ÇÖZÜM ; ANADOLU BİRLEŞİK DEVLETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÇÖZÜM ; ANADOLU BİRLEŞİK DEVLETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.12.2014

BİZİ ZEHİRLEDİLER, BİZİ ÖZÜMÜZDEN, BİZİ TARİHİMİZDEN,BİZİ KARDEŞLERİMİZDEN KOPARDILAR. İşte bu zulüm ve fitne zaman da Erdoğan Aslanlar gibi KÜKRÜYOR,


İşte bu adamı bu yüzden 

SEVİYORUM,



Namussuzlara meydan okumasına anladıkları dilden onlara cevap vermesine HASTAYIM...
Bir Konuşması ÜLKEYE güven vermeye yetiyor...
Tamda Bu ülkeye lâyık biri,Bu ülkenin başında...
Ve Onunla gurur duyuyorum...



O Baronların,Masonların,Karanlık Lobilerin,Ülkenin ilğini kurutan Namussuzların değil,O halkın Cumhurbaşkanı.



Madem "Hırsızlık ve Yolsuzluk" vardı,

Neden SUÇ üstü yapmadınız?



Yoksa Şantaj için DOSYA mı biriktiriyorsunuz?
MİT Tırlarına nasıl operasyon yaparsınız?
DIŞ İşleri bakanlığının GİZLİ toplantısını nasıl dinleyip servis edersiniz?



Halkbankasına nasıl operasyon yaparsınız?
Rezza Sarraf üzerinden İRAN ticaretine nasıl DARBE indirirsiniz?



24.12.2014

BU KİRLİ İTTİFAK ERDOĞAN’A DEĞİL İSLAM’A KARŞI YAPILMAKTADIR :Cemaat, CHP, HDP, Amerika, Avrupa, Esed, İran, Sisi, Suudi Arabistan, Neoconlar, İsrail, Papalık, Çandargiller... Bunca farklı kesimin sadece tek bir kişiye karşı birleşebilmesi ve asıl hedefin o kişi değil, onun şahsında İslam dünyasıdır .


CHP HDP ile ittifak yaparsa... Camia CHP ile ittifak yaparsa. Amerika - Avrupa Camia ile ittifak yaparsa.
Esed ve İran dışarıdan desteklerlerse...
Sisi, darbeciliği ile ittifaka ortak olursa...
Suudiler de, bu işin arabuluculuğuna soyunurlarsa...
Neoconlar ittifakta zamk görevi ifa ederlerse...
Ve İsrail. Bu ittifak İsrailsiz olmaz...
Ve Papalık. Bu ittifakı kutsayan birisi lazımsa o işi bihakkın yapabilir.
Nasıl? Bu ittifak zinciri ile acaba Tayyip Erdoğan’a diz çöktürülebilir mi?
Çandargiller mandargilleri de ilave etmeli bu zincire. Onları saymazsak ayıp olur çünkü. Bu tarihi buluşmada onların duruşu ihmal edilemez.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde 14 partinin artı Camia’nın ittifakı gerçekleşmişti.
Topu birden yüzde 38 oy almıştı, Tayyip Erdoğan’ın yüzde 52’sine karşılık...
Şu yukarıda çerçevesini çizdiğimiz ittifak daha fazla oya tekabül eder mi?
Şaşılacak bir şey hiç kuşkusuz bu ittifak çerçevesi.
Bunca farklılık nasıl bir araya gelebiliyor?
Tek bir adama karşı?
Sahi bu tek adamın özelliği ne?
Yoksa o tek adam tek adam değil mi?
Yoksa o tek adam bir şeyi, bu ittifak da başka bir şeyi mi temsil ediyor?
Yoksa benim İslam dünyası ve Türkiye’de yaşananları yorumlarken anahtar cümle olarak kurduğum “Bu mücadele Türkiye’nin Türkiye olma, İslam dünyasının İslam dünyası olma mücadelesidir” tespitinin gelip odaklandığı bir durumdan mı söz ediyoruz?
Camia ve çevresi, islami zeminde oluşmuş bir yapı olarak kurduğu dramatik ittifak ilişkilerinin hangi tarihsel zemine oturduğunu okuyamamak gibi bir faciayı yaşıyor.
(...) Allah aşkına, CHP ile işbirliğinin anlamı nedir? Allah aşkına, Tayyip Erdoğan’ı dövdürmek için Amerika’nın neoconlarını, Brüksel’in Türkiye’yi yargılamak için fırsat kollayan burnu havada aktörlerini seferber etmek neyin nesi? Sizin hangi “islami misyon”unuzu destekliyor bu çevreler? CHP sizin hangi islami misyonunuzu destekliyor Allah aşkına?
Bu soruları CHP’ye, ya da Amerika’nın neoconlarına, Brüksel’in neo-kolonyalist dünyasına da sorabilirdim? Guantanamo’da insan haklarını savunmada var mıydınız? Ebu Gureyb’de annelerin gözü önünde çocuklara, ya da çocukların gözü önünde annelere tecavüz edilirken neredeydiniz?  
Tayyip Erdoğan’a diz çöktürürseniz, İslam dünyası yeniden Birinci Dünya Savaşı sonrasının boyun eğilmişliğine götürülecek, değil mi? Buldunuz içimizden bizi vurmak için ortaklar değil mi?
Bu ittifaklar! Ah bu ittifaklar!
Yanarım, yanarım onun içinde rol alan Müslümana yanarım.

AHMET TAŞGETİREN / STAR

PENSİLVANYA İLE BİRLEŞEN LAİKLER TÜRKİYE'NİN PAÇASINDAN TUTUP AŞAĞI ÇEKMEKTEN VAZGEÇİN

Cahiliye döneminde gelen peygamberimiz (S.A.V) putları kaldırdı ama 21. Yüzyılda modernize ettiğiniz putlarınızdan sıkılmadınız mı?

Sizi gidi Amerika'nın güdümün de olan pensilvanya ile birleşen Antidemokratik laikler.


16.12.2014

TAŞHİYE KUMPASI 2 : KİM BU GİZLİ ZINDIKA KOMİTESİ : Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, eserlerinde yüz küsur yerde bu gizli zındıka komitesinden bahsetmiş, talebelerini ve Müslümanları o gizli komiteye karşı uyanık ve tedbirli olma konusunda uyarmıştır.


SÜFYANİYET REJİMİ, O KOMİTENİN ÜRÜNÜDÜR.
Tavrını açıkça koyan bir mücahit Said Nursî:
“Ayasofya’yı put¬hane ve Meşîhatı kızların lisesi yapan bir ku¬man¬da¬nın keyfî kanun namındaki emirlerine fikren ve ilmen ta¬raftar değiliz.






