan’ı kontrol altında tutacaktı. Erdoğan, Mavi Marmara olayındaki tavrı ve One Minute olayı ile bu senaryoyu bozunca savaş başladı. Zaten Baykal’ın Çankaya’ya çıkması engellenince ipler kopmuştu.”
Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak’ın ‘Cemaat tek tip mi?’ başlıklı bugünkü yazısı şöyle:CEMAAT’TE KİMLER VAR?Tek bir cemaat yok. Cemaat de kendi içinde tek tip değil..

Bu süreçte bir çok cemaat yapısına sızıldı. Hemen her cemaat içinde iltisaklı kişiler var.. Bazılarında yönetim tamamen onlarda, bazılarında ise çok etkin konumdalar..

The Cemaat’a gelince tepede seküler tipler çok daha etkin bir pozisyonda. Kripto tipler, para, siyaset ve bürokrasi, istihbarat, uluslararası ilişkiler, Media ile ilgili kişiler büyük ölçüde seküler karakterler. Halka yaklaştıkça daha dindar ve vatansever tipler öne çıkıyor.. Onların da bir kısmı lobici ya da PR/Halkla ilişkiler uzmanı.. Dini mesajlar veren, Türkçe Olimpiyatları ile toplumu gaza getiren, Türkiye’yi dünyaya açıyoruz diye kampanya yürüten tipler..

Esoterik tipler var.. Sürekli ebced hesapları, cifirlerle, halkı medyumlaştıran, oyalayan, onlara hayal pompalayan profesyoneller.. Aynı zamanda korku da salıyorlar.. Yanlış yapan olursa şefkat tokadı ile cezalandırılacakları ikazında bulunuyorlar.. Projenin ilahi bir plan olduğu anlayışını yayıyorlar..

CEMAAT’İN ÖTEKİ YÜZÜNÜ GÖRENLER TASFİYE EDİLİYOR

DEVAMI :


24.10.2014

İlk milliyetçi, İblis’tir. Masonların, Fransız Devrim’iyle insanlığa bir bela olarak takdim ettiği ‘milliyetçilik’ İblis’in öğretisinden başka bir şey değildir.Ulus-devlet modeli ise ‘milliyetçilik’ gibi İblis işi bir fikir üzerine inşaa edilmiş saçmalığın tekidir.



Adil ve hak olan yönetim biçimi, hiçbir milletin bir başka millete hükmetmeyeceği, zulmetmeyeceği, ‘kendileştirme’ye çalışmayacağı, güç geçirmeyeceği bir yönetim biçimidir. 

Osmanlı Devleti’nin, değil himayesinde bulundurduğu milletlere, en ufak bir mahalle halkına dahi güç geçirmediği, her milleti, kendi yaşam biçimi ve kararlarıyla baş başa bıraktığı bilinir.

Adem’e secde edin” dedik. Onlar da, İblis’in dışında, secde ettiler; O, secde edenlerden olmadı. (Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” İblis dedi ki “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (Araf/11-12)

Bu, İblis’in karakterine işlemiş kibir illetinin ilk dışavurumudur. Kibir, İblis’i, kendi yaratılışının daha üstün oluşuna inandırmış dolayısıyla bu üstünlüğü kaybetme korkusu yaşatarak, onu savunma ihtiyacı hissettirmiştir.

Bu, daha sonra İblis vasıtasıyla, Ademoğullarına ve irade sahibi tüm yaratılmışlara intikal edecek, insanlar tarafından da ‘milli’leştirilecektir.

Tarih ‘üstünlük mücadelesi’ üzerine inşaa edilmiştir,

Yakın tarih ise bu mücadelelere ilişkin ‘sistemleşmiş gerekçeler’ yığınıdır.


1717’de ilk resmi Mason Locası İngiltere’de açıldığı vakit, Masonlar sadece İngiltere’de değil Avrupa’nın genelinde politikadan hukuka, eğitimden ekonomiye neredeyse tüm kurumlara sızıp hakimiyet kurar. Hızla lobileşirler.

Ellerinde öyle bir servet ve güç bulundururlar ki, devlet yönetimlerini ele geçirmeleri ve doğrudan müdahale edebilmeleri çok kolaydır.

