TÜRKİYE DÜŞMANLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TÜRKİYE DÜŞMANLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.12.2014

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN BU ÜLKEDE YILLARCA DOĞUM KONTROLÜ İHANETİ YAPTILAR VE NESLİMİZİ KURUTMA YOLUNA GİTTİLER : Neslin devamı için çocukların sayısının ortalama üç olması gerekmekte.Güçlü bir ekonomi ve Müslüman bir nesil için doğum kontrolü uygulaması yanlış tır ve Türkiye’nin geleceği için donanımlı bir genç nesle ihtiyaç vardır.


3  ÇOCUK TOPLAM NÜFUSU DENGEDE TUTAR : Dünyanın en önemli varlığı insandır. Ülkelerin en değerli varlığı ise nitelikli ve eğitilmiş insandır. Avrupa’da yaşanmakta olan problemlerin büyük bir kısmı genç nüfuslarının azalmasından kaynaklanıyor.
 Neslin devamı için çocukların sayısının ortalama üç olması gerekmekte.
Güçlü bir ekonomi ve Müslüman bir nesil için doğum kontrolü uygulaması yanlış tır  ve Türkiye’nin geleceği için donanımlı bir genç nesle ihtiyaç vardır.

Ekonomik kalkınma ve Müslüman bir nesil için Güçlü bir ekonomi ve Müslüman bir nesil için doğum kontrolü uygulaması yanlış tır  ve Türkiye’nin geleceği için donanımlı bir genç nesle ihtiyaç vardır.

SERT NÜFUS PLANLAMASI PETROL KUYULARINA BETON DÖKMEK GİBİ BİR ANLAM İFADE EDER

Fransa ve ABD toplumunda çok çocuklu ailelerin sayılarının yükselmekte,
Birçok gelişmiş ülke genç nüfusun öneminin farkında, bizim de bu konuda bilinçli hareket etmemiz gerekir. Ülkemizde tabii kaynaklarımız sınırlı, ülkemizi, nitelikli insan kaynağımızla, nüfusumuzla zenginleştirerek kalkındırabiliriz
Nüfusu dengede tutmak için azaltmaya yol açan engelleri ve zihniyeti ortadan kaldırmalıyız.

ÇOCUK SAHİBİ OLMAMAK EKONOMİK SEBEBLERDEN DOLAYI YAPILIRSA HARAM

Doğum kontrolünün İslami ve fıkhi açıdan kabul edilemez
Peygamber Efendimiz, ‘Evleniniz çoğalınız. Ben sizin neslinizden iftihar ederim’ diyor.Bu sözleri görmezden gelerek geçim sıkıntısı veya başka nedenlerden dolayı doğum kontrolüne yönelmek caiz değildir.
Her çocuk kendi rızkıyla doğar ve öyle yaşar. Ekonomik endişelerden dolayı doğum kontrolü yapmak haramdır. İslami değerlerin dünyada hâkim kılınabilmesi için, Müslüman genç neslin sayısının artması gerekmektedir. Bizim görevimiz; yeni neslin dinine, milletine sahip çıkacak bir noktaya gelmesine projeler geliştirerek destek olmaktır .

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan :
Bu ülkede yıllarca doğum kontrolü ihaneti yaptılar ve neslimizi kurutma yoluna gittiler .

Sözlerine destek veren vekiller ve STK temsilcileri, ekonomik kalkınma ve Müslüman bir nesil için Güçlü bir ekonomi ve Müslüman bir nesil için doğum kontrolü uygulaması yanlış tır  ve Türkiye’nin geleceği için donanımlı bir genç nesle ihtiyaç vardır.

“3 ÇOCUK TOPLAM NÜFUSU DENGEDE TUTAR”

17.12.2014

EĞER 17 ARALIK GERÇEKLEŞSEYDİ, BİR MÜDDET SONRA BU PROJENİN BAŞINDAKİ İNSAN BURAYA HALİFE OLARAK GELECEKTİ. BUNUN ALT YAPISI HAZIRLANDI.PEKİ SONRA NE OLACAKTI? ÜÇ ŞEY OLACAKTI

