SİYONİSTLER-YAHUDİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SİYONİSTLER-YAHUDİLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.12.2014

THE CIAmaatın : AHLÂKSIZLIĞA AHLAKSIZLARA BAK YAHUDİ GELENEĞİDİR. HEM VURUP,HEM AĞLAMAK. Yolsuzluğa hayır derken Yolsuzları yolunu bulan yolsuzlar



17-25 Aralık darbe girişimleri 


Büyük resimde, hak/hukuk tanımaz sapkın bir kişinin, karanlık ilişkilerle, kendi sapkın emelleri için, içinde yetiştiği topluma ve mensubu olduğu dine yalan ve iftira ile ihanet etmesidir.



THE CIAmaatın : AHLÂKSIZLIĞA AHLAKSIZLARA BAK YAHUDİ GELENEĞİDİR.
HEM VURUP,HEM AĞLAMAK.
Yolsuzluğa hayır derken
Yolsuzları yolunu bulan yolsuzlar
Sen soruları çal
Kul hakkı ye
Yatak odalarını dinle
Şantaj  , montaj  yap
İsraile devlet bilgilerini aktar
Her haltı yap mağduru oyna

THE CIAmaatın :
Çevresi kandırmıştır

Çevresi aldatmıştır

Çevresi yanıltmıştır

Çevresi kaybetmiştir

Ama Kendisi , Lideri , Çevresi de KÖTÜ”DÜR!


O yapıya masum duygularla gönül vermiş, hizmet etmiş kardeşlerim gücenmesin ama…

Vatikan’ı ziyaret edip, “Papa cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz” diyebilen,

Dinlerarası diyalog, hoşgörü gibi süslü laflarla ehl-i sünnet yolunu bozmaya çalışan,

Orkestra eşliğinde kilisede sözde ezan okutan,
Sazlı-sözlü ilahilerin çalındığı içkili iftarlar organize eden,
Bir yandan sözde Peygamber Efendimizi anma etkinlikleri düzenlerken, öbür yandan “(La ilahe illallah) diyenin (Muhammeden resulullah demese de) cennete gideceğini söyleme cüreti gösteren,

(Bunu söyleyenin dinden çıkacağını) anlatanları çirkin operasyonlarla cezaevine tıkan,

Devlete yerleştirdiği savcı, polis ve hakimleri kullanarak, (kendisi gibi düşünmeyen) başka dini cemaatleri bitirmeye çalışan,

Kendi hocasının kitaplarını bile değiştirmeye kalkışan,
Yanlışını açık ediyor diye aynı kaynaktan geldiği yolun talebelerini hapishanelere yollayan,

Birçok insanı gizlice dinleyip şantaj yapan,
Devlet büyüklerini bile dinleyip, casusluk yapan bir yapıya ‘İslami cemaat’ denilebilir mi?

İSLAM AHLAKI KİTABININ ÖNSÖZÜNDE DENİLİYOR Kİ;

“İslamiyeti bildiren kitaplar pek çoktur.
 Bunların içinde en kıymetlisi, İmam-ı Rabbani’nin üç cilt (Mektubat) kitabıdır.

Muhammed Ma’sum hazretleri, Mektubatın üçüncü cildinin onaltıncı mektubunda buyuruyor ki, (İman, kelime-i tevhidin La ilahe illallah ve Muhammedün Resulullah iki kısmına birlikte inanmaktır).
Yani, Müslüman olmak için, Muhammed aleyhisselamın Peygamber olduğuna da inanmak lazımdır.

Muhammed aleyhisselam, Allah’ın peygamberidir.
Allahü teala, Cebrail ismindeki melek ile, kendisine (Kur’an-ı Kerimi) göndermişlerdir.
Bu Kur’an-ı Kerim, Allah kelamıdır.
Muhammed aleyhisselamın kendi düşünceleleri ve felsefecilerin, tarihçilerin sözleri değildir.
Muhammed aleyhisselam, Kur’an-ı kerimi tefsir etmiştir.
Yani açıklamıştır.
Bu açıklamalara (Hadis-i Şerif) denir.

İslamiyet, (Kur’an-ı Kerim) ve (Hadis-i Şerif)lerdir.
Dünyanın her yerindeki milyonlarca İslam kitabı, (Kur’an-ı Kerim) ile (Hadis-i Şerif)lerin açıklamalarıdır.
Muhammed aleyhisselamdan gelmeyen bir söz, İslam kitabı olamaz.
İman ve İslam demek, (Kur’an-ı Kerim) ve (Hadis-i Şerif)lere inanmak demektir.
Onun bildirdiklerine inanmayan, Allah kelamına inanmamış olur.

Muhammed Aleyhisselam Allahü tealanın bildirdiklerini Eshabına bildirdi.
Onlar da talebelerine bildirdi.
Bunlar da kitaplarına yazdılar.
Bu kitaplarını yazan alimlere (Ehl-i sünnet alimi) denir.
Ehl-i sünnet kitaplarına inanan, Allah kelamına inanmış olur, Müslüman olur.
Elhamdülillah, biz dinimizi Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarından öğreniyoruz.
Dinde reformcuların, masonların ve zındıkların uydurma kitaplarından öğrenmiyoruz.

Resulullah “Sallallahü aleyhi ve sellem” duyurdu ki, (Ümmetim arasında fitne, fesad yayıldığı zaman, sünnetime yapışana yüz şehid sevabı vardır.)
Sünnete yapışmak, Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarını öğrenmekle ve bunlara uymakla olur.
Müslümanların dört mezhebinden herhangi birisinin âlimleri (Ehl-i sünnet alimleri)dir.

Ehl-i Sünnet alimlerinin reisi, İmam-ı a’zam Ebu Hanife Nu’man bin Sabit’dir.
İngilizler, asırlar boyunca uğraşarak, bir Müslümanı Hristiyan yapamadılar.

Bunu başarabilmek için yeni bir yol aradılar.

Masonluğu kurdular.

Masonlar, İslamiyete, yani Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği ilmlere, yani Muhammed aleyhisselamın sözlerine ve bütün dinlere, öldükten sonra tekrar dirilmek olduğuna, Cennetin, Cehennemin var olduğuna inanmıyorlardı.



YAZIKLAR olsun size!..

Bin kere yazıklar olsun… Petrodolarlar cebinizi ısıtıyor ama kalbinizi çölleştiriyor… Siz altın ve gümüş, dolar ve euro karşılığında bozuk bir bid’at mezhebinin sinsi propagandasını yapıyorsunuz.

Siz gerçek Ehl-i Sünnet değilsiniz. Olsaydınız yüz milyonlarca tarikat ve tasavvuf Müslümanını şirk ve küfürle suçlamazdınız.
Siz bu aşırılığınızla kendinizi küfür ateşine atıyorsunuz. Örnek olarak Tahşiyeciler gibi

Sizin şirkle suçladığınız o Müslümanlar ehl-i Tevhid ve ehl-i Kıbledir. Onları ne kolay tekfir ediyorsunuz. Sizde hiç adalet, insaf, iz’an, vicdan yok mudur?


Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Şama, Yemene dua etmişti. Biri, bizim oraya da dua buyursanız dediğinde, etmemiş, “Şeytanın boynuzu (karnü’ş-Şeytan) oradan çıkacak” buyurmuştu. 

Onlar, devlet-i İslamiye-i Osmaniyeye, Hilafet-i İslamiyeye isyan etmişler, Ümmetin parçalanıp yıkılmasına yol açmışlardı.
Siz Ehl-i Sünnetin geniş caddesinden çıkıp karnüşşeytan çıkmaz sokağına girdiniz.
Siz, onları tutmakla Sevâd-ı Âzam dairesinden dışarıya çıktınız.
Petrodolarlarla dünyada bir şeyler satın alabilirsiniz ama Cenneti, ebedî Saadeti alamazsınız. Siz ne kötü bir ticaret yaptınız.
Söyleyin bana: Şu anda Ortadoğuda ABD’nin, İngilizlerin, İsrailin en büyük müttefiki kimdir? Söyleyin, söyleyin…
Şeytanın boynuzları altın yaldızlı… Altın sizi çekti… Altın sizi yaktı…
Hem kendinizi yakıyorsunuz, hem de birtakım Müslümanları aldatıp yakıyorsunuz…

22.12.2014

Türkiye'nin son dönemlerde geçtiği türbülansın arkasında daki isimler ve gruplar


Olaylar artık iyice içiçe geçti!
Çin, herkesin gözleri önünde aldı başını gitti! Her renk insanın ayağına gidip kapısını çalan ve bunu büyük bir motivasyonla yapan çekik gözlüler, Afrika'dan Ortadoğu'ya oradan da Güney Amerika'ya kadar her koordinata koştu! Ticaret yaptı!
Ucuz işçilikle çok sattı! Çok kazandı!
Kazandıklarının büyük bölümünü DOLAR DA tutsa daYUAN'la gereğinden fazla AL TIN topladı!
Bir kısmını da EURO'ya aktardı! Çin yavaş yavaş, hızlı giden Amerikan Merkez Bankası'nın karşılıksız bastığı paralarla günün birinde duvara toslayacağına inanıyordu! Bu nedenle hem Euro kartını hem de AL TIN kartını elinden hiç bırakmıyordu!
FED, yani ABD Merkez Bankası, bu tehlikeyi çok önceden gördü! Ancak işin içinde iş vardı! Hem Amerikan ekonomisini ve finans kuruluşlarını, hem de Çin'de en çok kazanan şirketleri YAHUDİLER yönetiyordu!
Çin ekonomik olarak zıpladığında burada iş yapan Yuhudi aileler de çok kazanıyordu! İlginç bir bağlantı ve ilginç bir rekabet vardı!
Mesela MALİKİ Irak'taki çok zengin gaz kaynakları üzerinden Çin ile detaylı bir anlaşma yaptı! İmzalar atıldı ama ortaya IŞİD çıkıverdi! Bu da yetmedi, Maliki koltuğunu bırakmak zorunda kaldı! 2 hafta önce de Rusya'dan yola çıkan ve Esad'a giden çok önemli miktarda silah IŞİD'e gelen istihbarat sonucu yok edildi! MOSSAD aldığı bilgiyi doğruladıktan sonra hemen IŞİD'e iletiyordu!
Arada görünmeyen bir bağ vardı!
Yahudiler, Ortadoğu'da New York ve Londra'nın işine yaradığı için bütün yaramazlıkları görmezden geliniyordu!
Batı'nın ayrıcalıklı çocuklarıydı bunlar!
Mesela Amerika nüfusuna oranları çok azdı! Toplam nüfusun yaklaşık yüzde 2'si YAHUDİ idi!
Ama ya etkileri! Ya soyundukları görevler! Ya Müslüman coğrafyasına verdirdikleri kayıplar?
Küçük bir gücü abartmak ne kadar yanlışsa az ama etkili bir gücü görmemek de bir o kadar eksikliktir!
Amerika şu an dünyayı FED ve finansal kurum-kuruluşları ile kontrol etmenin derdinde! ANGLOSAKSON-
YAHUDİ 
ittifakı (Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar ile Yahudiler! Faiz konusunda çok iyi anlaşan iki kol!) herkese meydan okuyor!

Yani bizim içeride bir takım aklı evvellerin bulamadığı FAİZ LOBİSİ yani!
Peki, bu ittifakta YAHUDİLER nasıl bir yer tutuyordu!
Galiba bizlerin gözden kaçırdığı durum buydu!
Bunu bilmediğimiz için de ONE MINUTE'yi asla anlayamıyorduk!
Saldıranların niçin geldiği konusunda da kafa karışıklığımız vardı!
İsterseniz gelin daha sağlam bilgilerle gidelim... 
http://www.takvim.com.tr/c/i/bullet.jpg ABD'nin ekonomik gücünü oluşturan, finans devi olarak bilinen kurumlarında 60 üst düzey yetkili vardır.
Bunların 39'u Yahudi'dir.
Diğerlerinin bazılarının ise eşleri Yahudi... Yani, Yahudiler'in oranı yüzde 65'in üzerinde... 
http://www.takvim.com.tr/c/i/bullet.jpg Yahudiler, ABD nüfusunun yüzde 2'ye yakın bir bölümünü oluşturmakta.
Ancak yüzde 2'nin yüzde 65'in üzerine çıktığı bir hikayedir Amerika... 
http://www.takvim.com.tr/c/i/bullet.jpg Wall Street'te 40 büyük yatırım fonu vardır. Özel sermaye ve hedge fonları da yöneten bu şirketlerdir. 40 CEO'nun 26'sı Yahudi'dir.
Diğerlerinin bir çoğunun da eşi Yahudi'dir! 
En önemli silahlarından biri olan Goldman Sachs'ın 9 özel memuru vardır. Bunların 7'si Yahudi'dir.
Yani buradaki payları yüzde 78'i bulmaktadır! 
http://www.takvim.com.tr/c/i/bullet.jpg Goldman Sachs'ın 12 tepe yöneticisinden 6'sı Yahudi'dir...
Diğerlerinin de eşleri Yahudi'dir. 
http://www.takvim.com.tr/c/i/bullet.jpg Goldman Sachs'ın 20 kişiden oluşan yönetim kurulunun 12'si Yahudi'dir. Diğerlerinin ise eşleri Yahudi'dir. 
http://www.takvim.com.tr/c/i/bullet.jpg ABD Hazine Bakanlığı'nın 26 üst düzey yöneticisi vardır. Bunların 18'i Yahudi'dir. Diğerlerinin ise eşleri Yahudi'dir.
Paranın olduğu yerde olmaları doğal! Bu konudaki becerileri inkar edilemeyecek kadar büyük! Ancak sadece PARAile ilgilenmiyorlar ki!
Mesela dünya medyasına baktığımızda durum yine ilginç!
Şirketlerin isimlerini vermiyorum!
Patronları ise hiç saymıyorum! Ama tablo yine de garip! 
http://www.takvim.com.tr/c/i/bullet.jpg 6 büyük medya kuruluşunun 12 üst düzey yöneticisinden 9'u Yahudi.
Kalan üç kişinin ise 2'sinin eşi Yahudi. 
http://www.takvim.com.tr/c/i/bullet.jpg ABD Başkanı Barack Obama'nın 11 özel danışmanı vardır. Bunlardan 9'u Yahudi'dir. Diğerlerinin ise eşleri Yahudi'dir.
Ekonomik istihbarat, Hollwood, müzik, radyo, reklam ve en iyi üniversiteler gibi noktalara yoğunlaştığınızda da durum değişmiyordu!
Ülke nüfusunun YÜZDE 2'si olan topluluk BEYAZ SARAY'da BAŞKANLARIN yanına kimseyi yaklaştırmıyordu!
Bu isimlerin güçlü Yahudi ailelerle güçlü bağları olduğu bilinen bir SIR'dı!
Ama kimse bunun önüne geçemiyordu!
Ortadoğu'daki JANDARMA rolünü eksiksiz yerine getirmeleri, Müslümanlar'a saldırırken hiç düşünmemeleri, paradan para kazanmayı bilmeleri onları vazgeçilmez kıldı! Bütün iyi noktalarda EŞKENAZİ YAHUDİLER'i varken diğerleri onlar için yazılan oyunu oynamaktan öteye gidemiyordu!