Avrupa’da sosyal alanlarda ve yönetimde de gücü elinde bulunduran ‘kilise’nin, daha öncesinde Rönesans hareketiyle itibarı zaten yerle bir edilmiştir. Engizisyon işlemlerine başlayan kilise, autodafe (suçluların yakıldığı ateş) ile itibar ve gücünü tekrar kazanma adına başlattığı pek çok işkence girişimiyle, ‘mağduriyet ilkesi’ne önayak olmaktan öteye gidememiştir. Reform hareketlerinden doğan tefrikalarla da baş etmeye çalışan kilise, daha sonraki süreçte özellikle ‘Aydınlanma Dönemi’nde tamamen mağlup edilir. Hümanizm, sekülerizm (laiklik) gibi düşünce akımları Avrupa’nın artık yeni ‘yaşam biçimi’dir. Yahudilerin bizzat inşaa ettiği, paganizm, mitraizm bozması Hristiyanlık, yine Yahudilerin kurduğu Masonluk teşkilatı tarafından, hem sosyal sahada hem de yönetimde güç kaybına uğratılmıştır.

Şimdi, devlet yönetimlerini ele geçirmeleri için tek bir engel kalır: Hanedanların kumandasındaki monarşik sistem.



23.10.2014

CEMAAT PARTİ KURACAKMIŞ : Fethullah Gülen’in demesi 15-20 milyon sempatizanları varmış. Herhalde bu 15-20 milyon sempatizana güvenerek parti kurma işine soyundu.

Gülen Cemaati’nin devlet içindeki paralel yapılanmayla olan ilişkisinin bir gönül bağı değil piramidal bir hiyerarşi şeklinde olduğunun emarelerini gözlemlemek hiç zor değil. Bunu en başta Cemaat medyasının emniyetteki operasyonlara verdiği orantısız tepkiden ve Yargıtay, HSYK gibi üst yargı ve idari kurumlardaki seçimleri hayat memat meselesi olarak değerlendirmesinden anlıyoruz. Tarihleri boyunca hiçbir zaman, ne sebeple olursa olsun ululemre karşı gelmemiş, 28 Şubat’ta bile en ufak itirazları işitilmemiş bir cemaatten söz ediyoruz. 
Başörtüsü eylemlerinde arazi bile olmaz okulun en görünen yerlerinde başka işlerle meşgul olurlardı, ilgili birimlere bakın biz İslamcılarla birlikte hareket etmiyoruz mesajı vermek için. Emir kuluydu onlar, ağabeylerinin, ablalarının, Fethullah Gülen’in gördükleri rüyaya aykırı hareket edecek değillerdi ya. 
Geçtiğimiz Pazar günü Mücahit Küçükyılmaz’ın Açık Görüş’te yayınlanan “Rüya ile riya: Ehlisünnet ‘ve’l-cemaat’ olmak” başlıklı yazısı rüya ile amel etmenin cemaat tabanının kontrolü açısından ne kadar ehemmiyetli bir enstrüman olduğunu çok güzel anlatıyordu.
İşte böyle bir yapı iken geç kalmış milliyetçiliğin hoyratlığı gibi geç kalmış aktivizmin absürtlüğüne savrulup emniyet önlerinde yatıp kalkmaya, insanların mahremlerine girerek usulsüz-hukuksuz dinlemeler yaptıkları iddia edilen polisler için nöbet tutmaya başladılar.
Oysa Fethullah Gülen’in “tanımam” demişti o polisler için...
Vekil olacağına hakim ol!

14.10.2014

Zihinsel engelli olan kim? Sason'un dağlık bir köyünde oturan, çobanlık yaparak harçlığını çıkaran, zihinsel engelli, 23 yaşında bir genç Yakup Çelik.


HİLAL KAPLAN 





Yine ailesinden gizlice Batman'ın merkezine indiği günlerden birisi. Ailesi daha önce de kaybolduğunda onu aramış ve bulmuş. Ancak Yakup cep telefonu kullanmayı bilmediği için, o gün de bir süre ulaşamamışlar.