%100 Siyaset | Tahşiyeciler Hocası Molla Muhammed ve Paralel Kumpas  | 1...



BEDİÜZZAMAN'IN ZINDIKA DEDİĞİ KOMİTENİN OYUNUNU BOZMALIYIZ


Mahkemece varlığı kabul edilen ve mensupları hakkında çeşitli hapis cezalarına çarptırılan şimdilerde ise tahliye sürecine giren “Ergenekon Örgütü”, memleketimizin bilhassa son seksen-doksan senelik maddi- manevi hayatında çok büyük etkisi oldu. Hatta bu komite, devletin en üst mevkilerini işgal ederek ve devletin de nüfuzunu kullanarak millete zulüm etti. Anayasayı, darbeler yaparak ve kendi keyifleri anlayışında değiştirerek, antidemokratik kanunlarla zulümlerini kanun kılıfına soktular.
Esasen Osmanlının yıkılışında rol alan bu örgüt-komite, Osmanlı sonrası ülkemizin düzenlenmesinde ve kendi gaye ve maksatları istikametinde yani dinsizliği yerleştirmek ve yaymak için kendilerine engel gördükleri herşeyi ve herkesi ortadan kaldırmaya karar verdiler.

Bu durumu Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:

“Otuz sene evvel Dar-ül Hikmet a'zası iken, bir gün arkadaşımızdan ve Dar-ül Hikmet a'zasından Seyyid Sa'deddin Paşa dedi ki:

"Kat'i bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki, bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremiyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız" diye senin i'damına hükmetmişler. Kendini muhafaza et."

Ben de "Tevekkeltü Alallah, ecel birdir, tegayyür etmez" dedim.”(Emirdağ Lahikası-1 sh: 193)

Şimdi Risale-i Nur'un  bazı yerlerinde geçen ve şimdiki gizli çalışan şer odaklarının tarih içerisinde nasıl çalıştıklarını ve nasıl bir tavır takındıklarını gösteren yerleri görmeye çalışalım:    

1. Görünüşte itibar sahibi olan ve hakikatte asıl menfi gayelerini gizleyen bir cereyan, daima hükümeti kandırıp, dindarların ve özellikle Nur talebelerinin kusurlarını araştırıp, cezalandırmaya çalıştığını ifade ediyor. Şu anda medyaya yansıyan haberlere ve savcıların iddialarına göre devletin içerisinde itibar sahibi olup, hükümetleri yanlış yönlendiren bir cereyanın bu gibi faaliyetleri nasıl bir iştahla yaptığı aşikar ortadadır.



"Bu defa, Ayetü’l-Kübra’yı dikkatle ve muarızları nazara alıp okudum. Şüphem kalmadı ki, Risale-i Nur’un çok şiddetli darbelerine karşı muarızlar zaif bahaneler ve sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz kusurları medar-ı mes’uliyet gördükleri halde, bu dehşetli darbeleri nazara almayıp hem beraatimizi, hem Risale-i Nur’un serbestiyetini kabul etmelerinin sebebi: Başta Ayetü’l-Kübra olarak Risale-i Nur’un “Meyve” ve “Hüccetü’l-Baliğa” gibi eczalarındaki harikulade ve sarsılmaz hakikatler, onların dehşetli inatlarını kırmasıdır. Çaresiz mecburiyetle serbestiyetini, beraatimizi resmen kabul etmişler. Fakat yine gizli zındıka komitesi, elinden geldiği kadar nazar-ı millette kendilerini lanetten, nefretten bir derece kurtarmak için, kusurlarımızı arıyorlar ve hükumeti iğfal etmeye çalışıyorlar. Onun için, biz, eskisi gibi ihtiyatımızı elden bırakmamalıyız."(1)

2. Yine bu komiteci ve asıl gayelerini gizli yürüten kişiler, din mensuplarını birbirlerinin aleyhine düşürmeye, Alevi- Sünni, Vehhabi- Sünni ve şu cemaat – bu cemaat gibi suni gündemler vasıtasıyla düşmanlıklarını artırıp, İslam’ı zayıflatmaya çalışmaktadırlar.

"İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhabilik damarıyla en ziyade İslamiyeti ve hakikat-i Kur’aniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikati Alevilikle ittiham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi İslamiyete vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hatta sen de biliyorsun; benim ve Risale-i Nur’un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı hocalardan bulmuşlar."(2)

15.12.2014

İSLAM BİRLİĞİ : Avrupa Birliği Yerine İslam Birliği : Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin telif etmiş olduğu Risale-i Nur Külliyatından tesbit edebildiğimiz yerler



İÇİNDEKİLER
TAKDİM
BİR TAVZİH
AVRUPA’NIN FİKİR DÜNYASI VE YAŞAYIŞINDAN YAYILAN TESİRLER
YENİ ALDATMALARA DİKKAT!
AVRUPA’NIN ZENGİNLİĞİ NEYE DAYANIYOR?
AVRUPA EDEBİYATININ TAHLİLİ
AVRUPA ASLINDA IRKÇIDIR
KADERİN HÜKMÜ VE TAKLİTÇİLİK
MASKELİ AVRUPA’NIN GERÇEK YÜZÜ
HAKİKİ MÜRTECİ KİMDİR?
AVRUPA KANUNLARINDAN MEDET UMMAK YANLIŞTIR !
AVRUPA İSLÂM’A KATILMAYA MUHTAÇTIR
“MİM”SİZ AVRUPA MEDENİYETİNİN BUGÜNÜ !
AVRUPA MEFTUNLUĞU
AVRUPA ÜFLÜYOR BİZ OYNUYORUZ
AVRUPA MEDENİYETİ BURADA TUTUNAMAZ
AVRUPA’NIN YEDİĞİ SEMAVÎ TOKATLAR
RİSALE-İ NUR’UN AVRUPA İLE MÜCADELESİ
AVRUPA’NIN YAYDIĞI ŞÜPHELERİ RİSALE-İ NUR DEF’EDİYOR
AVRUPA’NIN HÜCUMUNA KARŞI CİHAD EDENLER
AVRUPA’YA BOYKOT
NUR TALEBELERİ VE AVRUPA
AVRUPA’NIN MÜSBET YÖNLERİ
AVRUPA FENNE DİNSİZCE BAKMAKTAN VAZGEÇMELİ
MÜSLÜMANLAR AVRUPA’YA HÂKİM OLARAK GİRMİŞLERDİR
YAHUDİ VE HRİSTİYANLARLA DOSTLUK MESELESİ
İSLÂM-İSEVÎ İTTİFAKININ ZAMANI VE ŞARTLARI
İSLÂM BİRLİĞİ
BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ VE İSLÂM BİRLİĞİ
İSLÂM BİRLİĞİ NEDİR?
İTTİHAD-I İSLÂM’IN ŞARTLARI
İSLÂM MİLLİYETİ
ŞURA VE MEŞVERET
ESASLARDA İTTİFAK ETMEK
ÜLKENİN KURTULUŞU KUR’ANA SAHİP ÇIKMAKLA OLUR
DEMOKRATLAR DEVRİNDE İSLÂM BİRLİĞİ DÜŞÜNCESİ
DEMOKRATLIK ŞARTLARI
İSTİKBALDE İSLÂM BİRLİĞİ
DİNDAR HRİSTİYANLARLA İTTİFAK
DİYANET İŞLERİ REİSLİĞİ
DOĞU’YA BÜYÜK BİR İSLÂM ÜNİVERSİTESİ
İSLÂM BİRLİĞİ’NDE RİSALE-İ NUR’UN ROLÜ
EHL-İ BEYT VE SEYYİDLER CEMAATİNİN, İSLÂM BİRLİĞİ’NİN TEŞEKKÜLÜNDEKİ VAZİFESİ
SONSÖZ