17.12.2014

EĞER 17 ARALIK GERÇEKLEŞSEYDİ, BİR MÜDDET SONRA BU PROJENİN BAŞINDAKİ İNSAN BURAYA HALİFE OLARAK GELECEKTİ. BUNUN ALT YAPISI HAZIRLANDI.PEKİ SONRA NE OLACAKTI? ÜÇ ŞEY OLACAKTI

BÜYÜK FOTOĞRAFI GÖRDÜĞÜMÜZ ZAMAN OKUYORUZ BİZ BUNU.
1. Işid'le savaş başlayacaktı. O da halife çünkü.
2. İran'a savaş açılacaktı. İsrail'in yapmak istediği her şey İran'a yaptırılacaktı. İran devreye sokulacaktı.
3. İdam cezası geri getirilecekti.  Türkiye'de iş görebilecek, toplumu derleyip toparlayabilecek, aklı başında kim varsa hepsi darağacına gönderilecekti.
**Gülen bana "inşallah birgün bütün bu İslami cemaatler de bize dehalet edecektir (bağlanacak)" dedi.
Bunu da masum bir talep görüyorsun. Çünkü yaptığı şey çok güzel. Okullar açıyorsun, yurtlar açıyorsun, yurtdışında eğitim faaliyetleri sürdürüyorsun falan. "Küçük küçük parça parça şeyler yapılacağına, bu geniş havuzda faaliyetler yürütülsün." Bu masum bir hedeftir. Doğrudur demiyorum, ama cemaat mantığı içinde bunu anlamak mümkündür.
Ancak, "herkes yok olsun, sadece ben var olayım" düşüncesi... Bu düşünce neden?
*** Cemaat, yok etmek üzere bütün cemaatlere sızdı. Gülen Hareketi, bütün cemaatlere sızma operasyonunu çok önceden başlatmıştır. Bu sızma operasyonları, neticede o cemaatleri ele geçirme ve bitirme operasyonudur. Bitirmek için oraya sızılıyor. Başka gaye ve hedef de yoktur. Soru şu; bunu bir cemaat gayretiyle mi yapıyorsun, yoksa ayrı bir misyonla mı yapıyorsun?
Ama meseleyi, bütün İslami hareketleri sıfırlama noktasına çektiğin zaman iş değişir. O zaman burada olmayan, olmaması gereken, dıştan dayatma bir misyon söz konusu.
1 ) Fetullah Gülen İngiltere, Amerika ve İsrail ile  3'lü ittifakın  kurmak istedi. Hilafetin halifesi olarak düşünüldü. Eğer 17 Aralık başarılı olsaydı, Gülen Türkiye'ye halife olarak gelecekti.
Eskiden beri İngiltere'nin bir hilafet projesi var. Buna Amerika ve İsrail de eklendi. Üçlü ittifak bir hilafet projesi geliştiriyor. Peki bu hilafet projesini gerçekleştirmek istemelerinin sebebi ne?

16.12.2014

TAŞHİYE KUMPASI 2 : KİM BU GİZLİ ZINDIKA KOMİTESİ : Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, eserlerinde yüz küsur yerde bu gizli zındıka komitesinden bahsetmiş, talebelerini ve Müslümanları o gizli komiteye karşı uyanık ve tedbirli olma konusunda uyarmıştır.


SÜFYANİYET REJİMİ, O KOMİTENİN ÜRÜNÜDÜR.
Tavrını açıkça koyan bir mücahit Said Nursî:
“Ayasofya’yı put¬hane ve Meşîhatı kızların lisesi yapan bir ku¬man¬da¬nın keyfî kanun namındaki emirlerine fikren ve ilmen ta¬raftar değiliz.






%100 Siyaset | Tahşiyeciler Hocası Molla Muhammed ve Paralel Kumpas  | 1...



BEDİÜZZAMAN'IN ZINDIKA DEDİĞİ KOMİTENİN OYUNUNU BOZMALIYIZ


Mahkemece varlığı kabul edilen ve mensupları hakkında çeşitli hapis cezalarına çarptırılan şimdilerde ise tahliye sürecine giren “Ergenekon Örgütü”, memleketimizin bilhassa son seksen-doksan senelik maddi- manevi hayatında çok büyük etkisi oldu. Hatta bu komite, devletin en üst mevkilerini işgal ederek ve devletin de nüfuzunu kullanarak millete zulüm etti. Anayasayı, darbeler yaparak ve kendi keyifleri anlayışında değiştirerek, antidemokratik kanunlarla zulümlerini kanun kılıfına soktular.
Esasen Osmanlının yıkılışında rol alan bu örgüt-komite, Osmanlı sonrası ülkemizin düzenlenmesinde ve kendi gaye ve maksatları istikametinde yani dinsizliği yerleştirmek ve yaymak için kendilerine engel gördükleri herşeyi ve herkesi ortadan kaldırmaya karar verdiler.

Bu durumu Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:

“Otuz sene evvel Dar-ül Hikmet a'zası iken, bir gün arkadaşımızdan ve Dar-ül Hikmet a'zasından Seyyid Sa'deddin Paşa dedi ki:

"Kat'i bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki, bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremiyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız" diye senin i'damına hükmetmişler. Kendini muhafaza et."

Ben de "Tevekkeltü Alallah, ecel birdir, tegayyür etmez" dedim.”(Emirdağ Lahikası-1 sh: 193)

Şimdi Risale-i Nur'un  bazı yerlerinde geçen ve şimdiki gizli çalışan şer odaklarının tarih içerisinde nasıl çalıştıklarını ve nasıl bir tavır takındıklarını gösteren yerleri görmeye çalışalım:    

1. Görünüşte itibar sahibi olan ve hakikatte asıl menfi gayelerini gizleyen bir cereyan, daima hükümeti kandırıp, dindarların ve özellikle Nur talebelerinin kusurlarını araştırıp, cezalandırmaya çalıştığını ifade ediyor. Şu anda medyaya yansıyan haberlere ve savcıların iddialarına göre devletin içerisinde itibar sahibi olup, hükümetleri yanlış yönlendiren bir cereyanın bu gibi faaliyetleri nasıl bir iştahla yaptığı aşikar ortadadır.



