GERÇEK TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GERÇEK TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.11.2014

İngilizlerin Müslüman Ordusu Anlatılmadı da zaten! Ezberle gittik! Marşlarla, türkülerle destan yazdığımızı sandık! Kimini Yahudi'nin yazdığı, kimini de Avrupalı'nın yazdığı MARŞLARI kendimizin zannettik, göğsümüz kabardı!

İngilizlerin Müslüman Ordusu

              

Bizi yıkan İngilizler'di! Bunu hiç okumadık! Anlamadık!

Anlatılmadı da zaten! Ezberle gittik! Marşlarla, türkülerle destan yazdığımızı sandık! 

Türklük propagandası yaparken, kendimizi yücelttiğimizi düşündük! Birimiz dünyaya bedeldi!
Öyle söylememiz ve düşünmemiz isteniyordu! Ama Londra'nın kurduğu oyunu ve attığı formatı görmüyorduk!

Türk'tük! Akıllıydık ama ülke elimizde değildi! 

Bizi öyle gaza getiriyorlardı ki aklımızı kullanmak yerine sadece savaşmayı istiyorduk!
Kahramanlığı kılıcın ya da namlunun ucunda görüyorduk!

Oysa GÜNEŞ BATMAYAN İMPARATORLUK akılla yönetiliyordu! Kime nasıl "İZM!" enjekte edileceğine onlar karar veriyordu! 

Bünyeye göre bu değişiyordu! Birinci Dünya Savaşı'nda yenildiğimiz halde zafer olarak kutluyorduk! Aklımız tamamen karışmıştı!
Çocuklarımız İNGİLİZLER'in isteği üzerine sadece ezberliyordu! İçeride atılan siyasi, ekonomik, kültürel ve istihbari formatı görmüyorduk!

Kimini Yahudi'nin yazdığı, kimini de Avrupalı'nın yazdığı MARŞLARI kendimizin zannettik, göğsümüz kabardı! 

Kahramanlığa bayılıyorduk! Böyle olduğumuzu bildikleri için de uygun reçete yazıyorlardı!

Bütün tedavi biçimleri bizi TARİHİMİZDEN ve DİNİMİZDEN koparmak içindi! 

DEVAMI :

Dünyada tek millet YÜZ DEVLET olacak gücümüz var. Maalesef bizi 100 yıldır birbirimize kırdırarak uyuturlar. Şimdi uyanan bir DEV var.


 Uluslararası tüm analistler ve gelecek bilimcileri 2050 yılında Türkiye'nin SÜPER GÜÇ olacağını boşuna söylemiyor.


Onun içindir bu korkuyu yaşayanlar bugün Ankara'ya yapılan Köşk'e ve Cumhurbaşkanımızın yeni uçağına hala saldırıyor.
Bizi 100 yıldır EZIK ülkenin EZİK insanlar topluluğu yaptılar, masaya oturtmadılar, bizden kopardıkları topraklarda trilyon dolarları kana boşarak çaldılar.
Bizi hala EZİK olarak masaya servis yapan UŞAK gibi görmeye çalışıyorlar. Bu uğurda paralel, üçgen, beşgen içeride ne varsa kullanıyorlar.

Dışarıdan da Yahudi BARONLARIN medyası ile koro halinde havlıyorlar.
Yakında Türkiye Cumhurbaşkanı'nın ayakkabı bağına bile saldırmalarını bekliyorum bu kudurmuşlardan.

Ne yaparlarsa yapsınlar Türkiye, tüm dünyada 100 yıldır koparılmış olan bağları onaracak. 

İnşallah Malazgirt Zaferi'nin 1000. yılına TEK MILLET 100 DEVLET olarak gireceğiz. 

Yeter ki; GÜCÜMÜZÜ keşfedelim ve bu ülkeye saldıranlarla ihanet edenlerin tezgahına gelmeyelim.

Yeter ki; Uyumayalım!!!

Türkmenistan doğalgazını hem bize hem de Avrupa'ya taşımak için dün imzalar atıldı.
2013'ten bu güne MANAVDAŞLARA tam 22 milyar dolarlık iş yaptık.

Türkiye'deki Tren yolu, Bakü 'den Hazar Denizi'ne inecek. Türkler, Hazar'ın karşı kıyısına Türkmenistan'da liman yapıyor.
O Liman'dan demiryolları Basra ve Çin'e inecek. Yani biz ineceğiz ve çok oluyoruz.

Birileri bu yüzden kudurup içerden ve dışarıdan saldırıyor.
Çölün ortasında Selçuklu mimarisiyle modern ve muhteşem bir şehre dönüştürülen Aşkabat'tan bu duygularla dönüyorum.
Atalarımın topraklarından yepyeni bir şehir kuran 600 akıncı Türk şirketinde ter dökenleri de alınlarından öpüyorum.

Bekir Hazar - 08.11.2014
Takvim



DÜNYADA TEK MİLLET YÜZ DEVLET OLACAK GÜCÜMÜZ VAR.

 

Bir millet 100 devlet


Geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Azebaycan'daydık. "Tek millet iki devlet" diyordu Erdoğan. İran'da 25 milyon Azeri ve 3 milyon Türkmen yaşıyor. Irak ve Suriye'de milyonlarca Türkmen'in gözü Ankara'da.

Geçtiğimiz hafta Balkanlar'daydık.