TAKDİM
Avrupa Birliğine girmek hususunda, müslümanlar tarafından muhtelif fikirler ileri sürülmektedir. Bizler şahsi kanatımızı beyan etmek yerine Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin telif etmiş olduğu Risale-i Nur Külliyatından tesbit edebildiğimiz yerleri nazara vereceğiz

. Herkes is­tediği gibi şahsi görüş, kanaat beyan edebilir. Fakat Risale-i Nur adına, Bediüzzaman Hazretleri namına konuşurken dikkat etmek mecburiyeti vardır. Evvelâ samimi olarak inandıktan sonra, bütün Külliyatın nazara alınması gerekmektedir. Bir tek bahsi ele alıp da hüküm çıkarmaya gidenler hem aldanır hem aldatır­lar.
Bu çalışmamızda biz meselenin bütün yönlerini ortaya koymaya çalışacağız. Konumuz olan Avrupa Birliği’ne dahil olmanın mahiyeti nedir? Zararı nedir? Kârı nedir? Bütün bu hususlar, müsbet ve menfî yönleriyle ele alınacaktır.
İkinci kısımda ele alınacak konu ise Müslümanın gönlünde, fik­rinde devamlı olması gereken İslâm Birliği düşüncesidir.Halbuki Risale-i Nur Külliyatında, kuvvet kaynağımız olan İslâm Birliği, çokça nazara verilmiş ve "farz-ı ayn" diye hüküm­lendirilmiştir. Maalesef bu düşünce ve büyük hedef, gerek müslümanların yazdığı kitaplarda, gerekse basın yayın kuruluşlarında, radyo ve tv lerde hiç işlenme­mekte veya nadiren ele alınmaktadır. Bu mesele yani İslâm dünyası­nın istiklâliyet sebebi olan İslâm Birliği mevzuu adeta unutturulmak isteniyor gibi bir manzara görünüyor.
BİR TAVZİH
Eğer denilse ki, Avrupa ve Avrupa Birliği gibi meseleler, siyasî, içtimaî ve dünyevî meselelerdir. Risale-i Nur’un vazifesi ise uhrevî, imanî ve manevîdir. Avrupa Birliği gibi dünyevî meselelerle meşgul olmak, Nurculuk mesleğine aykırıdır. İlh…
Her meselede olduğu gibi, bu sualin cevabını da yine Risale-i Nur’dan bulmalıyız. Evet, Avrupa’dan gelen ve getirilen bid’alardan, dalâletlerden, dünyaperestlik ve sefahetlerden insanları ikaz ve irşad etmek ve def-i mefasid kaidesiyle medeniyet-i sefihenin çirkinliğini ve sefih medeniyet taraftarı olan cereyanların İslâm dünyasına karşı düşmanlıklarını gösterip o câzibedar sefahetlerden nefret verdirip insanları kurtarmak, Risale-i Nur’un ehmmiyetli bir vazifesidir. Çünkü ahirzaman fitnesinin tahribatını tamir etmek asrın müceddidine aittir. Evet, Risale-i Nur külliyatının muhtelif yerlerinde Risale-i Nur’un vazifelerini beyan eden çok ifadeler vardır.
Ezcümle Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:
«Bugünlerde, Manevî Bir Muhaverede Bir Sual Ve Cevabı Dinledim. Size, Bir Hülâsasını Beyan Edeyim:
Biri dedi: Risale-i Nur’un iman ve tevhid için büyük tahşidatları ve küllî teçhizatları[1] gittikçe çoğalıyor. Ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfi iken, neden bu derece hararetle daha yeni tahşidat yapıyor?
Ona cevaben dediler: "Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı ve bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal’ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bahusus avam-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeairlerin kırılması ile bozulmağa yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur’an’ın i’cazıyla ve geniş yaralarını Kur’anın ve imanın ilâçları ile tedavi etmeğe çalışıyor. Elbette böyle küllî ve dehşetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın i’caz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır." diye uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim. Kısa kesiyorum.» (Kastamonu Lâhikası sh: 30)
Yine bu geniş dairede bid’atların tamiri hakkında bir beyanda şöyledir:
Evet, «Hazret-i Mehdi’nin cem’iyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akâranesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdi cem’iyetinin mu’cizekâr manevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak.» (Mektubat sh: 441)

12.12.2014

OSMANLICAYA KİMLER, NEDEN KARŞI ÇIKIYOR : Osmanlıcanın zorunlu ders olmasına gelen tepkilere anlam vermek mümkün değil. Her bir kesim ayrı bir hezeyan içinde... Hani konuya vakıf olmasanız, iktidarın Türkçe'yi kökten yasaklayıp yerine Osmanlı'cayı getirmeye çalıştığını sanırsınız.