"Bu defa, Ayetü’l-Kübra’yı dikkatle ve muarızları nazara alıp okudum. Şüphem kalmadı ki, Risale-i Nur’un çok şiddetli darbelerine karşı muarızlar zaif bahaneler ve sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz kusurları medar-ı mes’uliyet gördükleri halde, bu dehşetli darbeleri nazara almayıp hem beraatimizi, hem Risale-i Nur’un serbestiyetini kabul etmelerinin sebebi: Başta Ayetü’l-Kübra olarak Risale-i Nur’un “Meyve” ve “Hüccetü’l-Baliğa” gibi eczalarındaki harikulade ve sarsılmaz hakikatler, onların dehşetli inatlarını kırmasıdır. Çaresiz mecburiyetle serbestiyetini, beraatimizi resmen kabul etmişler. Fakat yine gizli zındıka komitesi, elinden geldiği kadar nazar-ı millette kendilerini lanetten, nefretten bir derece kurtarmak için, kusurlarımızı arıyorlar ve hükumeti iğfal etmeye çalışıyorlar. Onun için, biz, eskisi gibi ihtiyatımızı elden bırakmamalıyız."(1)

2. Yine bu komiteci ve asıl gayelerini gizli yürüten kişiler, din mensuplarını birbirlerinin aleyhine düşürmeye, Alevi- Sünni, Vehhabi- Sünni ve şu cemaat – bu cemaat gibi suni gündemler vasıtasıyla düşmanlıklarını artırıp, İslam’ı zayıflatmaya çalışmaktadırlar.

"İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhabilik damarıyla en ziyade İslamiyeti ve hakikat-i Kur’aniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikati Alevilikle ittiham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi İslamiyete vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hatta sen de biliyorsun; benim ve Risale-i Nur’un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı hocalardan bulmuşlar."(2)

10.12.2014

ERDOĞANLA YAPILAN KAVGANIN NEDENİ : Türkiye ve bölgede ne olup bittiğini anlamak için uzun zamandır buralarda yaşayanların kim olduğunu bilmek şart! Etrafımızdaki her hareketin altında YERLİ bir isim aramak sonu olmayan BEYHUDE bir çabadır!



Ankara'yı, bölgeyi, Ortadoğu'yu ve Kafkasya'yı anlamak için kimin nereye ayağını koyduğunu bilmeliyiz!

Bize giydirilen ideolojik gömleklerin kimin tarafından dikildiğini bilmeden adım atmamız mümkün değil! Çok uzağa gitmeden yakın tarihe bakalım!

Ergenekon-Balyoz, 1960-1980 darbesi, 28 Şubat-27 Nisan postmodern darbesi ile e-muhtıra!

Sayılarını çok daha fazla artırabileceğimiz bu örnekler TÜRKİYE'de kökü dışarıda olan akımların çarpışmasıdır!
Tıpkı SAĞ-SOL gibi, TÜRK KÜRT gibi...

Ama bizde HASTALIK olduğu için dışarıda ne olup bittiğine bakmayız! Bir adada tek başımıza yaşadığımızı düşünürüz! Oysa gerçek bambaşkadır!

Zaten böyle olduğu içindir ki CNN International, GEZİ'de TAKSİM'in göbeğinden 10 saat canlı yayın yaptı!
Bakın; 28 Şubat davasında tutuklu kalmadı! Memleketin 150 milyar dolarının götürüldüğü davada mahkeme salonu boşaldı! Bir güç ısrarla içeride kimseyi tutmadı! Yani devletin üzerine çıkabilen birileri vardı!

Bu örneği başka davalarda da görmek mümkündü! İçerideki her kapışmanın tarafları vardı!
CUMHURİYET kurulurken tek taraflı modifiye edilen yapı daha sonra içeride kendine rakip buldu!
İşte Köşk seçimlerinde silahların çekilmesine kadar varan çatışmanın da, muhalefet ve iktidar arasındaki kapışmanın da bilinmeyen gerçek nedeni budur!

Peki, nasıl bakacağız olaylara! İngiltere'ye gidip orada bir tur atalım!
Benjamin Disraeli, Robert Cecil (3 kez), Arthur Balfour, Andrew Law, Stanley Baldwin (3 kez), Neville Chamberlain, Winston Churchill, Antony Eden, Harold Macmillan, Alec Douglas-Home, Margaret Thatcher, John Mayor ve David Cameron...

Arada başka başka isimler olsa da Kraliçe'ye BAŞBAKANLIK yapanların çoğu ve en etkili isimleri hep MUHAFAZAKAR PARTİNİN içinden geldi!
Bizler CHP'nin bile tam olarak ne olduğunu bilmezken kim İngiltere'ye gidip Muhafazakarlar'a bakacaktı! Ama işte buralara gidip ter dökmezseniz ülkenizde ne olup bittiğini de anlama şansınız yoktu!
Peki bunların muhafazakar olmasının ne anlamı vardı!
Anlatalım!

Ne tesadüftür ki OSMANLI, İngiliz Yahudiler'den BORÇ almaya başladığı yıllarda Kraliçe'nin ülkesinde İSRAİL sözü gündeme geldi!

LOBİ'nin temelinin atıldığı dönem o dönemdir! Kitaplarda yazmasa da Rothschild ailesinin ağırlığını iyice artırıp BUCKINGHAM üzerindeki etkisinin gözle görülür hale gelmesi bu zamana denk gelir! Zaten İsrail LOBİSİ'nin orada kurulmasını sağlayan da bunlardır!

6.12.2014

BUGÜN FİLİSTİN'DE İSRAİL'E KARŞI BAŞLATILAN İLK İNTİFADANIN MİMARI ŞEYH AHMED YASİN'İN 2004 TE İSRAİL UÇAKLARI TARAFINDAN ŞEHİD EDİLMİŞTİ


DAVASINA İNANAN BİR LİDER
Hayatının büyük bir kısmı felçli bir şekilde geçen Yasin`le birlikte olay yerinde 7 direnişçi daha hayatını kaybetmişti. 

Mustafa Asvani`ye göre Şeyh Ahmed Yasin, davasına inanan samimi bir kahraman olduğunu tekerlekli sandalyesindeyken bile mücahid birliklerine liderlik ettiği esnada kanıtlamıştı. 1936’da Filistin’in Aşkelon şehrinin El Cevra köyünde doğan Şeyl Ahmed Yasin, 1948 deki savaştan sonra ailesiyle birlikte Gazze’ye göç etti. 16 yaşında spor yaparken boynunu kıran Şeyhin bütün vücudu felç oldu. Buna rağmen, eğitimini aksatmayan Şeyh, 1957 de liseden mezun oldu ve bir sene sonra sağlık durumu elvermese de İslami ilimlerde eğitmen olma fırsatı yakaladı. 