Boşnak ve Arnavutlar "Ankara öksürse hemen koşarak gelir, üzerimize ne düşerse yaparız" diyordu.

Batı Trakya Türkleri hemen dibimizde.

Afrika'daki Osmanlı rüzgarlarını anlatmaya gerek yok. Ortadoğu halkları Erdoğan aday olsa her ülkede Devlet Başkanı seçecek kadar oy yağdırmaya hazır.
Avrupa'da yaşayan milyonlarca Türk memleketi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacak kadar sevdalı.

31.10.2014

Cumhuriyet mecburiyet mahkümiyet : Neden her iktidar ille de Cumhuriyetçi Milliyetçi Devletçi Halkçı İnkılâpçı Laik ve de kesinlikle sözde değil özde Atatürkçü olmak zorunda


“Cumhuriyet”
i ilk duyduğumda üç-dört yaşlarındaydım…
Bir “saltanat çocuğu” olan rahmetli babam, cumhuriyet kutlamalarına katılacağını söyleyip evden çıkmıştı. Denizciydi. Rejimlerle pek işi olmazdı. Ama belli ki, cumhuriyeti benimsemişti. Ne çare, Başöğretmenim Hikmet Bey(çocukluğumun ilkokullarını müdür yerine başöğretmenler yönetirdi) babamı, bu özelliğine rağmen, hiçbir zaman benimseyemedi…
Namazında-niyazında bir adam olmasıyla her söylenene kafa sallamayıp itiraz etmesi, ardından sorgulamaya başlaması, babamı “mimleme”si için yetti.
Hikmet Bey’in tarifine göre, cumhuriyetçi babam “cumhuriyet düşmanı” sayılıyordu: Bunu hiçbir zaman anlayamadım.
Neden sonra fark ettim ki, istenen şey “cumhuriyeti benimsemek” değil, cumhuriyet adına yapılan dayatmaları hiç sorgulamadan, yani “kayıtsız-şartsız” sineye çekmekti.
Güya “hâkimiyet kayıtsız-şartsız milletin”di. Aslında ise ülkede egemen güçlerin “kayıtsız-şartsız” hâkimiyeti vardı. O kadar ki, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi bile bunu değiştirememiş, ülkeyi tek parti kodamanlarının sultasından ve bürokrasi cephesindeki keyfiliklerden kurtaramamıştı.
Zaman içinde pek çok iktidar gördüm. Bazıları hiçbir iz bırakmadan kaybolup gitti. Bazıları pek çok yatırım yaptı, ama hiçbiri şu soruları soramadı:
“CHP’nin altı okunda simgelenen ‘ilke’lerin anayasada ne işi var?..”
“Neden her iktidar ille de ‘Cumhuriyetçi’, ‘Milliyetçi’, ‘Devletçi’, ‘Halkçı’, ‘İnkılâpçı’, ‘laik’ ve de kesinlikle ‘sözde değil özde Atatürkçü’ olmak zorunda?”…
Öyle olunca her şey düzeliyor mu? Neden düzelmedi peki?
“Bir Türk dünyaya bedeldir!” ya da “Ne mutlu Türk’üm diyene” diye bağırta bağırta büyüttüğümüz nesillerin bir bölümü neden “terörist” olup yıllar boyu askere ve polise kurşun sıkıyor?
Sloganlar, niyetler, nutuklar ve şiirler ne yazık ki, karın doyurmadı.
Belki de bu yüzden, “Cumhuriyet/ Hürriyet” kafiyeli böbürlenmelere sinir oluyorum!..
“Cumhuriyetimizi ve demokrasiyi CHP’ye borçluyuz” diyenlere de “hadi ordan!”çekiyorum.
Çünkü, borçlu yaşamayı sevmiyorum… Çünkü, bu iddianın doğru olmadığını biliyorum… Ayrıca da, o borcu çoktan kapattığımıza inanıyorum.
Cumhuriyeti kuranlardan kimisine “Ebedi Şe”lik, kimisine “Milli Şef”lik, kimisine bakanlık makanlık verdik, ödeştik!
Düşünün ki, İnönü, kesintisiz ve de muhalefetsiz 27 yıl süren iktidarında hiç bir başarı gösteremedi… Hiçbir eser veremedi… Milleti açlığa, yokluğa, yoksulluğa, ezansızlığa, Kur’ansızlığa mahküm etti… Buna rağmen iktidarda kaldı…
Yani borç kapandı, millet alacaklı duruma geçti!
Hem zaten 1923’te ilân edilen cumhuriyet de bir “demokratik cumhuriyet” değil, İttihad ve Terakki mantığının “cumhuriyet” kılıfıyla kılıflanmış şeklidir.
Çünkü 1950’ye kadar şeklen bile “demokrasi” yoktur. Çünkü (hileli 1946 seçimini saymazsak), siyasi partiler ve seçim yoktur… Vatandaşa yöneticilerini seçme hakkı tanımayan bir cumhuriyete, “demokrasi” demek, olsa olsa demokrasiye iftira olur…
Cumhuriyet bir mecburiyetti: Zira saltanatın ve hilafetin devam etmesi demek, Mustafa Kemal Paşa’nın en fazla genelkurmay başkanlığına, İsmet Paşa’nın da kuvvet komutanlığına razı olması demekti. Ama sistem değişir, meşrutiyet yerine cumhuriyet ilân edilirse, Kemal Paşa padişah yetkilerini aşan yetkilerle donatılmış “Ebedi Şef”, İsmet Paşa ise “Milli Şef”olacaktı.
Nitekim de öyle oldu… Bu da son derece normaldir: Zira politikada, “vefa” denen kavramdan eser yoktur. 