Osmanlıca sadece seçmeli ders olacak oysa ki...
İnanın pek çoğu konunun ne olduğunu dahi bilmiyor. Söyledikleri tek şey var: "Ben Osmanlıca dilini istemiyorum"
"Osmanlıca dediğin ayrı bir dil değil, bozulmamış haliyle has Türkçedir. Alfabesi Osmanlıcadır. Biz Cumhuriyet kurulduğunda dilimizi değiştirmedik, alfabemizi değiştirdik" diye saatlerce anlatıyorsun, verdiği tek cevap şu:
"Ben Arapça konuşmak ve yazmak istemiyorum"
İşin komik olan tarafı ne biliyor musunuz? "Osmanlıcayı istemiyorum" diyenler, içinden Osmanlıca'nın çıkarıldığı Nutuk'u görse nutku tutulur! İstiklal Marşı'nı içindeki Osmanlıca cümleleri çıkararak önüne koysan, "Abi ben Çince bilmiyorum" der, kalır!
İşte bizim eğitim sistemimizin temeli bu!
Türkiye hariç, dünyanın hiç bir yerinde çocuklar geçmişine küfretmek için yetiştirilmiyor. 90 yıldır bu ülkenin çocukları, "Osmanlı İmparatorluğu şöyle berbattı, böyle kötüydü. Onlar bizim ecdadımız değil" denilerek yetiştirildi.
Ondan dolayıdır ki bugün Türkiye'nin tanıdığı yazarlar ve sanatçılar bile Osmanlı dendiğinde Fatih Sultan Mehmed'i gören Büyük İskender'in torunları gibi irkiliyor. Duvarlara "Zulüm 1453 yılında başladı" demelerinin temelinde bu eğitim sistemi var.
Bir ülkenin dilini değiştirmek, o ülkeye yapılacak en büyük zulümdü ve o zulüm bundan 90 yıl önce yapıldı.
Çin'de tarihin en büyük devrimine imza atan ve eski Çin adına ne varsa tarihe gömen Mao, bir tek Çin yazısının değişmesine müsade etmedi.
Çin'in geldiği yer belli...
Bir Japon çocuğu küçük yaşta hem standart formların toplamı olan Bopomofo, hem de latin harflerini kullanabiliyor. Çünkü Meiji herşeyi yaptı ama, Japon yazısını değiştirmedi.
Onların geldikleri nokta da belli...
Dünyada modernleşme rüzgarına kapılan hiçbir millet kendi geçmişini ve özellikle dilini terketmedi. Türkiye bu anlamda dil soykırımına uğrayan tek ülkedir.
Şuna adım gibi eminim ki AK Parti iktidarı "Kısa sürede Türkçe'den vazgeçiyor, Osmanlıca'ya geçiyoruz" dese, bugün kendisine oy veren bütün kitleler karşısına dikilip, "Yapamazsın, izin vermiyorum" der. Bu ve buna benzer konuları siyasete meze edecek hiçbir iktidar milletten geçer oy alamaz.
Bunu yapan AK Parti olsa dahi...
Zaten amaç latin harflerini rövanşist bir tutum sonucu kaldırmak değil, bu ülkenin gelecek nesillerini her iki alfabeyi de rahatlıkla kullanabilecek yeteneğe kavuşturmak. Kimse Türkiye'ye geçmişte yaşatılan dil soykırımını yeniden yaşatmak gibi bir heves içinde değil.
Benimsediğimiz rejimin adı demokrasiyse, o demokrasi içinde hiçbir devlet vatandaşına birşeyi zorla dayatamaz. Ama Ahmet'in Bertan'a, "Ben istemiyorum, sen de bunu öğrenemezsin" deme hakkı da olamaz.
Kürt halkının kendi dilini okullarda seçmeli ders olarak seçebilme hakkı olmasını yıllardır savunan biri olarak, Osmanlıca ile gelecek bu yeni dil zenginliğini de sonuna kadar savunuyorum.
"Kanki önce maridana buluşuyoruz, sonra gece bup clupda coşuyoruz. Çok cool bir gece olacak. yes Okey? Iz ı haaa?" diyerek yıllardır Türkçe'nin ırzına geçenlerin "Türkçe'mi seviyorum" adıyla başlattıkları kampanyalara da aldırış etmiyorum.



11.12.2014

TÜRKİYE GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR : GÜÇLÜ LİDERLİK, etkiyi ve alanı da arttıracak GEREKLİ ANAYASAL ALT YAPI DA SAĞLANARAK, ülkenin önüne açmaya devam etmeli... Nasıl mı? Cevap çok net; BAŞKANLIK...


Türkiye’nin 1938-2003 arasında yaşadığı bütün sorunların temelinde tek bir gerçek var; “güçsüz hükümetler, kudretsiz Başbakanlar ve en önemlisi karşılarında GÜÇLÜ BİR YERLEŞİK DÜZEN”!
Sevgili dostlar, BAŞKANLIK başlığına bu tespit eşliğinde bakınca “Başkanlık ne getirecek” diye sorup, konuyu önemsizleştirmeye çalışanlara vereceğimiz ilk cevap çok açık; seçilen kim olursa olsun, % 50’nin üzerinde başa gelecek ve sadece Türk Halkına karşı sorumlu olacak... Daha açık yazayım; YERLEŞİK DÜZEN’in özellikle 2003 yılına kadar karşısında bulmaya alıştığı “güçsüz hükümetler” modeli tam olarak çökecek ! Bir not düşelim: Bugün sistem “mükemmel olma noktasına uzak” fakat Sayın Erdoğan her kademede aldığı oy ve kişisel özellikleri ile sistemin eksiklerini kapatıyor...
Sonuç 1: “Seçilen”, halkın yarısından fazlasının doğrudan desteğini alacak ve YERLEŞİK YAPI ne kadar güçlü olursa olsun, BAŞKAN, bu YAPI’dan her zaman DAHA GÜÇLÜ olacak! Bu noktada geçmişe dönün bakın; ortalama ömrü 1,5 yıl olan hükümetler ve güçsüz koalisyonların kudretsiz Başbakanlarına hükmeden GÜÇLÜ YERLEŞİK DÜZEN!
Sonuç 2: 10 yıllık emek ve mücadele ile gelinen noktada bugün YERLEŞİK DÜZEN’e karşı Türk Halkının 1930’lardan itibaren “kaptırdıkları” geri alınmaya başlandı. Şimdi bu süreci hızlandırmak ve halkı bu ülkenin TEK SAHİBİ kılmak için atılması gereken en önemli adım; Başkanlık Sistemi...
Sonuç 3: Ekonomide öngörülebilir bir büyüme ve uzun vadeli sürdürülebilir kalkınma-istikrar için Türkiye’nin atacağı en önemli adım yine BAŞKANLIK SİSTEMİ! Güçlü bir sistem garantisi olan ekonomilerde büyüme çok daha hızlı olacaktır!
Sonuç 4: Türkiye’nin BÜYÜKLÜĞÜ-BÜTÜNLÜĞÜ açısından da balkınca tek net çıkış; Başkanlık Sistemi... Eyalet, bölünme ve daha birçok yalan propaganda, bu geçişin-kurtuluşun yolunu kesmek için yaratılan “sanal engel ve kara propaganda”!
Sonuç 5: Cumhuriyet kurulduktan sonra özellikle 1938-1946 döneminde düşürüldüğümüz “kontrol edilebilir” olma tuzağından 2003 sonrası kurtulmaya ve özellikle “küresel finansal prangaları” kırmaya başladık. Bu kurtuluş ve ESKİ BİRLEŞİK BÜYÜK BÜTÜN’e dönüş, 2008 sonrasında özellikle IMF’nin Türkiye’den kovulmasıyla hızlandı ve dünya genelinde ortaya çıkan YENİ DÜNYA DENKLEMİ içinde Türkiye, “en önemli bileşenlerden” biri olma yoluna girdi... Bu yürüyüşün, ekonomik, sosyal ve en önemlisi geçmişimizle kucaklaştığımız, coğrafyamızın genleştiği adımları var. Bu adımlar atılırken Türkiye YENİ DENKLEM içinde, çevresinde oluşan yeni coğrafi dengenin de MERKEZ’i olmaya doğru ilerliyor... BU MERKEZ’in varolan sistem ile yönetilmesi artık kolay değil. Bu gerçeği dikkate alınca BAŞKANLIK kaçınılmaz! 
Son söz: Türkiye’nin 100 yıllık sentezi “Başkanlık” ile ortaya konmalı! Haydi TÜRKİYE! GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİR VE YERLEŞİK DÜZEN’i yerle yeksan et!