Yakup, Batman'da ilçe otogarına geldiğinde vaktin geç olduğunu anlayınca ve minibüs de bulamayınca, her zaman namaz kıldığı garajdaki mescide girmiş ve sabahı orda etmek umuduyla beklemeye başlamış. Vakit yatsıyı geçtikten sonra mescide iki kişi girmiş. Gerisini Yakup'tan dinleyelim:



'Gördüm ki boyunlarında Apocu örtüsü var, pek onlara bakmadım. Mescitte sigara yaktılar ve bana ters ters bakmaya başladılar. Ben de korktum. Ordan ayrılıp yan taraftaki kadınlar mescidine girdim. Peşimden geldiler. 'Sen kimsin'? diye sordular. Ben de 'Sasonluyum, gariban bir çobanım' dedim. Bana, 'Hayır sen IŞID'cisin' dediler ve saldırmaya başladılar. Epey boğuştuk. Kalçamı defalarca bıçakladılar. Çok kan aktı. Çok boğuştuk, sonra kaçtılar. Ben de yere düşmüşüm. Epey bir süre sonra garajın bekçisi geldi. Beni öyle görünce polisi aradı. Polis ve ambulans geldi. Hastaneye kaldırıldım. Artık akıllandım. Ailemden habersiz bir yere gitmeyeceğim. Söz veriyorum gitmeyeceğim.'

Yakup, PKK yanlılarının ülkeyi savaş alanına çevirdiği 7 Ekim günü, kalçasından 16 kez bıçaklandı. Ailesi, sakallı olduğu için IŞİD'ci denilerek ölümün eşiğine getirilen Yakup'un sakallarını kesmiş.

Hiçbir özeleştiri yapmadan, hiçbir hesaba çekmeden, sorgusuz sualsiz HDP'yi ve 'direniş' çağrısını sahiplenenler, 'fırtına gençliği' diye methiyeler düzenler, #BarışınSesiHDP diye etiket kasmaya kaldığı yerden devam edecek mi? Bir bebekten katil yaratan karanlığı, sadece katil Türk milliyetçisi olduğunda mı sorgulayacaksınız?..

Geçmiş olsun Yakup, sana zihinsel engelli diyen düzen utansın!

TÜRKİYE'DE BARIŞ İÇİN SURİYE'DE SAVAŞ


Kandil'in önümüze koyduğu formül bu. Tesadüfe bakın ki ABD başta pek çok Batılı ülkenin de öne sürdüğü tez, Kürtlerle barışmak isteyen Türkiye'nin Suriye'deki savaşa girmek zorunda olduğu...

'Êdî bese!' yazım şöyle bitiyordu: 'Kobanê'ye koridor açıldığı an, IŞİD'in Süleyman Şah Türbesi'ne saldıracağı, Türkiye'nin eli mecbur savaşa gireceği, İran'ın bunu Esed adına savaş ilanı kabul edeceği, ABD'nin TSK'yı İŞİD'e karşı öncü piyade gibi kullanacağı herkesin malumu. O yüzden 'Türkiye'de barış için, Suriye'de savaş' formülüne halkı ikna etmek varken, iç savaş denemesi yaptınız. Yine elinizde patladı.'

'Türkiye'de barış için, Suriye'de savaş' formülünü, paragrafın gerisine bakmadan Türkiye'deki PKK yanlılarına Kobanê yolunu gösterdiğim, 'gidin orda savaşın' dediğim şeklinde yansıtan aklı evveller olmuş.

Bariz ki orada HDP'ye bir sesleniş var: 'Ağır silah koridoru aç' demek, Türkiye'yi savaşa sokmak anlamına gelebilir. 'Kobanê düşerse çözüm süreci biter' efelenmelerini bırakıp, HDP'nin dürüstçe Türkiye'den ne beklediğini açıkça anlatması talebi var.

Ancak kast ettiğim tam tersi olmasına rağmen, PKK yanlısı Kürtlere 'Buyrun Suriye'de savaşın' demek tepki çekmesi gereken bir ifadeyse- ki öyle- aynı şekilde iç barışımızın bozulmasıyla tehdit ederek Türkiye'yi Suriye savaşına çekmek ahlâklı mıdır?

