CİHAD KIYAMETE KADAR DEVAM EDECEK BİR FARZDIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CİHAD KIYAMETE KADAR DEVAM EDECEK BİR FARZDIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.12.2014

BİZİ ZEHİRLEDİLER, BİZİ ÖZÜMÜZDEN, BİZİ TARİHİMİZDEN,BİZİ KARDEŞLERİMİZDEN KOPARDILAR. İşte bu zulüm ve fitne zaman da Erdoğan Aslanlar gibi KÜKRÜYOR,


İşte bu adamı bu yüzden 

SEVİYORUM,



Namussuzlara meydan okumasına anladıkları dilden onlara cevap vermesine HASTAYIM...
Bir Konuşması ÜLKEYE güven vermeye yetiyor...
Tamda Bu ülkeye lâyık biri,Bu ülkenin başında...
Ve Onunla gurur duyuyorum...



O Baronların,Masonların,Karanlık Lobilerin,Ülkenin ilğini kurutan Namussuzların değil,O halkın Cumhurbaşkanı.



Madem "Hırsızlık ve Yolsuzluk" vardı,

Neden SUÇ üstü yapmadınız?



Yoksa Şantaj için DOSYA mı biriktiriyorsunuz?
MİT Tırlarına nasıl operasyon yaparsınız?
DIŞ İşleri bakanlığının GİZLİ toplantısını nasıl dinleyip servis edersiniz?



Halkbankasına nasıl operasyon yaparsınız?
Rezza Sarraf üzerinden İRAN ticaretine nasıl DARBE indirirsiniz?



19.12.2014

TAHŞİYE KUMPASI 3 :KÜRESEL BEYİN (ÜST AKIL) Güdümünde F TİPİ GLADYO CEMAAT : Kumpas, rüşvet, haraç, para trafiği, tasfiye...



1 ) Yeni Ortadoğu düzen çalışmaların da Büyük İsrail , Hilafeti İngilize bağlanması ve petrol , gaz paylaşımı .

2 ) Suidiler ve Irak ellerinde , Suriye yide barbarlaştırdılar.
Ortak akıl Gladyo desteği ile IŞİD i kurdular .

3 ) Dünyanın en stratejik coğrafyasındaki ülkelerde
(Türkiye-Mısır-Ukrayna- Libya ) darbe ile Kendi adamlarını yönetime taşımayı pilanladılar.
Mısır'da Mursi
Ukrayna'da Yanukoviç
Libya da Kaddafi devrildi.
Türkiye de Paralel F Tipi örgütle AKP yi Tayyip Erdoğan'ı devireceklerdi.

Millet bunu gördü ve  Deviremediler.
Erdoğan'ı tasfiye planı, 2013-2015 olmak iki yıla göre hazırlanmıştı ve başlıkları şöyleydi:

 Gezi, 17-25 Aralık, 30 Mart yerel seçimleri, Köşk seçimleri ve 2015 genel seçimlerin de Erdoğanı Devirselerdi ;
Kainatın İmamı İngiliz ,ABD güdümün de Halife olacaktı.
IŞİD de gerçek Siyah Sancaklı olarak gösterilecekti .

Meğer hiçbir şey olmamış, bunların hepsi yalanmış! Fetullah Gülen diye biri yok .

Cemaatçi Emniyet ve Yargı'daki paralel çeteyle birlikte  ürettiği  sahte delillerle kişilere kurumlara  kumpaslar  ürettiler.

TAHŞİYE KUMPASI 1

TAHŞİYE KUMPASI 2

TAHŞİYE KUMPASI 3

TAHŞİYE KUMPASI 4



- Bu kumpası hazırlayanları "basın özgürlüğü"ne sığınarak aklamaya kalkmaya çifte standartları , Bu cemaatın  gazetesinin son beş yıldaki yayıncılığı, polis ve savcılarla birlikte tezgâh kurmaktan ibarettir.

- Bu Paralel Cemaat, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başındaki bir genelkurmay başkanını - kara propaganda sitelerine onay verdiği suçlamasıyla -ki bu iddia kanıtlanamamasına rağmen- önce Ergenekon'a bağladı, ardından terör örgütü lideri ilan etti ve sonra da "darbeye teşebbüs"ten yargılayarak müebbet hapis cezasına çarptırdı.