YERLEŞİK DÜZEN’İ ANLAMAK 
VE KARŞI DURMAK

1946-2003 arasında Türkiye’de yaşananları ve özellikle “ekonomik dalgalanmaları takip eden siyasal manipülasyonları” dikkatli analiz edenler; 1980-1994 1997-1998 ve sonrasında özellikle 2001 ‘de HATTA 2002’den bugüne bu ülkeye iktidar biçmeye çalışanları görebilirler... BU ARKADAŞLAR bu ülkenin kanını her türlü emmek için hep pusudaydılar ve hala akıllanmadılar... Sözde “ESTABLISHMENT”... 
Peki her fırsatta etkili olmaya ve zaman zaman sağ-sol arasında yer değiştirerek çalışan bu yapının amacı ne?...
Daha önceki yerleşik düzen yazılarımda kullandığım detayları da yeniden paylaşarak, bazı tespitler yapalım sonrasında bu yapılanmaya karşı duranlara ve ÖZELLİKLE Sayın ‘ERDOĞAN’A KARŞI BÜYÜK KOALİSYON NEDEN KURULDU’ SENTEZ’i ile bitirelim...
1- 1946 devalüasyonu ile küresel sisteme teslim olma sürecini tamamlayan Türkiye’de, dışarıdaki güçlerin içeride yarattığı burjuva ve onun yan kollarının, TSK’ya sızmış diğer kollar ile birleştiği, yerleşik medya ve yerleşik finansal yapının biz kontrol edelim amacıyla kullandığı güçler birliğini YERLEŞİK DÜZEN olarak adlandırabiliriz! Siyasi otoriteye istediğini yaptıramayan bu güçler, her dönemde finansal ve basın manipülasyonu yoluyla yönetenleri zor durumda bırakmayı denerler.
2- Bu güçler birliğinin ilk denemesine en kapsamlı örnek; 1946 devalüasyonu-1960 darbesi arasında yaşananlar! Dönemin Başbakanı Menderes işbirlikçi asla değil tam tersi kontrol edilemeyeceği anlaşıldığı anda yok edilen bir lider! Hamle çok açık; yapılan ilk başbakan asma denemesi ve işin ilginç tarafı bu denemenin vatansever bir sol devrim kılıfında saklanması!
3-  Türkiye için en güçlü deneme 1980 darbesi sonrası gelişen yapı ve 2001’de gönderilen Derviş dönemi! Final büyük dönüştürme ve eksene oturtma çalışması!
4- 1994-2001 ve sonrası birkaç yıl; Türkiye’nin 1946 sonrası kurgulanan burjuvası-medyası ve BATI uzantısı gizli askeri örgütlenmeler ile tam olarak kontrol edilebilir hale getirildiği dönem!
5- 1980 darbesi öncesi sağ ve sol kamplarda beyni yıkanan gençlerin Türkiye’yi kana bulaması, 1980 sonrası Amerika’nın isteği ile Yunanistan’ın NATO’ya dönmesi ve 1980’ler sonrası 1960’lardan beri sahnede olanların kurulan yeni partide Başrollere yerleştirilmeleri tesadüf değil! 1960-1994 ve 1994-2001 ayrı ve detaylı incelenmesi gereken süreçler...
Sonuç 1: Bugün gelinen nokta çok açık: Türkiye tam bir yol ayrımında! Ya yeni bir düzen tesis edilecek (YENİ TÜRKİYE BÜYÜK ÖLÇÜDE TABANINI OLUŞTURDU) ya da yerleşik yapı eski gücünü geri kazanarak 1946 sonrası kurduğu denklem içinde hepimizi istediği gibi idare etmeye devam edecek...
Sonuç 2: Türk halkı şu gerçeği çok net görmeli: Yerleşik düzen aynen matriks gibi her yerde! Evimizde, arabamızda, okulumuzda, gazetemizde, işyerimizde... Bu düzenin tek bir amacı var: Türk halkının onların tasarımları sonucu yaratılan sanal matriks içinde kalması ve asla uyanmadan, varlıklarının sosyal, siyasal, ekonomik olarak kullanılmasına göz yumması...
Sonuç 3: YERLEŞİK DÜZEN’i ararken sadece bir tarafa bakmak yetmez, her tarafa dikkatli bakmakta ve değişik versiyonlarını da idrak etmekte yarar var...
Son söz: Türkiye’yi 2003’ten itibaren YERLEŞİK TUZAK’tan kurtulma yoluna sokan Sayın “Erdoğan’a karşı BÜYÜK KOALİSYON neden kuruldu” diyorsanız cevap çok açık; Sayın Erdoğan YERLEŞİK YAPILANMA nereden gelirse gelsin, sonuna kadar bu yapılanmaya karşı ve Türk Halkının kendi iradesini tesis ederek kendini yönetmesi için kefeni ile çıktığı yoluna, halkın kendisine emanet ettiği her görevde devam ediyor... Bu gerçeği bilince sorunun cevabı da çok açık ve net... Yaşasın yolun sonunda bizi kucaklayacak olan TAM BAĞIMSIZ GÜÇLÜ BÜYÜK TÜRKİYE... Yaşasın LİDER’in peşinde YENİ olanın yolunu açan ülkemin insanları...