BÜYÜK FOTOĞRAFI GÖRDÜĞÜMÜZ ZAMAN OKUYORUZ BİZ BUNU.
1. Işid'le savaş başlayacaktı. O da halife çünkü.
2. İran'a savaş açılacaktı. İsrail'in yapmak istediği her şey İran'a yaptırılacaktı. İran devreye sokulacaktı.
3. İdam cezası geri getirilecekti.  Türkiye'de iş görebilecek, toplumu derleyip toparlayabilecek, aklı başında kim varsa hepsi darağacına gönderilecekti.
**Gülen bana "inşallah birgün bütün bu İslami cemaatler de bize dehalet edecektir (bağlanacak)" dedi.
Bunu da masum bir talep görüyorsun. Çünkü yaptığı şey çok güzel. Okullar açıyorsun, yurtlar açıyorsun, yurtdışında eğitim faaliyetleri sürdürüyorsun falan. "Küçük küçük parça parça şeyler yapılacağına, bu geniş havuzda faaliyetler yürütülsün." Bu masum bir hedeftir. Doğrudur demiyorum, ama cemaat mantığı içinde bunu anlamak mümkündür.
Ancak, "herkes yok olsun, sadece ben var olayım" düşüncesi... Bu düşünce neden?
*** Cemaat, yok etmek üzere bütün cemaatlere sızdı. Gülen Hareketi, bütün cemaatlere sızma operasyonunu çok önceden başlatmıştır. Bu sızma operasyonları, neticede o cemaatleri ele geçirme ve bitirme operasyonudur. Bitirmek için oraya sızılıyor. Başka gaye ve hedef de yoktur. Soru şu; bunu bir cemaat gayretiyle mi yapıyorsun, yoksa ayrı bir misyonla mı yapıyorsun?
Ama meseleyi, bütün İslami hareketleri sıfırlama noktasına çektiğin zaman iş değişir. O zaman burada olmayan, olmaması gereken, dıştan dayatma bir misyon söz konusu.
1 ) Fetullah Gülen İngiltere, Amerika ve İsrail ile  3'lü ittifakın  kurmak istedi. Hilafetin halifesi olarak düşünüldü. Eğer 17 Aralık başarılı olsaydı, Gülen Türkiye'ye halife olarak gelecekti.
Eskiden beri İngiltere'nin bir hilafet projesi var. Buna Amerika ve İsrail de eklendi. Üçlü ittifak bir hilafet projesi geliştiriyor. Peki bu hilafet projesini gerçekleştirmek istemelerinin sebebi ne?

16.12.2014

TAŞHİYE KUMPASI 2 : KİM BU GİZLİ ZINDIKA KOMİTESİ : Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, eserlerinde yüz küsur yerde bu gizli zındıka komitesinden bahsetmiş, talebelerini ve Müslümanları o gizli komiteye karşı uyanık ve tedbirli olma konusunda uyarmıştır.


SÜFYANİYET REJİMİ, O KOMİTENİN ÜRÜNÜDÜR.
Tavrını açıkça koyan bir mücahit Said Nursî:
“Ayasofya’yı put¬hane ve Meşîhatı kızların lisesi yapan bir ku¬man¬da¬nın keyfî kanun namındaki emirlerine fikren ve ilmen ta¬raftar değiliz.






%100 Siyaset | Tahşiyeciler Hocası Molla Muhammed ve Paralel Kumpas  | 1...



BEDİÜZZAMAN'IN ZINDIKA DEDİĞİ KOMİTENİN OYUNUNU BOZMALIYIZ


Mahkemece varlığı kabul edilen ve mensupları hakkında çeşitli hapis cezalarına çarptırılan şimdilerde ise tahliye sürecine giren “Ergenekon Örgütü”, memleketimizin bilhassa son seksen-doksan senelik maddi- manevi hayatında çok büyük etkisi oldu. Hatta bu komite, devletin en üst mevkilerini işgal ederek ve devletin de nüfuzunu kullanarak millete zulüm etti. Anayasayı, darbeler yaparak ve kendi keyifleri anlayışında değiştirerek, antidemokratik kanunlarla zulümlerini kanun kılıfına soktular.
Esasen Osmanlının yıkılışında rol alan bu örgüt-komite, Osmanlı sonrası ülkemizin düzenlenmesinde ve kendi gaye ve maksatları istikametinde yani dinsizliği yerleştirmek ve yaymak için kendilerine engel gördükleri herşeyi ve herkesi ortadan kaldırmaya karar verdiler.

Bu durumu Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:

“Otuz sene evvel Dar-ül Hikmet a'zası iken, bir gün arkadaşımızdan ve Dar-ül Hikmet a'zasından Seyyid Sa'deddin Paşa dedi ki:

"Kat'i bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki, bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani zındıkayı, dinsizliği) bu millete kabul ettiremiyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız" diye senin i'damına hükmetmişler. Kendini muhafaza et."