 YENİ AKİT / Yavuz Bahadıroğlu 

24.10.2014

İlk milliyetçi, İblis’tir. Masonların, Fransız Devrim’iyle insanlığa bir bela olarak takdim ettiği ‘milliyetçilik’ İblis’in öğretisinden başka bir şey değildir.Ulus-devlet modeli ise ‘milliyetçilik’ gibi İblis işi bir fikir üzerine inşaa edilmiş saçmalığın tekidir.



Adil ve hak olan yönetim biçimi, hiçbir milletin bir başka millete hükmetmeyeceği, zulmetmeyeceği, ‘kendileştirme’ye çalışmayacağı, güç geçirmeyeceği bir yönetim biçimidir. 

Osmanlı Devleti’nin, değil himayesinde bulundurduğu milletlere, en ufak bir mahalle halkına dahi güç geçirmediği, her milleti, kendi yaşam biçimi ve kararlarıyla baş başa bıraktığı bilinir.

Adem’e secde edin” dedik. Onlar da, İblis’in dışında, secde ettiler; O, secde edenlerden olmadı. (Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” İblis dedi ki “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (Araf/11-12)

Bu, İblis’in karakterine işlemiş kibir illetinin ilk dışavurumudur. Kibir, İblis’i, kendi yaratılışının daha üstün oluşuna inandırmış dolayısıyla bu üstünlüğü kaybetme korkusu yaşatarak, onu savunma ihtiyacı hissettirmiştir.

Bu, daha sonra İblis vasıtasıyla, Ademoğullarına ve irade sahibi tüm yaratılmışlara intikal edecek, insanlar tarafından da ‘milli’leştirilecektir.

Tarih ‘üstünlük mücadelesi’ üzerine inşaa edilmiştir,

Yakın tarih ise bu mücadelelere ilişkin ‘sistemleşmiş gerekçeler’ yığınıdır.


1717’de ilk resmi Mason Locası İngiltere’de açıldığı vakit, Masonlar sadece İngiltere’de değil Avrupa’nın genelinde politikadan hukuka, eğitimden ekonomiye neredeyse tüm kurumlara sızıp hakimiyet kurar. Hızla lobileşirler.

Ellerinde öyle bir servet ve güç bulundururlar ki, devlet yönetimlerini ele geçirmeleri ve doğrudan müdahale edebilmeleri çok kolaydır.

Avrupa’da sosyal alanlarda ve yönetimde de gücü elinde bulunduran ‘kilise’nin, daha öncesinde Rönesans hareketiyle itibarı zaten yerle bir edilmiştir. Engizisyon işlemlerine başlayan kilise, autodafe (suçluların yakıldığı ateş) ile itibar ve gücünü tekrar kazanma adına başlattığı pek çok işkence girişimiyle, ‘mağduriyet ilkesi’ne önayak olmaktan öteye gidememiştir. Reform hareketlerinden doğan tefrikalarla da baş etmeye çalışan kilise, daha sonraki süreçte özellikle ‘Aydınlanma Dönemi’nde tamamen mağlup edilir. Hümanizm, sekülerizm (laiklik) gibi düşünce akımları Avrupa’nın artık yeni ‘yaşam biçimi’dir. Yahudilerin bizzat inşaa ettiği, paganizm, mitraizm bozması Hristiyanlık, yine Yahudilerin kurduğu Masonluk teşkilatı tarafından, hem sosyal sahada hem de yönetimde güç kaybına uğratılmıştır.

Şimdi, devlet yönetimlerini ele geçirmeleri için tek bir engel kalır: Hanedanların kumandasındaki monarşik sistem.



23.10.2014

MASON VE SİYON YÜZ YIL ÖNCEKİ OYUNLAR , YÜZ YIL SONRASINA AYNI ŞEKİLDE TAŞINDI :Abdulhamid Han dan Günümüze benzer Mason Oyunları. Abdülhamid Han'a Katil, Diktatör diye saldırıyordu .Yerli satılmış medya.Mason yazarları


Bir Türk Diplomatı New York Times'a "Abdülhamid'in korku imparatorluğu sona erdirilmeli" manşetini atıyordu.

Abdülhamid Han'a "Katil, "Diktatör" diye saldırıyordu yerli satılmış medya.

Mason yazarlar "Derhal hal edilmeli" diyordu. Bir Türk Diplomatı New York Times'a "Abdülhamid'in korku imparatorluğu sona erdirilmeli" manşetini atıyordu.


Enver Bey Le Matin muhabirine "Abdülhamid'in tahtta tutulması vatanın mahvolması demektir. Bu korku imparatorluğu bitmeli" diye demeç veriyordu.

Tevfik Fikret "Sis" adlı şiirinde kilitlenmiş ağızlardan bahsediyordu. "Bar-ı hazerle iki kat gezmeye me'luf" diyordu bir mısrasında. "Korku yükü altında gezen Osmanlı kent sakinleri" diye sallıyordu. Avrupa basını sayfalarına taşdı bu "Korku" ile gezmeyi.