TSK'nın başındaki isim "terör örgütü lideri" oluyor da onlarca kumpasın ortağı, binlerce insanın özgürlüğünü elinden alarak hapse gönderilmesine sebep olan genel yayın yönetmeni paralel çetenin üyesi olmuyor, öyle mi? Bu, basın değerlerine aykırı değil mi?

-Yüzlerce subayın , polisin , memurun , iş adamının , yayıncının hapse gönderilmesine neden olan, mesleklerini kaybetmelerine yol açan, geleceklerinin yok olmasını sağlayan sahte delilleri fasikül fasikül basan gazetenin yayın yönetmenini ifadeye çağırmak "basın özgürlüğüne" aykırı olamaz.


-MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın "İran ajanı" olduğuna inananlar, "Vatana ihanetten" tutuklanma girişimini destekleyenler, Ekrem Dumanlı'nın kumpasçı bir genel yönetmen olduğuna mı ikna olamıyor?
-Dönemin Başbakanı" diye hakkında iddianame bile hazırlanan Erdoğan'ın kamyonlar dolusu parayı çaldığına inananlar, konu paralel çetenin medyadaki ayağına gelince "basın özgürlüğü" diyerek niye kıyameti koparıyor?


- Gözleri dahi görmeyen, MS hastası yaşlı bir insanı TAŞHİYE silahlı terör örgütü lideri olarak hapse gönderen bir kumpasın genel yayın yönetmeni ifadeye dahi çağrılamayacak, öyle mi?  
Bu kumpas kapsamında 122 kişiyi 17 ay hâkim karşısına çıkarmadan, direkt cezaevine gömen bir gazetenin genel yayın yönetmenini gözaltına almak basın özgürlüğüne saldırı, öyle mi? 

Gerçekleri konuşalım isterseniz; 1000 lerce insanın yaşamına kast eden, onları diri diri dört duvar arasına gömen F TİPİ GLADYO CEMAAT
Bu F TİPİ GLADYO CEMAAT zaten şimdiye kadar ; Kendisinin hainliklerine karşın Siyasileri , Din adamlarını,Sanatçıları manşetten ve dizilerin den öldüren, itibar suikastı yapan, aydınlara yönelik suikastlara zemin hazırlayan yayıncıları yazarları iş adamlarını bağımsızlığını ve güvenirliğini itibarlarını kaybettirmedi mi?  

15.12.2014

İSLAM BİRLİĞİ : Avrupa Birliği Yerine İslam Birliği : Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin telif etmiş olduğu Risale-i Nur Külliyatından tesbit edebildiğimiz yerler



İÇİNDEKİLER
TAKDİM
BİR TAVZİH
AVRUPA’NIN FİKİR DÜNYASI VE YAŞAYIŞINDAN YAYILAN TESİRLER
YENİ ALDATMALARA DİKKAT!
AVRUPA’NIN ZENGİNLİĞİ NEYE DAYANIYOR?
AVRUPA EDEBİYATININ TAHLİLİ
AVRUPA ASLINDA IRKÇIDIR
KADERİN HÜKMÜ VE TAKLİTÇİLİK
MASKELİ AVRUPA’NIN GERÇEK YÜZÜ
HAKİKİ MÜRTECİ KİMDİR?
AVRUPA KANUNLARINDAN MEDET UMMAK YANLIŞTIR !
AVRUPA İSLÂM’A KATILMAYA MUHTAÇTIR
“MİM”SİZ AVRUPA MEDENİYETİNİN BUGÜNÜ !
AVRUPA MEFTUNLUĞU
AVRUPA ÜFLÜYOR BİZ OYNUYORUZ
AVRUPA MEDENİYETİ BURADA TUTUNAMAZ
AVRUPA’NIN YEDİĞİ SEMAVÎ TOKATLAR
RİSALE-İ NUR’UN AVRUPA İLE MÜCADELESİ
AVRUPA’NIN YAYDIĞI ŞÜPHELERİ RİSALE-İ NUR DEF’EDİYOR
AVRUPA’NIN HÜCUMUNA KARŞI CİHAD EDENLER
AVRUPA’YA BOYKOT
NUR TALEBELERİ VE AVRUPA
AVRUPA’NIN MÜSBET YÖNLERİ
AVRUPA FENNE DİNSİZCE BAKMAKTAN VAZGEÇMELİ
MÜSLÜMANLAR AVRUPA’YA HÂKİM OLARAK GİRMİŞLERDİR
YAHUDİ VE HRİSTİYANLARLA DOSTLUK MESELESİ
İSLÂM-İSEVÎ İTTİFAKININ ZAMANI VE ŞARTLARI
İSLÂM BİRLİĞİ
BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ VE İSLÂM BİRLİĞİ
İSLÂM BİRLİĞİ NEDİR?
İTTİHAD-I İSLÂM’IN ŞARTLARI
İSLÂM MİLLİYETİ
ŞURA VE MEŞVERET
ESASLARDA İTTİFAK ETMEK
ÜLKENİN KURTULUŞU KUR’ANA SAHİP ÇIKMAKLA OLUR
DEMOKRATLAR DEVRİNDE İSLÂM BİRLİĞİ DÜŞÜNCESİ
DEMOKRATLIK ŞARTLARI
İSTİKBALDE İSLÂM BİRLİĞİ
DİNDAR HRİSTİYANLARLA İTTİFAK
DİYANET İŞLERİ REİSLİĞİ
DOĞU’YA BÜYÜK BİR İSLÂM ÜNİVERSİTESİ
İSLÂM BİRLİĞİ’NDE RİSALE-İ NUR’UN ROLÜ
EHL-İ BEYT VE SEYYİDLER CEMAATİNİN, İSLÂM BİRLİĞİ’NİN TEŞEKKÜLÜNDEKİ VAZİFESİ
SONSÖZ