Ben de "Tevekkeltü Alallah, ecel birdir, tegayyür etmez" dedim.”(Emirdağ Lahikası-1 sh: 193)

Şimdi Risale-i Nur'un  bazı yerlerinde geçen ve şimdiki gizli çalışan şer odaklarının tarih içerisinde nasıl çalıştıklarını ve nasıl bir tavır takındıklarını gösteren yerleri görmeye çalışalım:    

1. Görünüşte itibar sahibi olan ve hakikatte asıl menfi gayelerini gizleyen bir cereyan, daima hükümeti kandırıp, dindarların ve özellikle Nur talebelerinin kusurlarını araştırıp, cezalandırmaya çalıştığını ifade ediyor. Şu anda medyaya yansıyan haberlere ve savcıların iddialarına göre devletin içerisinde itibar sahibi olup, hükümetleri yanlış yönlendiren bir cereyanın bu gibi faaliyetleri nasıl bir iştahla yaptığı aşikar ortadadır.



"Bu defa, Ayetü’l-Kübra’yı dikkatle ve muarızları nazara alıp okudum. Şüphem kalmadı ki, Risale-i Nur’un çok şiddetli darbelerine karşı muarızlar zaif bahaneler ve sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz kusurları medar-ı mes’uliyet gördükleri halde, bu dehşetli darbeleri nazara almayıp hem beraatimizi, hem Risale-i Nur’un serbestiyetini kabul etmelerinin sebebi: Başta Ayetü’l-Kübra olarak Risale-i Nur’un “Meyve” ve “Hüccetü’l-Baliğa” gibi eczalarındaki harikulade ve sarsılmaz hakikatler, onların dehşetli inatlarını kırmasıdır. Çaresiz mecburiyetle serbestiyetini, beraatimizi resmen kabul etmişler. Fakat yine gizli zındıka komitesi, elinden geldiği kadar nazar-ı millette kendilerini lanetten, nefretten bir derece kurtarmak için, kusurlarımızı arıyorlar ve hükumeti iğfal etmeye çalışıyorlar. Onun için, biz, eskisi gibi ihtiyatımızı elden bırakmamalıyız."(1)

2. Yine bu komiteci ve asıl gayelerini gizli yürüten kişiler, din mensuplarını birbirlerinin aleyhine düşürmeye, Alevi- Sünni, Vehhabi- Sünni ve şu cemaat – bu cemaat gibi suni gündemler vasıtasıyla düşmanlıklarını artırıp, İslam’ı zayıflatmaya çalışmaktadırlar.

"İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhabilik damarıyla en ziyade İslamiyeti ve hakikat-i Kur’aniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikati Alevilikle ittiham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi İslamiyete vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hatta sen de biliyorsun; benim ve Risale-i Nur’un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı hocalardan bulmuşlar."(2)

15.12.2014

ERDOĞAN'I VE TÜRKİYE'Yİ BİTİRME OPERASYONU : Adına 'Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu' denilen ama asıl hedefi, Erdoğan'ı ve Türkiye'nin yürüyüşünü durdurmak olan, iç ve dış şebekelerin ortaklaşa gerçekleştirdikleri bütün çıplaklığıyla günışığına çıkan bu operasyonlar


Cemaat medyasının, 'Erdoğan'sız Türkiye' operasyonuna bütün gücüyle destek verdiği, bu süreçte CHP, MHP hatta Ergenekon çetesinin artıklarıyla aynı kare içinde yer aldıkları ve bundan da hiç bir şekilde rahatsız olmadıkları görülüyor!

Eyvah ki, ne eyvah!

'İSLÂM'A KARŞI İSLÂM' SAVAŞI: MEZHEBÎ VE MEŞREBÎ ÇATIŞMA STRATEJİSİ

Bendeniz, her şeye rağmen Cemaat'le ilgili eleştirilerimi bu süreçte hep saklı tuttum.

Gerekçem şuydu: Küresel sistem, önümüzdeki -yüzyıllık- süreçte, 'İslâm'a karşı İslâm' stratejisini fiilen uygulamaya koymuştu. Ve bu stratejiyi, İslâm dünyasında, makro düzlemde mezhebî olarak, mikro düzlemde de meşrebî olarak Müslümanları birbirine düşürecek şekilde adım adım hayata geçirmeye başlamıştı.