Kobanê direnişi haklı ve meşrudur. Ancak bu mücadeleyi yürütürken, barışı koz olarak kullanmak değildir.

Not: Yakup Çelik ve ailesini ziyaret ederek, yazıdaki bilgilere ulaşmamızı sağlayan insan hakları aktivisti avukat Murat Çiçek'e teşekkürler...

11.10.2014

Resulullah Efendimizle İlgili Uyduruk Saygısız Senaryo : RESULULLAH Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) uyduruk edebiyat, tiyatro, roman, hikaye, film senaryosu mevzuu yapılamaz.











RESULULLAH Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) uyduruk edebiyat, tiyatro, roman, hikaye, film senaryosu mevzuu yapılamaz.

Yakın bir zamanda, bir televizyon filminde Efendimizi semadan bir ışık huzmesi halinde yere indirip bir kamyonete bindirdiklerini duyunca çok üzüldüm.

Biri oturmuş, bir film senaryosu yazmış, böyle bir sahneyi de o senaryoya dahil etmiş. Birileri de uygulamış, filmini çekmiş.

İslam dini böyle bir şeyi hoş görür mü, buna izin verir mi?

Kesinlikle vermez. Çünkü gerçekle ilgisi yoktur, bir kurgudur.

Dünyanın belli başlı otuz kadar fetva meclisine durum anlatılsa, eminim ki, otuzu birden böyle bir şey olamaz, yapılamaz, bu, İslam mukaddesatını hafife almaktır mealinde görüş bildirecektir.

Bile bile Efendimiz hakkında hadîs uyduranlar için çok ağır tehditler vardır.

Ha hadis uydurmak, ha gökten indirip bir kamyona bindirmek.

Bundan önce de, Efendimizin, seyircilerin kadınlı erkekli karışık oturduğu, sahnesinde çalgılar çalan, kızların ilahiler okuduğu bir salona geldiği iddia edilmişti. Ne diyeceğimi bilemiyorum, Müslüman kimseler böyle rivayetler ortaya atabilir mi?

Efendimizin Şeriatında bir salonda kadın erkek karışık oturmaz.

Erkeklere genç kızların sesleri dinletilmez.

Bendeniz böyle bir toplantıda bulundum. Kandil gecesiydi, salonda beş altı bin kişi, belki de daha fazla insan vardı. Dışarıda ezanlar okundu, müzik susmadı.

Akşam namazı için on dakikalık ara verilmedi, giden gitti namazını kıldı ama salon çalgıdan alkıştan yıkıldı.

Meşhur bir şarkıcı hanımın anonsu yapıldığı zaman salon alkıştan, ıslıktan, tepinmeden sarsıldı.

Programın sonunda sahneye iki eski Diyanet Başkanı profesör çıktı, toplantıdan, konserden sitayişle bahs ettiler, öve öve bitiremediler. Birkaç ilahiyat profesörü çıktı, onlar da övücü konuşmalar yaptılar. O profesörlerden biri konseri tertipleyen cemaati tutuyor, müdafaa ediyordu. Sonradan dönmüş…

O zaman çok üzülmüş, çok kırılmıştım.

1.10.2014

İnsan Şeytanları

Muavvizeteyn” diye bilinen sureler, bu konuda bize yeterli bilgiler verir.Yüce Allah, her türlü şer kaynaklarından kendisine sığınmamızı ister.İnsan Şeytanları