TAKDİM
Avrupa Birliğine girmek hususunda, müslümanlar tarafından muhtelif fikirler ileri sürülmektedir. Bizler şahsi kanatımızı beyan etmek yerine Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin telif etmiş olduğu Risale-i Nur Külliyatından tesbit edebildiğimiz yerleri nazara vereceğiz

. Herkes is­tediği gibi şahsi görüş, kanaat beyan edebilir. Fakat Risale-i Nur adına, Bediüzzaman Hazretleri namına konuşurken dikkat etmek mecburiyeti vardır. Evvelâ samimi olarak inandıktan sonra, bütün Külliyatın nazara alınması gerekmektedir. Bir tek bahsi ele alıp da hüküm çıkarmaya gidenler hem aldanır hem aldatır­lar.
Bu çalışmamızda biz meselenin bütün yönlerini ortaya koymaya çalışacağız. Konumuz olan Avrupa Birliği’ne dahil olmanın mahiyeti nedir? Zararı nedir? Kârı nedir? Bütün bu hususlar, müsbet ve menfî yönleriyle ele alınacaktır.
İkinci kısımda ele alınacak konu ise Müslümanın gönlünde, fik­rinde devamlı olması gereken İslâm Birliği düşüncesidir.Halbuki Risale-i Nur Külliyatında, kuvvet kaynağımız olan İslâm Birliği, çokça nazara verilmiş ve "farz-ı ayn" diye hüküm­lendirilmiştir. Maalesef bu düşünce ve büyük hedef, gerek müslümanların yazdığı kitaplarda, gerekse basın yayın kuruluşlarında, radyo ve tv lerde hiç işlenme­mekte veya nadiren ele alınmaktadır. Bu mesele yani İslâm dünyası­nın istiklâliyet sebebi olan İslâm Birliği mevzuu adeta unutturulmak isteniyor gibi bir manzara görünüyor.
BİR TAVZİH
Eğer denilse ki, Avrupa ve Avrupa Birliği gibi meseleler, siyasî, içtimaî ve dünyevî meselelerdir. Risale-i Nur’un vazifesi ise uhrevî, imanî ve manevîdir. Avrupa Birliği gibi dünyevî meselelerle meşgul olmak, Nurculuk mesleğine aykırıdır. İlh…
Her meselede olduğu gibi, bu sualin cevabını da yine Risale-i Nur’dan bulmalıyız. Evet, Avrupa’dan gelen ve getirilen bid’alardan, dalâletlerden, dünyaperestlik ve sefahetlerden insanları ikaz ve irşad etmek ve def-i mefasid kaidesiyle medeniyet-i sefihenin çirkinliğini ve sefih medeniyet taraftarı olan cereyanların İslâm dünyasına karşı düşmanlıklarını gösterip o câzibedar sefahetlerden nefret verdirip insanları kurtarmak, Risale-i Nur’un ehmmiyetli bir vazifesidir. Çünkü ahirzaman fitnesinin tahribatını tamir etmek asrın müceddidine aittir. Evet, Risale-i Nur külliyatının muhtelif yerlerinde Risale-i Nur’un vazifelerini beyan eden çok ifadeler vardır.
Ezcümle Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:
«Bugünlerde, Manevî Bir Muhaverede Bir Sual Ve Cevabı Dinledim. Size, Bir Hülâsasını Beyan Edeyim:
Biri dedi: Risale-i Nur’un iman ve tevhid için büyük tahşidatları ve küllî teçhizatları[1] gittikçe çoğalıyor. Ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfi iken, neden bu derece hararetle daha yeni tahşidat yapıyor?
Ona cevaben dediler: "Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı ve bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal’ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bahusus avam-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeairlerin kırılması ile bozulmağa yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur’an’ın i’cazıyla ve geniş yaralarını Kur’anın ve imanın ilâçları ile tedavi etmeğe çalışıyor. Elbette böyle küllî ve dehşetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın i’caz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır." diye uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim. Kısa kesiyorum.» (Kastamonu Lâhikası sh: 30)
Yine bu geniş dairede bid’atların tamiri hakkında bir beyanda şöyledir:
Evet, «Hazret-i Mehdi’nin cem’iyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akâranesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdi cem’iyetinin mu’cizekâr manevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak.» (Mektubat sh: 441)