Kasım 1899'da bir kısım entelektüel Türk, İngiliz elçiliğine ziyarete gider.

İngiltere'nin, Güney Afrika'da başlayan yeni savaşta Bolerolara karşı verdikleri ŞANLI savaşı yürekten desteklediklerini ilan ederler.

Ardından "Korku imparatorluğunda" yaşadıklarını anlatırlar İngiliz elçisine.

Paris'te Jön Türk hareketinin liderlerinden Sabahattin, batı basınına ve İngiliz medyasına çağrılar yapar."Gelin Abdülhamid'in korku imparatorluğunu birlikte yıkalım" der.


26.09.2014

Balkan Savaşını Niçin Kaybetmiştik?1912’de patlayan ve koskoca Rumeli’yi kaybetmemize yol açan Balkan Harbinde biz galip gelemez miydik? Savaşı kazanmamız mümkündü ama Müslümanlar olarak, Osmanlılar olarak vazifelerimizi yapmadık.


Ordu, gırtlağına kadar siyasete batmıştı.

İçimizdeki bazı din ve devlet düşmanlarının, hainlerin hıyanetlerine engel olmadık.


Ordu ve asker siyasetle uğraşmaya başlarsa savaş kazanamaz.
Emanetler yani kumandanlıklar, makamlar, mevkiler ehliyete göre değil, partizanlığa göre veriliyordu.

Sultan Abdülhamid zamanında 1897’te Yunanistan ile aramızda savaş çıkmış ve ordumuz galip gelmişti. Kuvvetlerimiz Atina’yı bile alabileceklerdi ama Rus Çarı İkinci Nikola araya girmiş, ilerlemeyi durdurmuştu.

Osmanlı Yunan savaşını niçin kazanmıştık?
Ordu siyaset yapmıyordu, Padişaha ve Halifeye bağlıydı.
Ülkede ama şöyle ama böyle İslami bir rejim vardı.
Sultan Abdülhamid’i Farmasonlar, Yahudiler, Dönmeler, Jön Türkler devirdi. Selanik’ten İstanbul’a gelen Hareket Ordusu içinde bir Yahudi Lejyonu bulunuyordu.
Hürriyet ilan edilince İslam’a, mukaddesata hakaretler, hıyanetler, ihanetler başladı. Sultan Abdülhamid dindar bir padişahtı, böyle kötülüklere izin vermiyordu. Ondan sonra Pandora’nın kutusu açıldı, bütün kötü, çirkin, münker şeylerin bağları çözüldü.
Aradan yüz sene geçtikten sonra Türkiye Müslümanları Balkan Savaşı faciasından ibret almalıdır. Sadece ibret değil, tedbir de almalıdır.
İslam düşmanları Müslümanları parçalamıştır… Bin türlü fitne fesat nifak tefrika çıkartmıştır… Ülkemizde futbol kulübü çılgınlarının, holiganların yaptığı gibi siyaset yapılmaktadır.

Hizipçilik, fırkacılık, parçacılık o hale gelmiştir ki, Müslümanlar birbirleriyle savaşmaktadır.

Dinî kökenli bir sekt sivil darbe yoluyla devleti ele geçirmek istemektedir.
Balkanları, küçük bir Doğu Trakya dışında kaybetmiştik ama elimizde Anadolu kalmıştı. Şimdi onu da parçalamak, Türkiye’yi daha da küçültmek isteyenler var.
Bütün ziyalı, Nurlu Müslümanların halkı uyarması gerekir.

Balkan harbi patlamadan önce, birtakım gafiller yaşasın hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet edebiyatı yapıyordu.

19.09.2014

OKULA GİDEN ÇOCUKLARA RASTLADIM DÜN YOLLARDA. ONLAR İÇİN ÇOK ÜZÜLDÜM : bizdeki eğitimin amacı, “özgür düşünceli birey” değil, itaatkâr bir sürüye, öğrendiği ezberleri tekrar eden koyunlar yetiştirmektir.



Zavallı “eğitim mahkûmları”, hayatlarının en güzel, en eğlenceli olması gereken yıllarını, daha sonra unutacakları bir sürü saçmalığı öğrenmek, ciddi bir “beyin yıkamasından” geçmek, kişiliklerini, tek tip adam yetiştiren “tornaya” teslim etmek için harcayacaklar.

“ZİHİNLERİNE BU YALANI KAZIYACAKLAR”
Gidecekleri okulların birinci amacı, onlara “ulu önder” Atatürk’ün müthiş bir adam olduğunu, hiç hata yapmadığını ve Türkiye’yi sadece Atatürk’ün yaptıklarını tekrar etmenin kurtaracağını ezberletmek, zihinlerine bu yalanı kazımak olacak.
Cumhuriyet tarihi boyunca okullar bunu yaptılar.
Dün yazıişleri toplantısında Tuğba, çocukluğunda en büyük korkusunun “Allah mı daha büyük, Atatürk mü daha büyük” sorusuyla karşılaşmak olduğunu, çocukken hangisinin daha büyük olduğuna bir türlü karar veremediğini anlatıyordu.
Çocukları bu tür korkulara iten bir eğitimden geçti insanlar bu ülkede, hâlâ da geçiyorlar.