Dahası, Müslüman toplumlar, bu lanetli stratejinin sonuç vermesine imkân tanıyacak her türlü zaafla maluldü zaten.

HER ŞEYİ 'KENDİ ÇIKARLARI' İÇİN KULLANMA ÇİRKİNLİĞİ!

Bütün bunlara rağmen Cemaat medyası, yazdıklarımı çarpıtmaktan, çirkin bir şekilde 'kullanmaktan' çekinmedi.

Mesela pek çok internet sitesi, Türkiye'nin kendi kendini sömürgeleştirme, İslâm'ın bu ülkenin hayatından uzaklaştırılma süreciyle ilgili olarak kurduğum, 'haçlıların bin yıldır yapamadıklarını biz kendi ellerimizle yaptık' şeklindeki cümlemi, 'Tayyip Erdoğan, haçlıların bin yıldır yapamadıklarını yaptı' diyecek kadar ahlâk sınırlarını hiçe sayarak çarpıtmakta, internet ortamında, sosyal medyada dolaşıma sokmakta hiç bir sakınca görmedi!

Bu kadarını beklemiyordum. Meşrû bir şeye, gayr-ı meşrû yollarla gidilemez. Cemaat medyasının, her şeyi kendi çıkarları için bu kadar ilkesizce ve çirkin bir şekilde kullanması ürküttü beni.

CEMAAT, KENDİ AYAĞINA KURŞUN SIKIYOR!

Cemaatin yöneticileriyle yaptığımız görüşmede söyledikleri şeylere rağmen, Cemaat medyasının, 'Erdoğan'sız Türkiye' operasyonuna destek verme konusunda da aynı ilkesizlikle hareket ettiğini görmek beni kahrediyor açıkçası: Cemaat medyasında yayınlanan haberler, yazılan köşe yazıları, CHP, MHP ve benzeri aktörlerle birlikte 'Erdoğan'sız Türkiye' hayaline su taşıyor.

Ayrıca Fethullah Gülen'in, cemaatin operasyonla ilgisinin olmadığına (!) dair avukatı aracılığıyla yaptığı açıklama, tüyler ürpertici bir açıklamadır.

Zaman gazetesi, bu açıklamayı, Fethullah Gülen fotoğrafı eşliğinde aynen şöyle vermiş: 'Mesnetsiz iddialarla kamuoyunun dikkati soruşturmadan uzaklaştırılıyor.'

Bu nasıl bir açıklamadır, Allah aşkına!

Tek kelimeyle: Ürkütücüdür! Çünkü bu, her şeyden önce, Cemaat'in kendi ayağına kurşun sıkmasından başka bir anlam ifade etmez!

ERDOĞAN'I 'MEZARA GÖMÜNCEYE' KADAR!..


Öyle anlaşılıyor ki, iç ve dış şebekeler, hükümeti devirinceye ve Türkiye'nin bölgedeki yürüyüşünü durduruncaya, kısacası, 'Erdoğan'ı mezara gömünceye' kadar bu savaşı sürdürecekler.

Bu ürpertici gerçek bütün çıplaklığıyla ortadayken, Cemaat, Cemaat'in önünü sonuna kadar açan Tayyip Erdoğan'ı 'mezara gömecek' ve Türkiye'nin yürüyüşünü durduracak 'Erdoğan'sız Türkiye' hayaline su taşımakla, sadece kendi ayağına kurşun sıkmakla kalmadığını, aynı zamanda, İslâm dünyasının toparlanma hayallerini suya düşürdüğünü göremiyorsa, vay hâline Müslümanların!

OPERASYON BAŞARILI OLURSA, TÜRKİYE, PARÇALANIR VE LEŞ KARGALARINA YEM OLUR!

Şunu iyi bilelim: Bu operasyon, Erdoğan'ı ve Türkiye'nin yürüyüşünü durdurma operasyonudur.

Türkiye, iki yüzyıl boyunca, içeriden ve dışarıdan kuşatılan tek önemli ülkedir dünyada.

Tayyip Erdoğan, son üç yıldan bu yana geliştirdiği ekonomik kalkınma hamlesiyle, bölgesel ve küresel aktörlerle kurduğu stratejik, ekonomik ve teknolojik hayatî ilişkilerle, hem dış vesayete, hem de içerideki uzantılarına büyük darbe vurmayı başardı.