TAHŞİYE KUMPASI 1 : FETULLAHIN TAŞHİYE OPERASYONU RUMUZUL KUR’AN 4 ADLI ESERİNDE GÜLEN HAREKETİ'NİN 2014'TE SÖNMEYE BAŞLAYACAĞINI İFADE EDİYOR : ARKASINDAN GÜLEN GRUBU MUHAMMED DOĞAN'I HEDEF ALDI




TAHŞİYE KUMPASI 1

TAHŞİYE KUMPASI 2


TAHŞİYE KUMPASI 3


TAHŞİYE KUMPASI 4


Mehmet Doğan kaleme aldığı“Rumûzûl Kur’an” adlı külliyatın “4. eser”inde; “yaklaşık 250 yıl önce”kurulan ve “Yahudi hahamlar”dan oluşan “300 kişilik gizli zındıka komitesi”nden bahsediyormuş!..
Mehmet Doğan Hoca; “Sönmeye başlayan Yahudi fitnesinin 2014 yılında biteceğini, özellikle Gülen Hareketi’ni işaret ettiğini” bildiriyormuş!..
Evet, Mehmet Doğan Hoca; 9 yıl önce, yani 2005 yılında bunları yazmış... Yani, “Gülen Hareketi’nin biteceğini” söylemiş.
Demek oluyor ki; “Gülenist”ler, ellerini çabuk tutup; 2010’da ona operasyon yapmışlar ki; “Bitmek neymiş gör!” demek istemişler!.. 
Herhalde; “Biz sönmeden, sen sön!” deyip, o operasyonu yapmışlar!..

Olur mu?.. Niye olmasın?!?..

Şu hâle bakın;
Fetullah Gülen, Pensilvanya’dan “işaret” veriyor, 
Samanyolu televizyonubu işareti alıp “dizi filmde hedef” gösteriyor, Zaman ve Bugün gazeteleri“Tahşiye” ile ilgili “haber ve yorum”lar yapıyor, “Yargı ve Emniyet’teki Paralel Cunta” da, bu “işaret”in gereğini yerine getirip, Mustafa Kaplan’lara operasyon yapıyor!..
“Hani örgüt?” diyorlardı ya;
“Al sana örgüt!”

Pensilvanya “işaret” veriyor, “Paralel Medya” hedef gösteriyor, Yargı ve Emniyet de, “gereğini” yapıyor!..
TAHŞİYECİLER KİM?

Tahşiyeciler denilen grup Risale-i Nur camiasından olan ve Fethullah Gülen'e yıllardır muhalif olduğu bilinen bir hareketti.

Bu isim ilk kez Fethullah Gülen'in bir vaazında sert cümlelerle kamuoyuna duyuruldu.

Sonra Zaman Gazetesi bunun haberini yaptı. Ardından Samanyolu TV'nin dizilerinde karanlık bir örgüt olarak tanıtıldı.

Savcı emir verdi, polis operasyon yaptı ve hakim tutukladı.