LİDER NEDEN HEDEF?

Amerika’nın keşfi ile ilgili söylediği bir cümle bile içeriden dışarıdan bir Lider’e bu kadar saldırılmasına yol açıyorsa, ben bu soruyu birkez daha sorarım... Sorgulamaya bile izin olmayan bir dünyamız mı var...
Sevgili dostlar, her anlamda yolumuzu açan lider olan Erdoğan’ın hayatının her döneminde ve özellikle son yıllarda neden hedef olduğu çok açık değil mi; 300 yıl sonra PARÇALAR ANA GÖVDEYLE KAVUŞUYOR! Ve bunu sağlayan lider de hedef tahtasına konuyor!
Sevgili dostlar, bugün “neyin neden” olduğunu soranlar acaba GEÇMİŞİMİZİ ve detayları iyi bilip analiz edebiliyorlar mı?
Bilmiyorlarsa “ciddi bir çıkarım” elde etmek mümkün değil... Unutmayalım; geçmişin süzgeci, geleceğin tanelerini verir...
Bu bağlamda özellikle geçmişi detaylandırarak geleceğe birlikte bakmayı deneyelim..

10.12.2014

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “en az 3 çocuk” ısrarı malûm. Sayın Erdoğan, ısrarında yerden göğe haklı.Nüfusumuz her geçen gün yaşlanıyor.

“En az 3 çocuk” meselesi… Onlar yaşlı, biz yaşlanıyoruz!..

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “en az 3 çocuk” ısrarı malûm.
Bu konudaki uyarılarının yeterince dikkate alınmamasından şikâyetçi olan Sayın Erdoğan, ısrarında yerden göğe haklı.
Evet, şu an için genç bir nüfusa sahibiz ama gidişat maalesef hiç de “iyi”  değil!..
Nüfusumuz her geçen gün yaşlanıyor.
Öyle ki, 2000 yılında %29,8 olan 0-15 yaş grubundaki gençlerimizin oranı,  %24,5’e düşmüş vaziyette.
Dahası, 14 yıl öncesine kadar %5,7 olan 65 yaş ve üzeri nüfus oranı %8’e yaklaştı.
Ülkemizdeki mevcut doğurganlık eğilimi devam ettiği takdirde,  65 yaş ve üzeri nüfus oranının 2050’de %20,8, 2075’te ise %27,7’ye yükseleceği öngörülüyor.
Elimizin altındaki rakamlar, nüfus yapımızdaki yaşlanma sorununu çok önceden gören Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın uyarılarında ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.
Bizler için de çok önemli birer “uyarı” niteliği taşıyor.
Nüfus yapısının yaşlanması niçin kötü?..
Nüfus yapısındaki yaşlanma eğiliminin olumsuz etkilerini iki farklı boyutta ele alıyoruz.
Bunlardan ilki ve en önemlisi; “yaşlanan nüfus ile birlikte ülkenin rekabet ve üretim gücünün zayıflayacak olması”dır.
Öyle ki, genç nüfusun azalmasına paralel olarak çalışan kişi sayısında da düşüşler yaşanacak, bu durumdan da ilk etapta üretim maliyetleri olumsuz yönde etkilenecektir. 

Üretim maliyetlerindeki yükselişten dolayı rekabet gücü zayıflayacak olan ülke, zamanla üretim gücünü de kaybedecek ve sonuçta ithalatçı ülke konumuna düşecektir. Ekonomik açıdan sürdürebilirliği olmayan bu durum zamanla ülke ekonomisinin içinden çıkılması güç bir durgunluğa girmesine neden olacaktır. 

İkinci boyut olarak ise artan yaşlı nüfusun emeklilik maaşı, sağlık giderleri gibi ihtiyaçlarını karşılamada, azalan çalışan nüfustan elde edilen tasarrufların yetersiz kalmasından bahsedilebilir. 

Bu sorun, ancak “maaşlardan yapılan kesintilerin arttırılması ya da emeklilik maaşı ve sağlık giderlerinin azaltılması gibi” radikal kararların alınması ile çözülebilecektir.
Bir ülkenin nüfus yapısından dolayı ortaya çıkabilecek sorunlar en iyi şekilde “yaş bağımlılık oranı” ile ortaya konulabilmektedir. Yaş bağımlılık oranı –kısaca- bir ülkede ekonomik olarak aktif olan 15-64 yaşı arasındaki her 100 kişinin bakmakla yükümlü olduğu 65 yaş ve üzerindekilere oranını vermektedir. 

ERDOĞANLA YAPILAN KAVGANIN NEDENİ : Türkiye ve bölgede ne olup bittiğini anlamak için uzun zamandır buralarda yaşayanların kim olduğunu bilmek şart! Etrafımızdaki her hareketin altında YERLİ bir isim aramak sonu olmayan BEYHUDE bir çabadır!



Ankara'yı, bölgeyi, Ortadoğu'yu ve Kafkasya'yı anlamak için kimin nereye ayağını koyduğunu bilmeliyiz!

Bize giydirilen ideolojik gömleklerin kimin tarafından dikildiğini bilmeden adım atmamız mümkün değil! Çok uzağa gitmeden yakın tarihe bakalım!

Ergenekon-Balyoz, 1960-1980 darbesi, 28 Şubat-27 Nisan postmodern darbesi ile e-muhtıra!

Sayılarını çok daha fazla artırabileceğimiz bu örnekler TÜRKİYE'de kökü dışarıda olan akımların çarpışmasıdır!
Tıpkı SAĞ-SOL gibi, TÜRK KÜRT gibi...

Ama bizde HASTALIK olduğu için dışarıda ne olup bittiğine bakmayız! Bir adada tek başımıza yaşadığımızı düşünürüz! Oysa gerçek bambaşkadır!

Zaten böyle olduğu içindir ki CNN International, GEZİ'de TAKSİM'in göbeğinden 10 saat canlı yayın yaptı!
Bakın; 28 Şubat davasında tutuklu kalmadı! Memleketin 150 milyar dolarının götürüldüğü davada mahkeme salonu boşaldı! Bir güç ısrarla içeride kimseyi tutmadı! Yani devletin üzerine çıkabilen birileri vardı!

Bu örneği başka davalarda da görmek mümkündü! İçerideki her kapışmanın tarafları vardı!
CUMHURİYET kurulurken tek taraflı modifiye edilen yapı daha sonra içeride kendine rakip buldu!
İşte Köşk seçimlerinde silahların çekilmesine kadar varan çatışmanın da, muhalefet ve iktidar arasındaki kapışmanın da bilinmeyen gerçek nedeni budur!