GAZZE DİRENİŞİNİN LİDERİ
Yirmili yaşlarına geldiğinde Şeyh Ahmet, siyasi eylemlere katılmaya başlamıştı. 1956`da üç düşmanın (israil, İngiltere, Fransa) Mısır`la yaptığı savaşa karşı Gazze’de isyan eden grubun en önündeydi. Güçlü hitabetiyle dikkatleri çeken Şeyh, arkadaşlarıyla beraber düzenlediği organizasyonlarda Gazze’deki uluslarası denetimi reddediyor ve bölge yönetiminin Mısıra geri verilmesi gerekliliğini vurguluyordu. 

İLK İNTİFADAYI BAŞLATTI
1987 yılına gelindiğinde Şeyh Ahmet Yasin, israil işgaline karşı Filistin’in özgürlüğü için Gazze’de İslami bir teşkilatın kurulmasını ve bu teşkilatın liderliğini üstlenmeyi kabul etti. Kısa adı Hamas olan “İslami direniş hareketi”, bu tarihte Filistin’de ilk intifadayı başlattı ve bu dönemden itibaren Şeyh Ahmed Yasin, hareketin ruhani lideri sayıldı.
1948 hezimeti, Şeyhin zihnini bulandıran en önemli hadiseydi. Bu yüzden Şeyh, Filistin halkının silahlanmasının ve özgürlüklerini geri kazanmaları için milli şuura sahip olmaları gerekliliğini düşünüyordu. Çünkü Şeyh, ne diğer Arap devletlerinin ne de uluslararası toplumların Filistin topraklarının özgürlüğü için fizibilite sahibi olduklarına inanıyordu. 
İslami direniş hareketi Hamas, aslında Mısır`da kurulan ve 1949 da suikaste uğrayan Hasan El Benna`nın önderliğini yaptığı Müslüman Kardeşler`in bir uzantısıydı. 

İSRAİL ZİNDANLARINDA GEÇEN YILLAR

Birinci intifadanın yankılarının artmasından sonra, israilli yetkililer Şeyhin faaliyetlerini durdurma kararı aldı ve ağustos 1988 de evine baskın düzenledi. Şeyhi Lübnan’a sürmekle tehdit eden israil, art arda gelen eylemlerin ve artan asker ölümlerinin önünü alamayınca 1989`da Şeyh Ahmet Yasin’i ve yüzlerce Hamas üyesini tutukladı. 1991’de yargılanması biten Şeyh`e, israil ömür boyu hapis cezası verdi. Bununla da yetinmeyen israil, israil askerlerini kaçırma ve öldürme emri verdiği, ayrıca direniş hareketi kurduğu için Şeyhi 15 yıla mahkum etti.(!) 

Cemaat İsrail'e infaz listesi verdi


Cemaat İsrail'e infaz listesi verdi

 İsrail’e Mavi Marmara gemisindekilerin listesinin  “paralel polisler” tarafından verildiğini iddia etti. Dilipak’ın Akit’ten Hüseyin Kulaoğlu’na verdiği röportajdan ilgili bölüm şöyle: 

“Cemaatin sizin hakkınızda başlattığı bir kampanya var.. “Tertiplediği Kudüs Gecesine Niye Katılmadı? Mavi Marmara Gemisinden Son Anda Niye İndi? İşte Bir “Garip” Adam Abdurrahman Dilipak..” diye birtakım sorular sorarak okurlarının sizin hakkında kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Bu işin aslı nedir?

- Bunlar psikolojik harp taktikleri. Şecaat arz ederken sirkatlerini söylüyorlar aslında.. Yaptıkları itibar cellatlığı..

“Önce Mavi Marmara’ya bindi, sonra indi” dediler. Hiç binmedim, Şimdi “niye binmedi” diyorlar. Bir deli bir kuyuya bir taş atıyor, sonra uğraş dur. Aslında o zamanki Yeni Akit’e baksalar, ben her gün yazıyorum. Yıllık, haftalık, aylık tatilim yok. Nerede ise 43 yıllık hayatım, bütün iddialarım, yanılgılarım, çelişkilerim ile ne yaptım, ne ettimse, ne söyledim, ne düşündümse yazılı olarak kayıtlarda var. Ben, bir bakıma bu anlamda yakın tarihin yaşayan tanığıyım!

Mavi Marmara’nın sözcüsü idim. Dürüst iseler Bülent Yıldırım’a, İHH’ya sorarlar. Bana sorarlar. Ama mesele gerçeği öğrenmek değil, “Çamur at izi kalsın” türü bir kirli propaganda. Güya AK Partili milletvekilleri de, kimine göre önce gemiye binmiş, sonra inmişler. Kimilerine göre, gemiye binmekten vazgeçmişler. Oysa tek gerçek var, İngiltere’den gelecek aktivistler ile ilgili, onların gemilerinin sefere geç çıkması ile ilgili bir sorun vardı.

Bu arada konuyla ilgili bir başka gerçek daha vardı.. Bu Gazze konvoyunu İHH başlatmadı. İngiliz Milletvekili George Galloway’in başlattığı, onun çağrısı üzerine İHH’nın destek verdiği bir yolculuktu bu. İngiltere’den gelen gemiler hazırlıklarını zamanında tamamlayamayınca, yolculuk 15 gün ertelendi..

HER ŞEY İHH İLE ÖZDEŞ HALE GELDİ

Bu konvoyu İngiliz milletvekili düzenledi dediniz, peki nasıl oldu da İHH bu işin sahibi oldu?

-İngiltere’den bir, İrlanda’dan bir gemi gelecekti. Bir gemi İtalya’dan, bir gemi de Yunanistan’dan. Biz de bir gemi ile Türkiye’den katılacaktık. Ama 3 gemi ile katıldık, diğer ülkelerden gelen 4 gemi olacaktı. Ama bir aksilik oldu, İtalya gemisi Malta’da arızalandı. Yunan gemisinin de Kıbrıs açıklarında dümeni kilitlendi. Böylece Türkiye 3 gemi ile katılmış oldu. Avrupalılar 2 gemi ile. Zaten Mavi Marmara yolcu gemisi olduğu için, İsrail vatandaşları dahil, hahamı, papazı 30’a yakın ülkeden, insanlar Mavi Marmara’ da yolculuk ediyordu. Operasyon Mavi Marmara’ya yapılınca ve 9 şehid verilince, bir anda her şey İHH ile özdeş hale geldi. Gemiden yapılan canlı yayınlar ve İHH logosu da Gazze yolculuğunu İHH ile özdeşleştirdi.