Doğu İllerinde Molla Muhammed olarak tanınan Mehmet Doğan bu komplo sonunda uzun yıllar cezaevinde kaldı.

Fethullah Gülen'in 2009'da bir konuşmasında bahsettiği Tahşiyeciler; Nur hareketinin kolu ve liderleri 66 yaşındaki Mehmet Doğan'dır. 

Doğu'da Molla Muhammed olarak anılan Mehmet Doğan, Fethullah Gülen'in çeşitli fikirlerine karşı çıkışı ile bilinen bir emekli imam. 

Doğan, özellikle dinler arası diyalog olarak adlandırılan uluslararası projelere muhalefetiyle tanınıyor.

Molla Muhammed ismiyle tanınan Mehmet Doğan, Bediüzzaman hazretlerinin birinci talebesi olan, Albay Hacı Hulusi Yahyagil’in öğrencisidir.Kur’an, hadis, fıkıh çerçevesinde Risale-i nurla alakalı ilmi çalışmalar yapan Mehmet Doğan, 

2005 yılında yazdığı Rumuzul Kur’an 4 adlı eserinde Gülen Hareketi'nin 2014'te sönmeye başlayacağını ifade ediyor


Paralel yapının medya ayağına yapılan şafak operasyonunda ilginç bir ayrıntı vardı. Samanyolu TV'de yayınlanan bir dizinin senaristi ve yönetmeninin de gözaltına alındığı iddia ediliyordu. Operasyonda El-Kaide kapsamındaTahşiyeciler grubuna operasyon yapan polis ekibi de gözaltına alındığı belirtiliyordu. 

Dizi senaristleri ile TEM şube müdürlerini aynı suçta buluşturan dikkat çekici bir detayı vardı. Tahşiyeciler denilen grup Risale-i Nur camiasından olan ve Fethullah Gülen'e yıllardır muhalif olduğu bilinen bir hareketti. Bu isim ilk kez Fethullah Gülen'in bir vaazında sert cümlelerle kamuoyuna duyuruldu. Sonra Zaman Gazetesi bunun haberini yaptı. Ardından Samanyolu TV'nin dizilerinde karanlık bir örgüt olarak tanıtıldı. Savcı emir verdi, polis operasyon yaptı ve hakim tutukladı. Doğu İllerinde Molla Muhammed olarak tanınan Mehmet Doğan bu komplo sonunda uzun aylar cezaevinde kaldı.



TAHŞİYECİLER KİM?

Paralel yapı lideri Fethullah Gülen'in 2009'da bir konuşmasında bahsettiği Tahşiyeciler; Nur hareketinin kolu ve liderleri 66 yaşındaki Mehmet Doğan'dır. Doğu'da Molla Muhammed olarak anılan Mehmet Doğan, Fethullah Gülen'in çeşitli fikirlerine karşı çıkışı ile bilinen bir emekli imam. Doğan, özellikle dinler arası diyalog olarak adlandırılan uluslararası projelere muhalefetiyle tanınıyor.

İLK FETHULLAH GÜLEN KONUŞTU

%100 Siyaset | Tahşiyeciler Hocası Molla Muhammed ve Paralel Kumpas | 1...


Tahşiyeciler Kumapası İle Tutuklanan Molla Muhammed İlk Kez %100 Siyaset'te Açıklıyor...
Paralel Yapı Bomba Tuzağını Nasıl Açıkladı?
Komplonun Hedefi Neydi?


Fethullah Gülen'in 6 Nisan 2009'da internet sitesine konulan bir konuşmada Tahşiyeciler için şunları söyledi: "Türkiye'de de Hizbul vahşetten sonra El-Kaide'yi icat ettiler. Yarın daha başka şeyler de icat edebilirler. Mesela Tahşiye diye bir şey icat edebilirler. Onları güçlendirirlerse ellerine silahlar da verebilirler. Adlarına da Tahşiyeciler derler. Sonra da Kalaşinkoflar verirler ellerine, iki yerde bir şey yapınca bunlar. Demek ki imkân bulunca bunlar da silahlanabiliyor. İnsanlara terörist damgasını vuracaklar orada" dedi

ZAMAN GAZETESİ YAZDI

Fethullah Gülen bu sözleriyle aslında operasyonun da kodlarını veriyordu. Artık görev sırası medya grubuna gelmişti. Fethullah Gülen Tahşiyecilere yönelik söylediği sözlerin ardından paralel yapının yayın organı Zaman gazetesi bu çarpıcı açıklamaları sayfalarına taşıdı