BİZDEKİ EĞİTİMİN AMACI

Osmanlı Devleti çökerken, biz Kudüs'ü 401 yıl 3 ay 6 günlük hakimiyetten sonra 9 Aralık 1917 tarihinde bir pazar günü bırakırız. Zaten tutmaya da imkân yoktur. Ordu bozulmuş, çekiliyor.


Üç Olay : 

Kudüs, İstanbul, Bursa...

Osmanlı Devleti çökerken, biz Kudüs'ü 401 yıl 3 ay 6 günlük hakimiyetten sonra 9 Aralık 1917 tarihinde bir pazar günü bırakırız. Zaten tutmaya da imkân yoktur. Ordu bozulmuş, çekiliyor. 11 Aralık 1917'de Osmanlı ordusunu yenerek Kudüs'e giren İngiliz Orduları Komutanı Orgeneral Edmund Allenby, Selahaddin Eyyubi'nin mezarına ayağıyla vurarak; “Kalk Selahaddin biz yine geldik” şeklinde bir konuşma yapar. “Yine geldik” derken, şüphesiz 1189 yılında 3. Haçlı Seferine katılan ve başarısız olan İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard’ın ilk gelişini kasdeder.



İstanbul, 8 Şubat 1919…

İtilaf Devletleri Mondros Ateşkes Antlaşmasından hemen sonra antlaşma gereğince 13 Kasım 1918’de İstanbul’u fiilen işgal etmişlerdir. 

8.09.2014

En büyük Türk milliyetçisi olan Atamızın üstünde Türklere özgü hiçbir kıyafet yoktur! Bu fotoğrafta döneminin İngiliz bürokratları giyinmiştir....


Demek ki ataları onlara İngiliz gibi giyinmeyi öğretmiş.
           
Soralım şimdi kendimize
Atanın ataları kimlerdir ;

1-Osmanlımı ?
2-İngilizmi ?
3- Selanik Sebatayist dönmelerimi?

Kemalistler Paralelci zihniyeti ile aynı bir özelliği Her olayda zeytin yağı gibi üste çıkmak,Yalan söylemek Gerçekleri görmezden gelip Karşı tarafa iftira atmaktır.


HARAM LOKMA YEMEMİŞLERMİŞ

HAYATINIZ HARAM

HIRSIZ VAR DERLER .

KEMALİSTLİĞİN ARKASINA GİZLENİP

KENDİ HIRSIZLIKLARINI GİZLEMEK İÇİNDİR.

DEVLETİN İMKANLARINI,MİLLETİN EMEKLERİNİ,TECRÜBESİNİ

KULLANMAYIP,yURTDIŞINA MUHTAÇ ETMEK HIRSIZLIK DEĞİLMİDİR?



30.08.2014

Onlar Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren Avrupa'ya gönderilen Operatörlerdi. JÖN TÜRKLER Memleketi kurtaracağız diyerekten batırmış hainler topluluğudur.



Türkiye'de yaşıyoruz.
Ama hayal dünyasındayız.
Rüyalar aleminde uyutulan bir millet olduk hep.
Bizi sağcı, solcu, dinci, ateist, laik, anti laik, Türkçü, Kürtçü diye böldüler.

12 Eylül öncesi kot giydirdiklerine faşist, kadife pantolon giydirdiklerine komünist dediler.

Türban'dan girdiler etekten çıktılar.
Tekme tokat birbirimizin üzerine saldılar.

Biz sokakta birbirimize yumruk sallarken onlar yalılarda bu ülkeyi yönettiler.
Onlar Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren Avrupa'ya gönderilenlerdi.

Avrupa kültürü ile yoğrulan, masonlaştırılan, Londra-Paris hayranlığı rozetini takarak geri gönderilenlerdi.



Onlar JÖNTÜRKLERDİ 

Paris'te bir üniversitenin en önde gelen akademisyenlerinden biri, bu Jöntürkler'den birine "Sen bizim ülkemize çok faydalı birisin ama kusura bakma vatan hainisin, vatan haini ile işimiz olmaz" diyordu.

Lozan Antlaşması’ın Gizli Protokolları : ) Emperyalist ve sömürgeci devletlere Hilafet’in kaldırılacağı sözü verilmiştir.


LOZAN barış müzakereleri esnasında emperyalist devletlerle Türkiye arasında çok çetin tartışmalar olmuştu. Galip, sömürgeci, emperyalist büyük devletler Türkiye’nin bir İslam devleti olmasını istemiyorlardı. O tarihte devletin
Medenî Kanunu, Hanefî fıkhına göre hazırlanmış olan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye idi. Diğer kanunlar da, yüzde yüz uygun olmasa bile temelde İslam’a ve fıkha aykırı değildi.

Avrupa Düvel-i Muazzaması, ülkemizdeki yabancıların İslam hukukuna tâbi olmalarını kabul etmek istemiyordu.

Lozan müzakerelerinin birinci kısmında Türk delegasyonu başkanı İsmet Paşa, İslam hukukunu ve fıkhını hararetle savunmuştu.
Müzakereler bu yüzden çıkmaza girmiş, kopma derecesine gelmişti.
İşte bundan sonra Türkiye Başhahamı Hayim Nahum Efendi devreye girmiş, büyük devletlerin başkentlerine gitmiş, birtakım gizli müzakereler yapmıştı.

Hayim Nahum’un delege sıfatıyla içinde bulunduğu Türk heyeti bundan sonra Lozan anlaşmasını imzalamış ve ABD hariç bütün büyük devletler bunu imzalamışlardı.