PARALEL YAPIYI SUÇLUYORUM

Yani gemiye binmediniz, inmediniz, bir başka sorun daha var, siz Habertürk’de, demişsiniz ki, “gemidekilerin kimlik bilgileri hükümetin elindeydi. İsrail’in operasyon kuvvetlerinin elinde ise infaz edileceklerin pasaport fotokopileri vardı. Bu bilgileri İsraile hükümet sızdırdı”.. Tam olarak şöyle diyorlar: “Dilipak, Mavi Marmara faciasının yaşandığı 31 Mayıs 2010 günü Habertürk’te Balçiçek Pamir’in sunduğu Söz Sende programında AK Parti hükümetini Mavi Marmara yolcularının listesini İsrail hükümetine önceden verme töhmeti altında bırakacak iddialarda bulunuyor. Dilipak, şöyle konuşuyor: “Mavi Marmara gemisine binen Türklerin tam listesi sadece hükümete verilmişti. Ama bu baskın sırasında görüldü ki, gemiye inen İsrail askerlerinin elinde de birebir aynı liste var. Ve bu listeye dayanarak, İsraillilerin infazlar yapmış olma ihtimali var.”

- Böyle bir saçmalık olabilir mi? Sorunun cevabı aslında bugün paralel polislere karşı başlatılan casusluk davasında gizli. Bu kişilerin pasaportların kopyaları, Antalya’da gemiye binerken sahil gümrüğündeki pasaport polisinin elinde vardı. Bu bilgileri İsrail’e sızdıranlar, o polisler ya da onların bağlı olduğu derin merkezler olması gerekmez mi? Ben paralel yapıyı suçluyorum, onlar hem hükümeti Mavi Marmara ile kendi vatandaşlarını maceraya sürüklemekle suçluyorlar, hem de onların kimliklerini İsrail’e sızdırmakla. Bu bilgileri İsrail’e sızdırmaları muhtemel olan tek potansiyel suç grubu vardır, o da paralel polisler.. Hatırlarsanız, İsrail’in buradaki müttefikleri, daha önce de Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Gülcü’yü bir şekilde İsrail ile ilişkilendirmeye çalışmışlardı..”


YENİAKİT / Abdurrahman Dilipak

NEYMİŞ, İSLAM SAVAŞ DİNİMİŞ , EVET, İSLÂM’DA SAVAŞ VARDIR : Hıristiyanlık muhabbet dini diyenler : Hiç Hıristiyan ülkelerin tarih tecrübesine bakmıyorlar ama. Haçlı Savaşları gibi bir karanlık tecrübeyi insanlığa armağan edenin onlar olduğunu görmüyorlar ama. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın o dünya da vuku bulduğunu unutuyorlar .



Müslüman coğrafyada kan akıyor. Kanın akmadığı, nisbeten istikrarın sağlandığı bölgeler ise kırılgan ve tehdit altındadır. Bu durum da maalesef Müslümanların hayatında büyük acıların yaşandığı manasına gelmektedir.

Bu acı tablo karşısında da kimileri çıkıp bütün olanlardan İslâm’ı sorumlu tutabilme yüzsüzlüğünü sergilemekte ve dindarlığı karalayabilmektedir. Müslümanlar için tek kurtuluş reçetesi laikliktir, aksi takdirde yok oluş mukadderdir türünden kasıtlı, önyargılı naif çıkışlar yapanlar da çıkmaktadır.

Irak’ta Sünni-Şiî çatışmasını, Yemen’de silahlı fanatik Husileri, Pakistan’da Taliban realitesini, Libya’da ve Suriye’de Arap Baharı’yla yaşanan iç savaşı parmağıyla gösterip Müslümanlar savaş müptelası bir millettir diyen yerli oryantalistler şimdi de IŞİD’e sarılmış vaziyetteler. Bu yapının İslâm karşıtı her türlü argümanı meşrulaştıracağını sanıyorlar. 

Artık IŞİD pratikleri üzerinden akla hayale gelmeyecek kusmuk mahiyetinde teoriler ortaya atıyor, cihat mefhumunu kirletmeye kalkıyorlar.

“İslâm kılıç dinidir, kılıçla yayılmıştır” kadim iftirasını IŞİD pratikleri üzerinden dillendiriyorlar. Hıristiyanlığın, ‘sağ yanağına tokat atıldığında sol yanağını çevir’ hükmünü hatırlatarak, ‘neden bu İslâm’da da yok?’ diye hümanist dersler vermeye kalkıyorlar..

‘Hıristiyanlık muhabbet dini, İslâm ise şiddet dinidir’ diyenler hiç Hıristiyan ülkelerin tarih tecrübesine bakmıyorlar ama. Haçlı Savaşları gibi bir karanlık tecrübeyi insanlığa armağan edenin onlar olduğunu görmüyorlar ama. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın o dünyada vuku bulduğunu unutuyorlar ama.

Bugün Müslüman dünyanın onlar tarafından işgal edildiğini, yaşanan altüstlerin onların işgalleri sonrası yaşandığını perdelemek istiyorlar. Müslüman coğrafyanın sınırlarının mayınlı tarlalar mahiyetinde cetvelle çizildiğini, dinî ve etnik yapının onlar tarafından problemli alanlara çevrildiğini hatırlamıyorlar bile.


4.12.2014

EY HARCAN TOPLUMUUN MUTLU KÖLELERİ HARCA HARCA… :Güzel ülkemin insanları Üretmiyoruz… Sınırsızca kuralsızca-hatta akılsızca- harcayın, tüketin” buyruğunu insanlığa dayatıp, kendisi içinde “kuralsızca, ahlaksızca, acımasızca üret, sat .üretmeden satın al esasına sarılan ekonomik düzendeki toplumlar .




Bazılarına göre İslam, insanlığa mal biriktirmemeyi ve israftan sakınmayı (bana göre emreder) verir. Aynı zamanda adalet kavramını sadece mahkeme koridorlarında aramaz ve tesis etmeye kalkmaz, adalet kavramını hayatın her alanında tesis etmeyi esas alır. Durum bu minval üzere olunca da insan ile madde ilişkisi de adalet muvacehesindedir.

Çerçevesi net olarak çizilmiş bu alanda insan nefsani yönelimlerine ve bu yönelişin getireceği zulme asla müsaade edilmez. İslam; insan olmanın getirdiği doyumsuzluğun, insanlık için bir sömürü ve zulm düzenine dönüşmesine neden olacak sorumsuz ve sonsuz harcama ile tüketime set çekmiştir. İslam’da harcamanın ölçütü ihtiyaç hali kabul edilirken, bunun ötesindeki mal edinmeyi (kenz) ve yersiz tüketimi (israf) ahiret yurdunda cezalandırılmayı gerektirecek bir suç olarak tanımlanmıştır.
Temel sorun; Müslüman olarak insan-eşya ilişkisini bilen bir toplumun bilginin en kolay ve ucuz olduğu bu çağda zihninin ve yaşamının esir alınmışlığıdır.

Burada uzun bir “kapitalizm” analizine gerek bırakmayacak bir şekilde özetleme yapmak istersek sanırım en uygun ifade “sınırsızca kuralsızca-hatta akılsızca- HARCAYIN, TÜKETİN” buyruğunu insanlığa dayatıp, kendisi içinde “kuralsızca, ahlaksızca, acımasızca ÜRET, SAT” esasına sarılan ekonomik düzen diyebiliriz.

Yukarıdaki İslami prensiplerle buradaki kapitalizmin esaslarının ne kadar taban tabana zıt olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. Böylesine net karşıtlık içerisinde İslamla Kapitalizmin modern dönemlerde (özellikle de zamanımızda ) cem edilmesi, daha doğrusu Müslüman toplumların bu derin paradoksa rağmen kapitalist ekonomik sistemlere entegre (esir) edilmesi kabul edilemez bir durumdur.