SAMANYOLU DİZİSİNİ YAPTI

STV dizisinden Taşhiyecileri hedef gösteren bir sahne






Tahşiyeciler olarak adlandırılan grupla ilgili açıklama yapan Gülen'in ardından Samanyolu'da 'Tek Türkiye' isimli dizide 'Karanlık Kurul'un icat ettiği Tahşiye Örgütü ismi kamuoyuyla paylaşıldı. Gülen senaryoyu yazmış, Zaman haberini yapmış, Samanyolu TV dizilerde bu "suç!" örgütünü açık açık hedef göstermişti. Savcıların işi artık çok kolaydı. Savcı emir verdi polis düğmeye bastı.

10.12.2014

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “en az 3 çocuk” ısrarı malûm. Sayın Erdoğan, ısrarında yerden göğe haklı.Nüfusumuz her geçen gün yaşlanıyor.

“En az 3 çocuk” meselesi… Onlar yaşlı, biz yaşlanıyoruz!..

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “en az 3 çocuk” ısrarı malûm.
Bu konudaki uyarılarının yeterince dikkate alınmamasından şikâyetçi olan Sayın Erdoğan, ısrarında yerden göğe haklı.
Evet, şu an için genç bir nüfusa sahibiz ama gidişat maalesef hiç de “iyi”  değil!..
Nüfusumuz her geçen gün yaşlanıyor.
Öyle ki, 2000 yılında %29,8 olan 0-15 yaş grubundaki gençlerimizin oranı,  %24,5’e düşmüş vaziyette.
Dahası, 14 yıl öncesine kadar %5,7 olan 65 yaş ve üzeri nüfus oranı %8’e yaklaştı.
Ülkemizdeki mevcut doğurganlık eğilimi devam ettiği takdirde,  65 yaş ve üzeri nüfus oranının 2050’de %20,8, 2075’te ise %27,7’ye yükseleceği öngörülüyor.
Elimizin altındaki rakamlar, nüfus yapımızdaki yaşlanma sorununu çok önceden gören Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın uyarılarında ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.
Bizler için de çok önemli birer “uyarı” niteliği taşıyor.
Nüfus yapısının yaşlanması niçin kötü?..
Nüfus yapısındaki yaşlanma eğiliminin olumsuz etkilerini iki farklı boyutta ele alıyoruz.
Bunlardan ilki ve en önemlisi; “yaşlanan nüfus ile birlikte ülkenin rekabet ve üretim gücünün zayıflayacak olması”dır.
Öyle ki, genç nüfusun azalmasına paralel olarak çalışan kişi sayısında da düşüşler yaşanacak, bu durumdan da ilk etapta üretim maliyetleri olumsuz yönde etkilenecektir. 

Üretim maliyetlerindeki yükselişten dolayı rekabet gücü zayıflayacak olan ülke, zamanla üretim gücünü de kaybedecek ve sonuçta ithalatçı ülke konumuna düşecektir. Ekonomik açıdan sürdürebilirliği olmayan bu durum zamanla ülke ekonomisinin içinden çıkılması güç bir durgunluğa girmesine neden olacaktır. 

İkinci boyut olarak ise artan yaşlı nüfusun emeklilik maaşı, sağlık giderleri gibi ihtiyaçlarını karşılamada, azalan çalışan nüfustan elde edilen tasarrufların yetersiz kalmasından bahsedilebilir. 

Bu sorun, ancak “maaşlardan yapılan kesintilerin arttırılması ya da emeklilik maaşı ve sağlık giderlerinin azaltılması gibi” radikal kararların alınması ile çözülebilecektir.
Bir ülkenin nüfus yapısından dolayı ortaya çıkabilecek sorunlar en iyi şekilde “yaş bağımlılık oranı” ile ortaya konulabilmektedir. Yaş bağımlılık oranı –kısaca- bir ülkede ekonomik olarak aktif olan 15-64 yaşı arasındaki her 100 kişinin bakmakla yükümlü olduğu 65 yaş ve üzerindekilere oranını vermektedir. 

6.12.2014

Abdulkadir Molla'nın, eşi Peyori Hanım'a yazdığı mektubu sizlerle paylaşıyoruz.