Birtakım rivayetler –yüksek sesle olmasa bile- yıllardan beri söylenir ve yazılır:

(1) Lozan’ın gizli protokolleri vardır.

(2) Emperyalist ve sömürgeci devletlere Hilafet’in kaldırılacağı sözü verilmiştir.

(3) Hilafetle birlikte İslam hukuku, Şeriat kanunları da kaldırılacak,

(4) Onların yerine Avrupa kanunları konulacaktır.

(5) Müslüman kadınlar açılacaktır.

(6) Arap-İslam yazısı bırakılacak, Latin-Frenk yazısı alınacaktır.

(7) Türkiye İslam ve Türk dünyası ile ilgilerini kesecek, Avrupa medeniyetine yönelecektir.

1923’ten bu yana 87 yıl geçti, Lozan’ın gizli protokolleri ile ilgili yeterli bilgi bulanamadı. Bu konudaki araştırmaları Müslümanların yapmaları gerekirdi, yapmadılar, yapamadılar.

Cumhuriyet kurulduğunda Anayasanın (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) ikinci maddesinde “Devletin dini, Din-i İslam’dır” yazılıydı. İstanbul’da Dolmabahçe sarayında, Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiş bir Halife-i Müslimîn (Abdülmecid bin Abdülaziz Han) bulunuyordu. Medreseler ve tasavvuf tarikatları açıktı. Hafta tatili Cuma idi. Şapka giyen, Ramazanda açıkta oruç yiyen Türkler tutuklanıyordu. Bütün kadınlar çarşaflı idi. Sonra devrim fırtınaları esti ve şiddete dayanan realpolitikler uygulanarak İslam’dan uzaklaşıldı.

Lozan’ın gizli bir protokolü var mıydı?.. Bu sorunun cevabını Sabataycılar araştıracak değildir. Müslüman tarihçilerin, ilim adamlarının Türkiye ve dünya arşivlerine girip, bütün kaynakları tarayıp ipuçları, deliller, bilgiler ve belgeler bulmaları ve gerçeği gün yüzüne çıkartmaları gerekir.

Lozan’ın Gizli Protokollarını da bir kenara koyalım ve bugün Türkiye’de uygulanan birtakım protokollara bakalım. Bunların da elimizde yazılı metni yoktur. Yapılanlara hayata bakarak ben yazıyorum. Dikkat buyurarak okumanızı rica ederim:

Madde 1: Müslüman Türkler dilsiz bırakılacaktır. Atalarının mezartaşlarını bile okuyamayacak derecede câhil kalmalarına dikkat edilecektir. Türkçe bir-iki yüz kelimelik kaba bir konuşma çarşı-pazar günlük iletişim dili seviyesine indirilecektir.

Madde 2: Edebî ve kültürel lisan o kadar bozulacak o kadar dejenere edilecektir ki yeni nesiller yakın tarihte yazılmış Ömer Seyfeddin Hikayelerini Halide Edib’in romanlarını Hüseyin Rahmi’nin kitaplarını okuyamaz hale ve anlayamaz hale getirilecek bunların “SADELEŞTİRİLMİŞ” baskıları yapılacaktır. Velhasıl Müslüman Türklerin mâzi ile millî kültür ile en büyük bağı olan zengin edebî Türkçe tahrip edilecektir.

Madde 3: Müslüman Türklere yeni bir tarih yazılacaktır. Geçmişteki İslâm büyükleri tahkir edilecektir. Asıl kahramanlar yerin dibine batırılırken yeni kahramanlar türetilecektir.

Madde 4: Türk toplumunun temeli olan aile kurumu yıkılacak darbelenecek zayıflatılacaktır. Zina bir suç ve ahlâksızlık olmaktan çıkartılacak teşvik görecektir. Cinsel sapıklıklar Avrupa’da olduğu gibi meşru hale getirilecek aynı cinsten kişilerin evlenmelerine zemin hazırlanacaktır.

Madde 5: Halk yığınları gece gündüz vur patlasın çal oynasın eğlence şamata zevk u sefa oyun dans bayağı bir müzik ile meşgul ve sersem edilecektir.

Madde 6: Başta futbol olmak üzere on milyonlarca halk çığırından çıkmış spor müsabakalarının hastası holiganı haline getirilecek bu oyunlar yeni bir din gibi kütleleri sarıp kucaklayacaktır.

Madde 7: Türkiye’nin ve Türkiye halkının en büyük gücü olan İslâm dini bir tehlike ve tehdit olarak görülecek halk yığınlarına birtakım ideolojiler din gibi benimsetilecektir.

Madde 8: Büyük medyada tekelleşme ve kartelleşme yoluna gidilecek yurt çapında dağıtımı yapılan büyük bir gazete kurmak ancak beş on süper zenginin yapabileceği bir iş haline getirilecek kartel ve tekel medyası ile protokollar hayata uygulanacak bu gücün karşısında başka hiçbir güç dayanamayacaktır.

Madde 9: İslâmiyet darbelenecek büsbütün ortadan kaldırılamazsa dinde reform dinde yenilik dinde değişim Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü paravanası ardında yeni bir İslâm üretilecek ve türetilecektir. Sünnetsiz fıkıhsız şeriatsız evcil bir İslâm.