Türkiye'nin, ilk defa, tarihî yükümlülüğünü farkettiği ve küresel sistemin bölgemizi köleleştiren, kaynaklarını sonuna kadar sömüren oyunlarını püskürtmeye başladığı bir zaman diliminde, 'Tayyip Erdoğan'sız Türkiye' operasyonu eğer başarıya ulaşırsa, Türkiye parçalanmaktan ve leş kargalarına yem olmaktan kurtulamaz.

Tam da bölgemizin ve dünyanın haritalarının yeniden çizildiği, Türkiye'nin, yeni bir dünyanın kurulmasında kilit roller oynama sürecine doğru emin adımlarla yürüdüğü tarihî bir dönemeçte, Türkiye'nin önünü açacak tek sembolleşmiş dünya lideri olan Erdoğan'ın 'mezara gömülmesi', sadece Türkiye'nin değil, bölgenin masum ve mazlum halklarının geleceğinin de, dolayısıyla İslâm dünyasının zilletten kurtulma, bağımsızlaşma ve ayağa kalkma imkânlarının da suya düşmesi anlamına gelecektir.

Son söz: Hükümetin hem yolsuzlukların, hem de bu operasyonu tezgâhlayanların üzerine sonuna kadar gitmesi, Türkiye'nin bu belayı defedebilmesinin tek çıkar yoludur.


YEİ ŞAFAK / Yusuf Kaplan



6.12.2014

2015 SEÇİMLERİNDE YİNE HER YERDE BİR SİYASETİ DİZAYN KOKUSU KUMPASı VAR : CHP, MHP, DSP, LDP, DP, BTP, BBP, Dev Parti, TSİP, DYP, Kadın Partisi,Türk Parti , Büyük Anadolu Kalkınma Hak ve Adalet Partisi. Nasıl oldu da, birbiri ile yan yana gelemeyecek, yüzlerini görmekten rahatsız olacak 14 siyasal parti İnsanoğlu'nun arkasında toplanmıştı ?

Türk siyasetinde görülmemiş hedef

Yeni Türkiye'nin siyasi ve iktisadi istikrarında hayati bir eşik olan 7 Haziran 2015 seçimlerine 183 gün (6 ay) kala, derin odakların kumpasları hızlandı.

Hedeflerinde 2015 seçimlerinde Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun en az 330 milletvekili çıkaramaması, Yeni Anayasa hazırlayamaması ve sonuçta Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı'nda kuşatılması üzerine kurgulanan derin planlarla yine karşımızdalar. 

Her yerde bir siyaseti dizayn kokusu var. Her taşın altında göze batan kumpasları Başbakan Ahmet Davutoğlu Ak Parti'nin Kırklareli kongresinde açıkladı: "Perde gerisinde bir takım koalisyon çabaları var. 2015 seçimlerine doğru istikrarı tehlikeye sokacak şekilde siyaseti yeniden dizayn oyunlarına giriş hazırlıkları var. CHPHDP arasında altan alta görüşmeler var. 

Uluslararası stratejik akılların, siyasi ve iktisadi mahfillerde kurguladıkları 2015 Haziran seçimlerine yönelik kumpaslarla muhalefet cephesi hareketlendi, birileri yine ortalıkta gezmeye başladı. Sandıktan çıkamıyorlar, çeşitli kumpaslarla iktidarı devirmek için uğraşıyorlar.

Derin odaklar neden has 

Amerika Başkan Yardımcısı Joe Biden, Papa, Rusya lideri Putin Türkiye'ye geldi. Görünmez güç İngiltere Başbakan'ı Cameron 9 Aralık'ta Ankara'da olacak. 
Her biriyle görüşülen konuların her birinin dünya meselesi olduğu şüphesiz! Gelişmeler Yeni Türkiye liderliğinin küresel oyuncu olduğuna işaret ediyor.

 BU KADAR ÖNEMLİ DEVLET ADAMI GERÇEĞİ GÖRDÜĞÜ İÇİN ANKARA'DA DOLAŞIYOR.

 Newyork-Londra-
Berlin-Telaviv 
hattındaki Banka, Petrol, Silah Baronları ve Yahudi lobileri hasta oluyor.