Eski küresel kurguda dünya coğrafyasında değişik ülkelerde oligarşiler eliyle sistemleri kontrol altında tutan güçler özellikle son on yıldan bu yana dar oligarkların yaptığı harcamaları-tüketimi yetersiz görerek göreceli demokrasi ve refahı tabana yaymak siyasetini uygulamaktadırlar. Daha büyük tüketim ve kazanç için… Bu dönüşüm, her ne kadar demokrasi, kitlelerin yönetime katılması ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi görünse de aslında küresel güçlerin oligarkların ötesinde halklara nüfuz etmesine yönelik kompleks bir projenin uygulanmasıdır.


Bu projede daha geniş , daha sorunsuz , daha yakın,daha doyumsuz bir pazarla beraber küresel kurgu sahiplerinin teknoloji ve mallarıyla birlikte kültür ve anlayışına şekil verdikleri geniş kitleler kurulacak sistemin merkezini oluşturmakta. Oligarklar üzerinden kendi iktidarını kolayca devam ettiren küresel kurgu şimdi daha zor olanı tercih ederek -iyi ambalajlanmış- daha kalıcı ve köklü bir projeyi yürütmekte.

Önceki dönemde Oligarklar eliyle küresel kurguya köleleştirilen halklar yeni dönemde (demokrasi-özgürlük söylemleriyle v.s.) kendi rızalarıyla bu kurguya kullaştırılmaktalar. Kölelikteki zorlamalar ortadan kalkmış yerine rızanın esas olduğu kulluk sistemi getirilmektedir.

Yeni dünya, herkesin alabildiğine tükettiği ama herkesin üretemediği (üretim alanlarında parselasyonların yapıldığı) bir dünya olacak. Yeni dünya, sömürünün zora dayalı olmaktan çıktığı gönüllü bir şekle dönüştüğü bir dünya olacak. Yeni dünya, tüketerek ve teslim olarak mutluluğa erenlerin çoğaldığı sağır kitlelerin dünyası olurken, her inanış ve düşünüşün iri gövdelerine rağmen güçsüz kaldığı bir dünya olacak. Bütün inanış ve erdemlerin sureti hak görünen hayaletler tarafından devşirilip küresel sisteme eklemlendiği bir dünya olacak.

En erdemli en onurlu duruş ve haykırışlar sağır duvarlarda kaybolup gidecek, eskiden zorbalığın boğduğu adalet ve özgürlük mücadelesi, kitlelerin sağırlığında daha hayat bulamadan kaybolacak

“HARCAAA…” buyruğunu komut edinip tüketeceğiz üretim tekellerinin süslü oyuncaklarını… onlara hizmet ederek kazanmaya çalışacağız ve sonra verdikleri üç kuruşu da gidip yeniden avuçlarına koyacağız… üretmeyeceğiz- üretemeyeceğiz ancak onların zahmet buyurmadıkları yeterince para kazanamadıkları alanlarda varolacağız.

Bizleri, isyancı bir köle olmaktan çıkarıp mutlu kulluğa terfi ettirecekler…

Ülkem… Güzel ülkemin insanları

Üretmiyoruz…


Sofradaki kuru fasulye Çin’den, içine koyduğumuz et Avrupa’dan, yağ hammaddesi Ukrayna-Rusya’dan, pişirmek için kullandığımız gaz Rusya’dan, ateşi yakmak için kullandığımız çakmak Çin’den, tencere, çatal-kaşık paslanmaz çeliği Avrupa’dan

Yukarıda da göreceğimiz gibi tarımsal üretimimiz yeterli değil, hayvancılığımız iflas etmiş, enerjide dışa bağımlıyız ileri teknoloji dersen hak getire…

Kısaca üretmiyoruz, tüketiyoruz…

Verilen “HARCAAA…” buyruğuna uyup harcıyoruz… daha doğrusu harcanıyoruz…


Üretmeyen, kritik kaynaklarını kullanamayan, kritik alanlarda altyapısı olmayan bir ekonomi nasıl olur da gerçek adaleti, özgürlüğü, istikrarı ve bağımsızlığı getirebilir veya koruyabilir. Eğer bunlar yoksa yaşananlar ancak ve ancak illüzyon olabilir.

50 yıldır model olarak bu topraklara dayatılan kutsal idealimız AB aslında kendi içinde sömürü düzenini kurmuş bir yapıdır.

Seyahatlerde çok açık bir şekilde AB’nin içinde bir sömürü düzeni olduğu , AB’nin kendi içerisinde bütün Doğu Avrupa’nın stratejik-karlı kurum ve kaynaklarını ele geçirdiğini, bu ülkelerin Batı Avrupa’nın ürünlerini tüketen, üretimden ve ülke yönetimine hakim olmaktan uzak yığınlara dönüştürdüğünü görmek şaşırtıcı bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. Türkiye böyle bir organizasyonun içerisinde ancak kalan kaynakları sömürülen kalabalık bir pazar olarak yer alabilir. Başka türlüsü düşünülemez…

Netice olarak, “HARCAA… TÜKETT…” buyruğu sadece maddi varlığımızı ele geçiren süreci tetiklemiyor. 

Beraberinde getirdiği yaşam anlayışını bizim anlayış ve değerlerimizin yerine inşaa ediyor. Bu buyruğa esir oldukça kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz, bir nevi harcayalım derken harcanıyoruz…


Dünyadaki pek çok tüketim malzemesini ve diğer malları sistematik gizli örgüt ağına sahip bir elitler grubu kontrol etmektedir.

Bu elitler grubu tüm dünyaya yayılmışlar ve pek çok kilit noktayı bilinçli ve planlı bir biçimde işgal etmişlerdir.

Artık dünyayı yöneten bir Büyük Ağabey vardır ve bu Büyük Ağabey bahsedilen elitlerin oluşturduğu gizli bir ağdır;


Bu ağın tarihsel mistik bir geçmişi de vardır! Büyük Ağabey örgütünün üye şayisi 8-10 bini asmaz, ama savaşların çıkmasından dünyadaki para hareketlerine, uyuşturucu trafiği ve kara paradan ülkelerin çökertilmesine, hükümetlerin değiştirilip, ülkelerin parçalanmasına kadar (Rusya ve Yugoslavya örneği) bu elitler grubu ve Büyük Ağabey etkilidir.

Yeni Dünya Düzeni, arkasında masonik gizli örgütlenmelerin olduğu bir uluslararası ağın ve Council on Foreign Relations (Diş ilişkiler konseyi), Trilateral Komisyon ve Bilderberg isimli örgütlerin planlayıp, dünyaya dayattığı kayıtsız şartsız emperyalist bir sömürü sistemidir.

Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?