Madde 10: Türkiye Müslümanları kendilerini idare edebilecek aydın bir kafaya sahip olmadıkları için dinsizleşinceye kadar onlar güdülecek vesayet altında bulundurulacaktır. Bu gütme ve vesayet de iki kimliklilere verilecektir.

Madde 11: Birtakım önemli kurumlar köşebaşları anti-demokrat yollarla da olsa “BİZDEN” olanlara verilecektir.

Madde 12: Dindar Müslümanların okumaları yüksek tahsil yapmaları engellenecektir.

Madde 13: Ülkede hâkim/dominant unsuru teşkil eden Müslümanların büyük fabrikalar büyük holdingler büyük medya organları büyük ticarethaneler kurmaları her yola başvurularak önlenmeye çalışılacaktır. Onlara “Yeşil Sermaye” denilecektir.

Madde 14: Alkollu içkiler fuhuş zina sapıklık israf bayağı müzik lüks ve aşırı konfor tutkunluğu uyuşturucu teşvik edilecektir.

Madde 15: Bu protokollara karşı gelenler karalanacak her vasıtaya baş vurularak sindirilecek cezalandırılacaktır.

Madde 16: Eskiden altın ve gümüş en büyük güçtü. Zamanımızda ise Dolar ve Euro altın ve gümüşün yerini almıştır. Ülkenin parasının büyük kısmı bizim elimizde bulunacaktır. Millî gelirin yarısını üç-beş bin kişi aile holding paylaşacaktır.

Madde 17: Müslümanların arasına casuslar ajanlar provokatörler manipülatörler yönlendiriciler sızdırılacak bunlar vasıtasıyla onlar bin parçaya bölünecek birbirleriyle çekişip tepişmeleri sağlanacak güçleri ve kuvvetleri kırılacaktır.

Madde 18: Dinî hizmet ve faaliyetlerin köy kültürü kırsal kesim varoş gecekondu taşra zihniyetiyle yapılması sağlanacaktır. Böylelikle Müslüman çoğunluk içinde bulunduğu çukur ve tuzaktan bir türlü çıkamayacaktır.

Madde 19: Büyük medya vasıtasıyla ülkeye sahte uydurma sun’i bir gündem yapılacak; halk incir çekirdeğini doldurmaz faydasız ve lüzumsuz konularla oyalanacak asıl meseleler ve dertler yüzüstü bırakılacaktır.

Madde 20: Başta komşu İslâm ülkeleri olmak üzere İslâm dünyası ile sıkı canlı yakın ilişkiler kurulmayacak; onlarla ticaret ithalat-ihracat turizm öğrenci mübadelesi kültür münasebetleri asgarî seviyede tutulacaktır. Öyle ki Suriye ile Türkiye sanki Moğolistan’la Venezuela kadar birbirine uzak kalacaktır.

Madde 21: Halk yığınları öyle sersemletilecek uyuşturulacak afyonlanacaktır ki yararlarına ve zararlarına olan şeyleri birbirinden ayırt edemeyeceklerdir.

Madde 22: Protokolları ayakta tutmak için devletten Millet Meclisi’nden millî iradeden hukuktan millî menfaatlerden millî kimlikten daha üstün lâ yüs’el (sorumsuz) bir üst-güç bulunacak; hiçbir denetime tâbi olmayan bu güç son sözü söyleyecektir.

Madde 23: Birtakım önemli hayatî temel mevkilere kesinlikle Müslüman Türkler getirilmeyecektir.

Başka maddeler de var ama şimdilik bu kadarı yeter. “Sen neler sayıklıyorsun ne hezeyanlar savuruyorsun” diyen varsa onları büyük bir televizyon kanalında açık oturuma davet ediyorum. Gelsinler tartışalım. Aydın geçinen o adamlara Türkiye’de bundan ¤¤¤¤en yıl kadar önce basılmış Türkçe bir kitap vereyim “Lütfen okuyunuz bu Türkçe kitabı” diyeyim. Okuyamazlarsa benim haklı olduğum peşinen anlaşılmış olacaktır.

Mehmet Şevket Eygi

Gazeteci-Yazar




28.08.2014

Bizden olanı’ hep almayı denediler.Nizamülmülk’ten başlayarak,


Bu topraklarda doğup, bu topraklarda kurulan devletleri özellikle kendine “medeniyet” diyen Batı Bloku’na karşı büyüten-koruyan kimse yoktur ki her türlü saldırıya maruz kalmasın hatta hayatını kaybetmesin!


Sevgili dostlar, bazı tespitler yapacağım ve hiçbir yorum yapmadan sadece bazı gerçekleri önünüze koyarak “düşünenlere yardımcı çoktur” diyerek bitireceğim... Daha önce bazı yazılarımda bu detayları ele almış olsam da yine de altını çizmek istiyorum, lütfen sizler de sorgulayın...
1 - Nizamülmülk’ten başlayarak, bu topraklarda kurduğumuz devletlere çağ atlatan-yol açan her yararlı kişi, ya kendi adamlarının ihaneti ya da devletin gücünden rahatsız olan yerleşik diğerlerinin oyunları sonucu koltuklarını ve hayatlarını kaybettiler. Nizamülmülk, Büyük Selçuklu Devleti’nin en etkili ismiydi, Malazgirt zaferinden, Osmanlı’nın üstünde kurulduğu temellere kadar çok önemli adımlarda imzası vardı. Kendi yetiştirdiği istihbaratçı Hasan Sabbah’ın adamları tarafından katledildi.
2- Fatih Sultan Mehmet, 50 yaşını göremeden, Roma’yı almak, Vatikan’ı ele geçirmek için çıktığı yolda, Boğaz’ın diğer tarafında kendi adamları tarafından zehirlenerek öldürüldü. Fatih’in en büyük projesi Vatikan’ı ele geçirmek ve kendi seçtiği bir kişiyi Papalık makamına oturtmaktı. Kanuni, oynanan oyunlar ve yanlış bilgilendirme yüzünden kendi oğlunu, en vasıflı padişah adayını ortadan kaldırdı!