Peki, nasıl bakacağız olaylara! İngiltere'ye gidip orada bir tur atalım!
Benjamin Disraeli, Robert Cecil (3 kez), Arthur Balfour, Andrew Law, Stanley Baldwin (3 kez), Neville Chamberlain, Winston Churchill, Antony Eden, Harold Macmillan, Alec Douglas-Home, Margaret Thatcher, John Mayor ve David Cameron...

Arada başka başka isimler olsa da Kraliçe'ye BAŞBAKANLIK yapanların çoğu ve en etkili isimleri hep MUHAFAZAKAR PARTİNİN içinden geldi!
Bizler CHP'nin bile tam olarak ne olduğunu bilmezken kim İngiltere'ye gidip Muhafazakarlar'a bakacaktı! Ama işte buralara gidip ter dökmezseniz ülkenizde ne olup bittiğini de anlama şansınız yoktu!
Peki bunların muhafazakar olmasının ne anlamı vardı!
Anlatalım!

Ne tesadüftür ki OSMANLI, İngiliz Yahudiler'den BORÇ almaya başladığı yıllarda Kraliçe'nin ülkesinde İSRAİL sözü gündeme geldi!

LOBİ'nin temelinin atıldığı dönem o dönemdir! Kitaplarda yazmasa da Rothschild ailesinin ağırlığını iyice artırıp BUCKINGHAM üzerindeki etkisinin gözle görülür hale gelmesi bu zamana denk gelir! Zaten İsrail LOBİSİ'nin orada kurulmasını sağlayan da bunlardır!

8.12.2014

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5. Din şurasında, OsmanlI Türkçesi'nın okullarda okutulması hakkında 'İsteseler de istemeseler de Osmanlıca öğrenilecek ve öğretilecek' dedi





İSLAM Korkakların değil cesur ve atılgan müslümanların omuzlarında yükselecektir .
TC Görünüp te Osmanlıyı kötüleyenlerin değil .


Bunların solcusu, sağcısı; ulusalcısı, liberali fark etmiyor.Hepsi halkı sersem, kendini Alim sanıyor.
Senin "Osmanlısız" rejimin seksen senede değil uzaya gidecek füze teknolojisi, toprağını savunacak basit füze bile geliştiremedi, desem onlara, ne fayda!

Senelerce Hollanda'dan gelecek ve NATO askerleri tarafından yönetilecek dört Patriot bataryasına muhtaç olan Osmanlı mıydı?


Batı ülkelerinde bir lise öğrencisi eski metinleri okur ve anlar. Siz bir harf devrimi yaptınız, eski metinler kütüphanelerde kaldı. 

Tarih bir milletin hâfızasıdır; tarihini bilmeyen millet, hâfızasını kaybetmiş insana benzer.

 Bir milletin kültürünü kontrol etmek, o milletin dilini kontrol etmekle; bir milleti imhâ ise nesilleri mâzisinden, tarihinden ve bilhassa millî ve mânevî değerlerinden koparmakla mümkündür. 



TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI R. TAYYİP ERDOĞAN’IN 5. DİN ŞÛRA’SINDA OSMANLICAYA” AİT KONUŞMASI :
Erdoğan Osmanlıca'nın da bazı kesimler istese de istemese de öğretileceğini söyledi.

 “Bizim şah damarımız kesildi. Bir neslin bundan uzaklaştırılması sıradan bir şey değildir. Süleymaniye’deki eserleri okuyamayan bir millet neye yarar?
Çok zengin birinin iflası nasıl zor bir şeyse, bu kadar zengin bir ilmin iflası daha kötü bir şeydir.