Bismillahirrahmanirrahim

Sevgili hayat arkadaşım Peyori, Esselamualeykum ve rahmetullah

Bugün nihai karar açıklandıktan sonra, sonuç yarın akşam hapishane yönetimine ulaşacaktır. Karar ulaştığında, kurallara göre idam cezası alanların konulduğu hücreye alınacağım.

Muhtemelen, hükümet son zamanlarını yaşıyor olduğu için bu çirkin suçu işlemekte acele edeceklerdir. İtiraz dilekçesi sunduk fakat kabul edileceğinden şüpheliyiz. Kabul etseler bile verdikleri kararı değiştirip değiştirmeyeceklerini bilmiyoruz.

Yüce Allah bize kurulan bu komploya izin vermeyecektir inşallah. Ancak Allah’ın hakkımda vereceği karara razıyım.

İnançsızlar haksız yere peygamberleri bile öldürdüler. Rasulallah’ın (sav) birçok arkadaşı, hatta hanım sahabeler bile vahşice öldürüldüler. Şehitler, bu takası yapıp canlarını feda ederek, Allah’ın İslam’ı muzaffer kılmasına yardım ettiler. Allah benim için de neye karar verecek bilemeyiz.

Dün Hindistan Dışişleri Bakanı sadece Avami Ligi’ni (Hasina Vecid’in Başkanlığını Yaptığı Parti)cesaretlendirmedi; aynı zamanda Muhammed Erşad’a da baskı yaptı. Onu, Cemaat-i Shibir’in (Cemaat-i İslami Gençlik Teşkilatı) güçlenme ihtimaline karşı da uyardı. Bu gösteriyor ki; Cemaat-i Shibir’e olan korku ve nefret Hindistan’ın her yerine yayılmış durumda.

Başından beri söylediğim gibi, bizim aleyhimize alınan tüm kararlar aslında Hindistan tarafından planlanıyor. Avami Ligi istese bile bundan geri dönemez. Çünkü iktidara gelebilmeleri, Hindistan’a teslim olmalarından kaynaklanmaktadır.

Birçok insan, ilke ve etik hakkında konuşuyor. Ben de dâhil tüm cemaatin lanse edilme şekli ortadayken ve ülkemizdeki basın kuruluşlarının neredeyse hepsi hükümetin adaletsiz tutumlarını destekliyorken, hükümetin ilke ve etikten bahsetmesinin anlamı nedir?

Mahkemenin kendisi cellat rolüne bürünmüşken ve masum insanları öldürme arzusuyla sarhoş olmuşken, onlardan adaletli bir hüküm zaten beklenemez.

İmam Hatipli olmak bir ayrıcalıktır

*  İmam Hatipli olmak çevresiyle iyi ilişkiler kurmak demektir.
*  İmam Hatipli olmak namus ve iffetine düşkün olmak demektir.
*  İmam Hatipli olmak başkalarını düşünmek, kendi için istediğini başkaları için de istemektir.
*  İmam Hatipli olmak ailesine ve çocuklarına karşı sorumluluklarını bilmek demektir.
*  İmam Hatipli olmak davranışlarında tutarlı ve dürüst olmaktır.
*  İmam Hatipli olmak düşünerek davranmaktır.
*  İmam Hatipli olmak inandığı gibi yaşamaktır.
*  İmam Hatipli olmak özü sözü bir olmaktır.
*  İmam Hatipli olmak gaflet ve uyuşukluktan uzak durmaktır.
*  İmam Hatipli olmak görevini hakkıyla yapmak demektir.
*  İmam Hatipli olmak çalışkan ve başarılı olmaktır.
*  İmam Hatipli olmak örnek olmaktır.
*  İmam Hatipli olmak ilkeli olmaktır…
***
Bunların hepsi doğru…

Şunu da unutmamak lazım; 28 Şubat sürecinden en fazla mağdur olan kesim İmam Hatip Lisesi öğrencileri, öğretmenleri, yöneticileri ve o öğrencilere o okullara gönderen halk, millet.
“Katsayı” denen bir “ucube” meydana getirdiler ve bu “ucube” ile yıllarca bu öğrencilerin hakkı resmen, göz göre göre yendi.
İmam Hatip Lisesi’nin orta kısımları bir katakulli ile oldubittiye getirilerek kapatıldı.