Yeni Dünya Düzeninin amaçlari ve tehlikeleri hakkinda tonlarca kitap yazilmis, globalizasyonun insanliga sunacagi acimasiz gerçekler hakkinda yüzlerce konferans verilmistir. Fakat bahsedilen gizli örgütlerin ve CFR, Bilderberg ve Trilateral Komisyonun tehlikeleri hakkinda yazilan kitaplar bir avuçtur. Çünkü bu örgütler hakkinda bilgiye ulasmak çok zordur. Bu örgütlere üye olan kisiler istihbarat örgütlerinin, silahli kuvvetlerin, NATOnun veya Savunma Bakanliklarinin, bankalarin, dev tröstlerin en tepesindeki insanlardir. Nazilerden pek de farklı olmayan bu insanlarin gerçek yüzlerini daha iyi anlayabilmek, ancak onlarin dünya insanligi üzerinde oynadiklari rolü sergileyerek mümkün olabilir.

Bu örgütler tehlikelidirler?


Savaslari onlar çikarirlar. Ne kadar sürecegine onlar karar verirler, kimlerin katilacagina ve hangi sinirlarin çizilecegine onlar karar verirler (Su anda içine girmekte oldugumuz savasta olduğu gibi). Birinci Dünya Savasinin çikmasinda J. P. Morgan ve Rockefellerin büyük etkileri olduğu ve savas sonunda da inanilmaz kârlar elde ettikleri bilinmektedir (Marrs 2000). Ayrıca 2. Dünya Savasinin basinda (Hitlerin yükselisinde de) Rockefeller grubunun Hitlere yaptığı yardimlar bilinmektedir. Rockefellerlar, bu Büyük Agabeyin, CFR veya Skulls and Bones Societynin merkezindedirler.

Parayi kayitsiz sartsiz onlar kontrol ederler. ABDdeki Merkez Bankasindan tutun, diğer uluslardaki merkez bankalarina kadar tüm temel bankalarin kilit noktalarini onlar kontrol ederler. Iskonto oranlarini, para teminini, altin stoklarini ve altin fiyatlarini, borsa fiyatlarini onlar ellerinde tutarlar ve kontrol ederler. Dünyada akmakta olan tüm kara para bu örgütlerin kontrolündedir.

Hükümetleri onlar kontrol ederler.
Pek çok ülkede kimin basbakan, kimin vali veya kimin yönetici konumuna gelecegini onlar kontrol
ederler. Gerekirse hükümetleri yikarlar, yerine yenisini kurarlar, islerine gelmezse onu da yikarlar ve bunu kimsenin ruhu duymadan
yaparlar. Medya bu gerçeklerden bahsedemez.

Medya ve bilgiyi onlar kontrol ederler. Temel pek çok medya kuruluslarini onlar kontrol ederler. Beyin yikama yöntemleri ve medyayi yönlendirme yöntemleri korkunçtur. Onlarin izni olmadan büyük medyaya yayin yapmaniz mümkün değildir.

Ücretleri, vergileri maaslari onlar kontrol ederler. Emeginize net olarak hakimdirler. Tüm ücretleri, endüstrilerdeki maaslari, isçi maaslarini onlar kontrol ederler.

Mafyayi onlar kontrol ederler. Detaya girmeye gerek yok, çünkü zaten kendileri mafyadir. diğer mafya örgütlenmelerini onlar kontrol ederler.

Bilimi ve teknolojiyi onlar kontrol ederler. Bilimi ve teknolojiyi çok kilit noktalardaki ögretim görevlileri veya çok kilit noktalardaki sirket görevlileri sayesinde onlar kontrol ederler.

Istihbarat örgütlerini ve ordulari onlar kontrol ederler. ABDdeki hemen her istihbarat örgütünün üst düzey görevlisi veya ileri geleni ya bahsedilen gizli örgütlerin üyesidir, ya da CFR, Trilateral Komisyon veya Bilderberg üyesidir. Avrupa ve Japonyadaki istihbarat
örgütlerinde de bu kisiler çok etkilidir. Türkiye'de ise son 50 yildir yönetici konumuna gelmis pek çok kisi ya Trilateral Komisyon veya  Bilderberg üyesidir.

Su unutulmamalidir: Bu örgütlerin güçleri, nitelikleri ve üyeleri ortaya çikarildiktan sonra kesinlikle alt edilebilirler.

Bu örgütleri böylesine siralamak onlarin yenilmez olduklari vurgulamak amaciyla degil, aksine onlarin iç yapilarini ortaya koymak ve alt edilebileceklerini vurgulamak amaciyla yapilmaktadir.


Medyayı kontrol eden beyinleri kontrol eder.

Beyinleri kontrol eden ise,

Toplumları kontrol eder !

27.11.2014

BUGÜN KUKLA VEHABİ SUUDİ ARABİSTAN'IN GERÇEK SAHİBİ İNGİLTERE'DİR : Hindistan'ın güvenliği, Büyük Britanya İmparatorluğu'nun çıkarı için Suudi Arabistan'ı kurup, tampon olarak aramıza koydular.



2 yıl İslam dini eğitimi verdikleri İngiliz casusu Hempher aracılığı ile yeni bir mezhebi de hayata geçirdiler.

Onun adı Vehabilik'ti. 

Bugün kukla Vehabi Suudi Arabistan'ın gerçek sahibi İngiltere'dir.
Dünyada petrol fiyatları ilginç bir şekilde düşmektedir. Çünkü Suudi Arabistan petrol üretimini aniden yüzde 25 artırmıştır.
Böyle bir kararı kendi başına verecek gücü asla yoktur.

"Üretimi artır" talimatı PATRON'dan yani LONDRA'dan gelmiştir. Zira ders verilmesi gereken üç ülke vardır onlar için.
Kuzey Irak petrollerini alıp Ceyhan'dan dünyaya satan Türkiye'dir birincisi. Ukrayna'yı işgal eden Rusya'nın da petrollerine darbe vurmaktır amaç.

Kuklaları Suudiler vasıtasıyla, diğer bölgelerde çıkan petrolleri de rekabet içine çekerek özellikle ABD'ye dönen K.IRAK'a ve Ruslar'a ağır bir ekonomik sopa indirmek siyasetini güdüyor İngiltere.

Ortadoğu'daki birçok ülkeyle, KURUCU olduğu için TOP gibi oynayan İngilizler, ortak çalıştıkları Derin Amerika ve Mossad vasıtasıyla IŞİD'i kurmuştur.
Ve müthiş bir ALGI operasyonu ile IŞİD'e Sünni damgası vurulmuştur.

IŞİD bugün camileri, türbeleri, mezarları yıkmaktadır. Bu sadece Vehabi kültüründe vardır.
Kurban bayramında IŞİD'in hakimiyetinde olan tüm şehirlerde mezarlıkların başına asker dikilmiştir. Ziyarete gelenler kapıdan çevrilmiştir.

Çünkü Vehhabi kültüründe kabir ziyareti ŞİRK'tir. Ancak dünya medyası YAHUDİ Baronların elindedir.
Tüm dünyaya Vehabilik adına gelen SELEFİLİĞİ "Sünni" diye tanıtarak müthiş bir ALGI OPERASYONU yaptılar.
11 Eylül öncesi tüm dünyada Şİİ TERÖRÜ adıyla algı operasyonu yapıyorlardı.