22.08.2014

Kadir Mısıroğlu SEBİL YAYINEVİ


Allah buyuruyor: “Zulmedenlere destek olmayın; yoksa size ateş dokunur.” demişti. Şimdi bizde soralım Allah'ın dinine savaş açan medreseyi tekkeyi kaldıran Şeriat Garrayı Muhammediyeyi inkar eden Kuran ayetlerine ikre bismi rabbi safsatası diyen asrın tağutunu methetmek bi hoca için kafirlik değilde nedir?

Hz. İsa'ya Allah diyen Hritiyanların din rehberlerinin söylediklerinin bir Müslümanın söyleceklerinden farklı olduğunu düşünmeyen Hocaefendi(!)nin peşinden gitmek zındıklık değilde nedir?
Şu ayet Ali Ünal gibilere öz cevaptır: ''Allaha iftira ederek yalan uyduran veya onun âyetlerine yalan deyen kimseden daha zalim kim olabilir? Şüphe yok ki zalimler felâh bulmazlar.'' (En'âm 21)



Atatürk’ü Koruma Kanunu Bir Yahudi Tarafından Hazırlandı



Atatürk’ü Koruma Kanunu Bir Yahudi Tarafından Hazırlandı

Saklanan Tarih programında konuşan ünlü tarihçi Mustafa Armağan şu sözleri söyledi ;

"Atatürk'ü koruma kanunu toplum vicdanında kalkmıştır.Çünki bu kanun fosilleşti, fosilleşen herşey gibi bu da tarihe karışması lazım. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olamaz. Ölen bir insan, kanunun konusu olmaktan çıkar. Hukuk şöyle tanımlar ;"İlk nefesi aldığı ve son nefesi verdiği süre içerisinde bir insanın hayatını düzenler" Hukukun ölen bir kişi ile ilgisi artık sadece miras meselesi ile alakalıdır.

Ölen kişiye laf söylenemez, hakkında konuşulamaz, eleştiri yapılamaz gibi meseleler hukukun konusu değildir. Nitekim Atatürk'ü koruma kanununun metnini o zaman Türkiyede bulunan (1902 - 1985 ) yılları arasında yaşayan Alman Yahudisi “Prof. Dr. Ernst Eduard Hirsch hazırlamıştır. Bunu bütün Türkiye'nin bilmesi gerekmektedir."

Prof. Dr. Ernst Eduard Hirsch bunu kendi hatıratında şöyle anlatır;

Said Nursi’ye Göre Mustafa Kemal Yahudi’dir


Rotterdam İslam Üniversitesi rektörü, Osmanlı Araştırmaları Vakfı mütevelli heyeti başkanı Prof. Dr. Ahmet Akgündüz sosyal medya hesabından çok tartışılacak bu açıklamaları yaptı;

Bugünlerde Mustafa Kemal’in serveti ve bunun kaynakları açıklanıyor. Çok tartışma konusu olan Yahudiliği konusunda Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin neşredilmemiş SIRR-I İNNA A’TAYNA adlı eserinde, ilgi çekici tesbitler var. Açıkça Mustafa Kemal’in Yahudi olduğu aktarılıyor. Bu Risale Eskişehir Mahkemesinde gündeme gelmiş ve ancak Bediüzzaman beraat eylemiştir. Ceza başka sebeplerle verilmiştir.

Atatürk'ün servetini ispatlayan belgeler:

Said Alpsoy Atatürk'ün servetinin kaynaklarını açıkladı
Araştırmacı Yazar Said Alpsoy Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumundan önceki ailesinin mal varlığını, sonrasında ise Atatürk'ün kendi mal varlığını 'servet' olarak değerlendirip bu servetin kaynaklarını belgelerle açıkladı.



M.Kemal, Latife Hanım'ı büyükelçinin önünde dövmüş

M.Kemal, Latife Hanım'ı büyükelçinin önünde dövmüş
Araştırmacı Yazar Said Alpsoy, Mustafa Kemal'in eşi Latife Hanım'ı Amerikan büyükelçisinin önünde dövdüğünü söyledi.


Araştırmacı-Yazar Said Alpsoy,
 Kanal A'da Fatin Dağıstanlı'nın sunduğu 'Resmi Tarihten Gerçek Tarihe' adlı programa katıldı. Alpsoy, Mustafa Kemal Paşa'nın Başyaveri Rusuhi Savaşçı'nın 'derin devlet' kurarak uzun yıllar yönettiğini ifade etti.

YOUTUBE ; http://www.youtube.com/watch?v=BGAbX-RnBwQ

Said Alpsoy "Derin Devleti Atatürk'ün Başyeveri Rusuhi Savaşçı kurdu".