İnsan hayatta oldukça, düşmanı da olacaktır.
“Benim düşmanım hiç yoktur” diyen, yalan söyler.
Kur’an, bu düşmanların başında “şeytan”ı zikreder.
Şeytan’ın musallat olmadığı insan yok gibidir.
Peygamberlerin bile şeytanla imtihanı Kur’an’da anlatılır.
Sanmayınız ki, insanın düşmanı sadece şeytandır.
“Şeytanlaşmış insanlar” da vardır.
Ve bunlar, en az şeytan kadar tehlikelidir.
***
“Muavvizeteyn” diye bilinen sureler, bu konuda bize yeterli bilgiler verir.
Yüce Allah, her türlü şer kaynaklarından kendisine sığınmamızı ister.
Görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen bütün şer kaynakları…
Şeytan, cin ve insan, hepsi vardır içinde.
Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde geçen bir Hadis-i Şerif’te Peygamber Efendimiz (a.s) buyurdular:
“Cin ve insan şeytanlarından Allah’a sığınırım.”
Ashaptan Ebu Zer (r.a) sordu:
“Ya Rasulallah! İnsan şeytanı da olur mu?”
Efendimiz cevap verdiler:
“Evet, o cin şeytanından daha şerlidir!”
***
Özellikle günümüzde, insan şeytanlarına çok dikkat etmemiz gereklidir.
Bu insanlar nasıl anlaşılır, gayet kolaydır.
Günahı, haramı, küfür ve şirki savunan birini görüyorsanız, biliniz ki o insan şeytanıdır.
İnsanları Allah’tan uzaklaştıran, insan şeytanıdır.
Kur’an ayetleriyle istihza eden, insan şeytanıdır.
İslamî sembolleri alaya alan, insan şeytanıdır.
Hz.Peygamber’e hakaret eden, insan şeytanıdır.
Müslümanları hor gören, aşağılayan, insan şeytanıdır.
İslamî gelişme ve çalışmalardan rahatsız olan, insan şeytanıdır.
Müslümanlar arasına fitne sokan, bölüp parçalayan, insan şeytanıdır.
İslam’a ve Müslümanlara zarar veren ve tağut’un yanında yer alan, insan şeytanıdır.
***
İnsan şeytanlarını uzakta aramayınız.
Çevremizde, yakınımızda, belki yanı başımızda, durmadan icra-i faaliyet yapıyorlar!
Onları, sözleri ve fiilleriyle takip edip iyi tanıyınız!
Cenab-ı Allah bize, şöyle dememizi buyurur:
“Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rabbim!”(Mü’minûn 97-98).



14.07.2014

YÜCE ALLAH YAHUDİLERİ KUR’AN-I KERİM’İNDE TANITIYOR ve İSRAİLİN YOK OLUŞUHABER VERİLİYOR

                                             
Bu sapkın yolu tutanlar içinde sapkınların en sapkınlarından birisi olan Yahudiler kendi ırklarını ilahlaştırmışlardır.
“‘Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.’ (derler.)” (Maide: 18)
Tahrif edilmiş Tevrat’a göre Yakup Aleyhisselâm Allah ile güreşerek onu yenmiş ve İsrail lakabını almıştır.

Bu inanışın neticesi olarak kendilerinden olmayan ırkları hayvan gibi görürler, insan olarak hiçbir kıymeti yoktur onlar için. Onların paralarını, mallarını, topraklarını almak için her türlü hileye başvurmayı mübah görürler.

“Kitap ehli olmayan Arapların ve sâir kimselerin (hakkını yemekten dolayı) üzerimize bir sorumluluk yoktur.’ derler.” (Âl-i imran: 75)
Her türlü hile ve entrikaları tatbik ederler. İşlerine geldiği an yaptıkları anlaşmaları bozmaktan çekinmezler.

“Sen kendileriyle anlaşma yaptığın halde, onlar her defasında hiç çekinmeden andlaşmalarını bozarlar.” (Enfal: 56)

Hainlik onların karakterinin bir parçası gibidir.
“İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hainlik görürsün!” (Mâide: 13)

Kendi iktidarlarını ve bekalarını tesis edebilmek için bulundukları yerde değil bütün dünyada fitne ve fesad çıkarırlar. Rakip gördükleri ülkeleri harbe tutuştumak veya silah satarak zenginliklerini artırmak için uluslararası entrikalar tasarlayıp milletleri birbirine düşürürler.
“Onlar yeryüzünde durmadan fesat çıkarmaya koşarlar.” (Mâide: 13)

Düşmanlıkları Hazret-i Allah’adır. Sırf ırkçılık gayretiyle peygamber olduğunu bile bile Resulullah Aleyhisselâm’a iman etmemişlerdir. Bu düşmanlıkları sebebiyle gerçek dine tabi olmuş müslümanları hiç sevmezler.
“İnsanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun.” (Mâide: 82)
Her türlü ahlaksızlığı irtikap ederler ve bu ahlaksızlıklarına kılıf uydurabilmek için Peygamber Aleyhimüsselâm Efendilerimize, sarhoşluk ve hatta zina isnad eden iftiraları muharref Tevrat’a geçirmişlerdir. Ne kadar günah ve ahlaksızlık işleseler dahi cennete gireceklerine inanırlar.