Bunlar istese de istemese de bu ülkede Osmanlıca öğrenilecek ve öğretilecektir.
Batı'da Hıristiyanlıktan boşalan yere yurttaşlık koydular, Türkiye'de de aynı şey yapılmaya çalışılıyor.
40 yıldır siyasetle iştigal eden biri olarak beni ilgilendiren vazifem pratik alandır. Dine ait meselelerin tüm meselelerin özgürce konuşulabilmeli. Tüm kesimleri de cesaretlendirmek benim görevim.
"DİNDARLAR 200 YILDIR TAHKİR EDİLİYOR"
Tanzimattan beri meseleler özgürce ele alınamadı. Din konusu objektif, mahalle baskısından uzak bir şekilde konuşulamamıştır.
200 yıldır dindarlar horlanmaya, tahkir edilmeye mazur kalmışlardır. Filmlerde, romanlarda, karikatürlerde dindarlıkla cehalet eş tutulmuştur. Din ve dindarlık yoksulluğun nedeni olarak görülmüştür. Din hep terakkiye mani olarak anlatılmıştır.
"İSLAMOFOBİAYI İÇERİDEKİ YAZARLAR DA KÖRÜKLEDİ"
İslamofobia, faşizme eşit olan bu sorun Türkiye ve İslam coğrafyasında bizzat içeride, siyasiler, yazarlar bunu körüklemiştir.
Dine sistemli bir taarruz gerçeklemiştirler ki İslam'ı savunacak alimler kendilerini savunmaktan bir türlü ofansif pozisyona geçememişlerdir.
Bazı zihniyet mensupları akıl ve bilimden başka bir şey tanımamış vahye saldırmışlardır.
"BUNLAR VAHYE SALDIRDILAR"
Oku diye emredilen bir dinin mensubuyken sanki bunun karşısındaymış gibi gösterilmiş.
Yüce kitabımızda hep akledilmekten bahseder. Böyle bir dinin mensubuyken vahyi bi kenera atıp sadece akıl ve bilime yöneltilmek istenmesi manidardır.
"KUR'AN YASAKLANDI CAMİLER AHIR OLDU"
Kur'an yasaklanmış, Camiler ahır olarak kullanılmış, ezan yasaklanmış, sakal bırakanlar, başörtüsü takanlar hakir görülmüş.
Yazı, karikatür, film ve romanlarda din ve dindarlar hor görülmüş. Dindarlara cevap hakkı bile verilmemiş.
Dini savunan siyasetçiler dinci yaftası yapıştırılmış.
Sözüm ona alimler desteklenmiş sırtları sıvazlamışlardır. Dini özünden kopartmaya çalışanlar, ekranlar yoluyla imkanlarına imkanlar katmışlardır.
"DİNDAR NESİL DEDİK DİYE BİZE SALDIRDILAR"
Bunun yanında hasbi bir şekilde yazanlar, mücadele edenler en ağır eziyetlere maruz kalmıştır.
Ben de bu yüzden saldırılara uğradım ve uğramaya da devam ediyorum. Biz bu millete cesaret aşılıyoruz. Biz 200 yıldır sorulamayan soruları sorduğumuz için içerden ve dışardan saldırıya uğruyoruz. Eğitim sisteminde Kur'an ve Siyer derslerini koyduk diye saldırıya uğradık. Dindar nesil dediğimiz için saldırıya maruz kaldık.
Amerika kıtasını Müslümanlar keşfetti dedik diye saldırdılar. Önce Türkiye'de sonrasında tüm mazlum milletlerin hakkını savunduğumuz için bizden rahatsız oluyor ve bizi hedef yapıyorlar.
"İSLAM DÜNYASINDA BİRLİK YOK"
Darbeyle iş başına gelmiş bir şahıs İnterpol'e talimat veriyor. İslam Alimler Birliği Başkanı Yusuf El Kardavi hakkında kırmızı bülten çıkartıyor.
İlim siyasetin emrinde olmaz. Siyaset ilmin emrinde olur. Bunlar dünyanın iyiye gitmediğini gösterir.
Diyanet İşleri Başkanlığımız burada alınan kararları İslam dünyasıyla paylaşması lazım. İslam dünyasında bir birlik yok. Türkiye bunun öncülüğünü yapabilir.
"DÜNYADAKİ SİSTEMİ ELEŞTİRDİM DİYE RAHATSIZ OLDULAR"
Dünya ekonomi sistemine sağlam eleştiriler getirdik diye bizden rahatsız oluyorlar. Petrolü, elması sömürdükleri için bizden rahatsız oldular.
İslam ülkelerine hitaben 27 tanesi bizden deyince bozuldular. İslam ülkelerinde gerekli zekat verilmediği için bu kadar fakirlik var dedik. Yine bizden rahatsız oldular.
"BUNLAR SALTANATI BIRAKMAK İSTEMEZLER"
Nasıl doğru sorular sorduğumuz içn bize karşı çıkıyorlar. 200 yıldır konuşulmayan soruları soruyoruz. Onlar bizim susmamızı istiyorlar biz ısrarla Filistin diyoruz. Mısır'da demokrasi, Suriye diyoruz.
BM'ye diyoruz ki, dünya beşten büyüktür. İşlerine gelir mi? Gelmez. Saltanatı bırakmak istemezler.
"BM'DE MÜSLÜMANLARI TEMSİL EDEN BİR DEVLET YOK"
1.5 milyar Müslüman dünyayı temsil eden bir ülke yok. Böyle bir şey olabilir mi? Bunlar 1. Dünya Savaşı'nın şartlarıydı. Gerek içerideki taşeronlarıyla, uluslararası medyayla üzerimize gelecekler.
"HASAN SABBAH'LARLA ÜZERİMİZE GELECEKLER"
Besleyip büyüttükleri sahte din adamlarıyla üzerimize gelecekler.
İhanet şebekeleriyle üzerimize gelecekler. Sadece Lawrencler'le değil. Hasan Sabbah'larla, Müseylemetül Kezzab'larla üzerimize gelecekler. Ama biz yılmayacağız.

Dinin sahibine de mahcup olmayacağız. Bu mücadele 200 yıldır esirgenen hakların mücadelesidir. Din sanki devlete tehdit gibi bir algı yarattılar. Biz bunun son bulması için uğraşıyoruz.
"YURTTAŞLIK ANLAYIŞIYLA BİR DİN OLUŞTURMAK İSTEDİLER"
Kendi elleriyle kendi dinlerini inşa etttiler. Yurttaşlık anlayışıyla yapay bir din oluşturmak istiyorlar. Din ve devlet işlerini ayırarak dine yapılan her saldırıyı meşru gösterdiler. Bu yapay dine inanmak işlerine geliyor.
"Kabe onların olsun bize Çankaya yeter" diyen şairler vardı.
Alevi - Sünni, Müslüman, Hırıstiyan olması gerekmez. Bizim mücadelemiz tüm insanlık içindir. Biz can için mücadele edeceğiz.
"OSMALICA'DAN ÜRKENLER VAR"
200 yıldır yaşanan baskılara rağmen Türkiye'nin alimleri, münevverleri ayaktadır.
Osmanlıca'nın bu ülkenin evlatlarının öğrenmesinden ürkenler var. Diyor ki, mezar taşlarını mı okutacağız diyor. Kendi neslinin mezar taşlarını okuyamamasından daha büyük bir ayıp olabilir mi?
"BİZİM ŞAH DAMARIMIZ KESİLDİ"
Bizim şah damarımız kesildi. Bir neslin bundan uzaklaştırılması sıradan bir şey değildir.
Süleymaniye'deki eserleri okuyamayan bir millet neye yarar? Çok zengin birinin iflası nasıl zor bir şeyse, bu kadar zengin bir ilmin iflası daha kötü bir şeydir.
"BUNLAR İSTESE DE İSTEMESE DE OSMANLICA ÖĞRETİLECEK""
Bunlar istese de istemese de bu ülkede Osmanlıca öğrenilecek ve öğretilecektir.
Türkiye'deki alimler Batı'yı ve Doğu'yu da biliyor. Tüm insanlığa ışık tutan yine de sizler olacaksınız. Ümmetin ve tüm mazlumların yüzü size çevrilmiş durumda.
"DOĞRU SORULARLA AKAN KANI DURDURACAĞIZ"
Çöken bir medeniyeti ayağa kaldıracak olanlar da sizlerseniz. Ben bir Müslüman oalrak şunu çok iyi biliyorum: Bu dinin bir sahibi var. Onu koruyacak. Bize düşen de bu emanetin hakkını vermek.
Dinin hakkını verebilrsek mezhepler arası kavga sonra erecek.
Doğru soruları sorabilirsek akacak kanı durduracağız. Bize dikilen kıyafeti atıp kendimiz olabilirsek o zaman işler çözülür.
İçinden geçtiğimiz bu süreçte böyle bir şuranın umut olacağına inanıyorum. Şimdiden gayretleriniz için  teşekkür ediyorum" dedi.

HEM TC TÜRKÜM DEYİP , HEMDE TÜRKÜN ALFABESİ OLAN OSMANLI CADANMI RAHATSIZ OLUYORLARMIŞ 

OSMANLICAYA KİMLER, NEDEN KARŞI ÇIKIYOR Sanki Türkçeyi yasaklayıp yerine Osmanlı'camı gelecek .