Tam da o günlerde, şimdi “siyaseten” buharlaşan bir partinin genel başkanı, İmam Hatip öğrencileri için “yarasa” tabirini uygun görmüştü. “Uygun görmüştü” demek esasen “uygun değil”, böyle bir argüman uydurmuştu. O genel başkan gözlerinizin önüne geldi, sanıyorum.
Peki, sormak isterim; at izinin it izine karıştığı, haklının hakkını savunamadığı, haksızın el üzerinde tutulduğu, neredeyse “Allah” demenin bile suç sayıldığı böyle bir dönemde siz hiçbir tek İmam Hatip Lisesi öğrencisinin “başkaldırdığını”, “ayaklandığını”, “olay çıkardığını”, “gösteri yaptığını”, “molotof attığını”, “arabaların üzerine benzin dökerek yaktığını”, “cam kırdığını”, “market soyduğunu” gördünüz mü?

Elbette İmam Hatipli “uysal koyun” değil!

Gerektiğinde, gerektiği şekilde “hak aramasını” da bilir.
Ama böylesi civcivli bir dönemde dahi bir tek İmam Hatipli bile yasal olmayan yollara başvurmadı.


Sadece bu nitelikleri bile, İmam Hatiplinin “ayrıcalıklı” olduğunu göstermez mi, Allah aşkına!

MİLLİ GAZETE / Adnan Öksüz

NEYMİŞ, İSLAM SAVAŞ DİNİMİŞ , EVET, İSLÂM’DA SAVAŞ VARDIR : Hıristiyanlık muhabbet dini diyenler : Hiç Hıristiyan ülkelerin tarih tecrübesine bakmıyorlar ama. Haçlı Savaşları gibi bir karanlık tecrübeyi insanlığa armağan edenin onlar olduğunu görmüyorlar ama. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın o dünya da vuku bulduğunu unutuyorlar .



Müslüman coğrafyada kan akıyor. Kanın akmadığı, nisbeten istikrarın sağlandığı bölgeler ise kırılgan ve tehdit altındadır. Bu durum da maalesef Müslümanların hayatında büyük acıların yaşandığı manasına gelmektedir.

Bu acı tablo karşısında da kimileri çıkıp bütün olanlardan İslâm’ı sorumlu tutabilme yüzsüzlüğünü sergilemekte ve dindarlığı karalayabilmektedir. Müslümanlar için tek kurtuluş reçetesi laikliktir, aksi takdirde yok oluş mukadderdir türünden kasıtlı, önyargılı naif çıkışlar yapanlar da çıkmaktadır.

Irak’ta Sünni-Şiî çatışmasını, Yemen’de silahlı fanatik Husileri, Pakistan’da Taliban realitesini, Libya’da ve Suriye’de Arap Baharı’yla yaşanan iç savaşı parmağıyla gösterip Müslümanlar savaş müptelası bir millettir diyen yerli oryantalistler şimdi de IŞİD’e sarılmış vaziyetteler. Bu yapının İslâm karşıtı her türlü argümanı meşrulaştıracağını sanıyorlar. 

Artık IŞİD pratikleri üzerinden akla hayale gelmeyecek kusmuk mahiyetinde teoriler ortaya atıyor, cihat mefhumunu kirletmeye kalkıyorlar.

“İslâm kılıç dinidir, kılıçla yayılmıştır” kadim iftirasını IŞİD pratikleri üzerinden dillendiriyorlar. Hıristiyanlığın, ‘sağ yanağına tokat atıldığında sol yanağını çevir’ hükmünü hatırlatarak, ‘neden bu İslâm’da da yok?’ diye hümanist dersler vermeye kalkıyorlar..

‘Hıristiyanlık muhabbet dini, İslâm ise şiddet dinidir’ diyenler hiç Hıristiyan ülkelerin tarih tecrübesine bakmıyorlar ama. Haçlı Savaşları gibi bir karanlık tecrübeyi insanlığa armağan edenin onlar olduğunu görmüyorlar ama. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın o dünyada vuku bulduğunu unutuyorlar ama.

Bugün Müslüman dünyanın onlar tarafından işgal edildiğini, yaşanan altüstlerin onların işgalleri sonrası yaşandığını perdelemek istiyorlar. Müslüman coğrafyanın sınırlarının mayınlı tarlalar mahiyetinde cetvelle çizildiğini, dinî ve etnik yapının onlar tarafından problemli alanlara çevrildiğini hatırlamıyorlar bile.