“Sayılı birkaç gün dışında cehennem ateşi bize dokunmaz.’ derler.” (Bakara: 80 - Âl-i imran: 24)
“‘Biz nasıl olsa bağışlanacağız.’ diyorlar.” (A’raf: 169)

Yahudiler yine yapacaklarını yaptılar ve gerçek yüzlerini bir kez daha ortaya koydular.
Hazret-i Allah bize Kur’an-ı kerim’inde yahudileri tanıttığı için biz müslümanlar gördüklerimize şaşırmadık.
Peygamberlerine en büyük iftiraları atan, bazı peygamberlerini öldüren, milletlerini ve ırklarını ilahlaştırarak çok sapkın bir dini telakki kuran yahudiler kendilerinde gerekli kuvveti bulmuş olsalardı bu yapılanlardan şüphesiz daha beterlerini yapmaktan hiç geri durmazlardı.

Bu hakika“Ey Rabbim! Müslüman olarak canımı al ve beni salihler zümresine kat!” (Yusuf: 101)
t Âyet-i kerime’lerde şöyle haber verilmektedir:
“Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır.” (Âl-i imran: 118)
“Kalplerinin gizledikleri ise daha büyüktür.” (Âl-i imran: 118)

Binlerce yıllık ezetorik gelenekten beslenerek ‘Tek Dünya İmparatorluğu’nu kurma hayaliyle hareket eden Meciddun Dağları’ndaki Yahudilerin sebep olduğu bir savaş. Gerek Afganistan, gerek Çeçenistan, gerekse Irak’taki (Eski Babil) bütün harpler, henüz dünyanın farkında olmadığı (3. Dünya) Harbi’dir

 Bu ‘örtülü harple’, 3. Dünya Savaşı’nın gizli mimarları anayasaları gibi olan ‘Siyon Liderlerinin Protokolleri’ adlı kitaplarında belirttikleri tüm doktrinleri nihai eyleme dönüştürdüler. Siyonizmin tepesindeki Konsül ise bu oyunun ‘son perdesi’ni taraftarları ,aracılığıyla tamamlamaya çalışmaktadır.Ayrıca Konsül’ün istekleri doğrultusunda hareket etmeye hazır çeşitli kuruluşlar dünyayı kontrol etmekte. CFR, IMF, DB, TRILATERAL KOMİSYON, BILDERBERG, B’NAI BRIT, WTO, BM ve AB bu amaca yönelik kurulmuş örgütlerin başında yer almakta. Bunlar Konsül’ün dünya devi olan şirketlerinin en tepesinde, ‘çökertilmek istenen devletin’ içindedirler.

Ele geçirdikleri Ford Vakfı ve Tavistock Enstitüsü'nün yanı sıra CIA, NATO ve AB gibi merkezlerin düzenledikleri "kuşatma ve yıkım planları"nın ne ölçüde farkındayız? Bügünkü ve yakın gelecekteki "kuşatma ve yıkımlar"dan uzak durmak mümkün mü ?
 Fabrika sahipleri, yan sanayi üreticileri ve yöneticilerini biz "kapitalistler" olarak görürüz. Ama gerçek bu değildir. Üreticilerin fabrikalarını çalıştırmak için gerekli parayı kredi olarak aldıkları kişi veya gruplar asıl kapitalistlerdir. Ve bu banker takımı iş sahiplerini, iş sahiplerinin işçileri sömürdüklerinden çok daha fazla ve acımasızca sömürmektedir.

Toplumları şekillendirmeye, yönlendirmeye çalışan bu insanların hedefi ‘TekDünya İmparatorluğu’nu her ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmektir. Bu hedef doğrultusunda kendilerine ‘vaad edilen topraklar’ın bir parçası olarak gördükleri Anadolu üzerinde yaptıkları faaliyetler nelerdir?