Siyasi partiler cephesinde bir heyecan, bir trafik var ki sormayın. Ekmeleddin İhsanoğlu olayında biraz tecrübe kazanmışlardı. İnsanoğlu'nu, CHP, MHP, DSP, LDP, DP, BTP, BBP, Dev Parti, TSİP, DYP, Kadın Partisi, Hak ve Adalet Partisi, Türk Parti ve Büyük Anadolu Kalkınma Hareketi olmak üzere 14 siyasi hareket destekledi. Nasıl oldu da, birbiri ile yan yana gelemeyecek, yüzlerini görmekten rahatsız olacak 14 siyasal parti İnsanoğlu'nun arkasında toplandı?

Ekmel Bey'in arkasına konan lojistikte ikinci hedef 2015 seçimleriydi. 14 farklı fikir ve muhalif seçmen arasında geçiş için sıcak bir iklim yaratmayı denediler. "MHP ve CHP'nin bir aday üzerinde birleşmiş olması bir uzlaşma kültürünün başlangıcıdır. İşbirliği devam etmeli" görüşünü paylaşmışlardı.

1 Kasım'da İstanbul Barosu'nun Kanlıca'daki "Barobahçe" tesislerinde kamuoyu araştırmacısı Hakan Bayrakçı bazı formüller açıklamıştı: "AKP, CHP MHP ve HDP'nin dışında 5. bir parti yüzde 10 barajını nasıl aşar? Şu andaki tabloda CHP ve MHP'nin toplam oyu, en iyi ihtimalle yüzde 41-42 civarında.

Bu nedenle, farklı bir partileşme tablosu çıksa, bu yeni oluşum CHP ve MHP'den milletvekili çalar. Ama AK Parti'ye daha büyük zarar verir. Bu sistemle muhalefetin toplam sayısı 276'yı bile bulabilir"

Şimdi CHP- HDP, MHP -BBP, Emine Ülker Tarhan-İşçi Partisi arasında işbirliği-ittifak çalışmaları yürüyor.Fethullah Gülen'in kurdurduğu İdris Bal ve İdris Naim Şahin'in partilerini, Abdurahman Karslı'nın Merkez Partisi'ni, Saadet Partisi'ni yeni ittifaklara sokma planları yapılıyor. Anayasa mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, tesadüfen siyasete bomba atmadı. Seçim barajı kavgasını körükledi. Buradan 2015 seçimlerine olası şaibe tartışmaları sürdürülecek. AYM'den çıkacak karar sonrası, Yüksek Seçim Kurul'unun alacağı tavır manidar olabilir. 

SONUÇ: Bağımsız hareket eden, 100 yıl sonra Anadolu'nun sesini yakın coğrafyaya güçlü dalgalarla duyuran, YENİ TÜRKİYE isimli bir ülke var küresel odakların karşısında.

21'İNCİ YÜZYILI KENDİ ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA ŞEKİLLENDİREN YENİ EMPERYAL KÜRESEL DERİN ODAKLAR RAHATSIZ OLSALAR DA 2023-BÜYÜK TÜRKİYE YÜRÜYÜŞÜNÜ KESMEYE GÜÇLERİ YETMEYECEK.

TAKVİM / Bülent Erandaç

*******************

Abdülkadir Selvi Haşim Kılıç'ı fena yakaladı
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, seçim barajıyla ilgili yaptığı açıklamalar gündeme oturdu.


Yeni Şafak gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi, aynı konu hakkında Haşim Kılıç'ın geçmişte seçim barajıyla ilgili verdiği kararı köşesine taşıdı. 

Süleyman Demirel’in yüzde 10’luk seçim barajıyla ilgili başvurusunda Haşim Kılıç, yazdıkları karşı oy yazısında istikrarı ve barajı savunmuş.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, yüzde 10 olan seçim barajına ilişkin olarak yapılan hak ihlali başvuru için AYM’nin kararını 2-3 hafta içinde vereceği ve hak ihlali yönünde karar çıkarsa hemen uygulanmasına ilişkin sözleri karıştırdı.

Vesayet tartışmalarını alevlendiren Kılıç'ın sözlerini Selvi bugünkü yazısında değerlendirdi. AK Parti'ye çelme atma adına çıkış yaptığını savunan yazar, Kılıç'ı siyasi mühendislik yapmakla suçladı. Neden iptal kararı verilemeyeceğini yazan Selvi, yazısını böyyle tamamlıyor:

"Çünkü Anayasa Mahkemesi Başkanı da çok iyi biliyor ki, bireysel başvuru hakkını düzenleyen Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu'nun 45.Maddesi’ndeki hüküm olduğu sürece, seçim barajı konusunda bireysel başvuru kapsamında inceleme yapamaz.

Buna rağmen bir iptal kararı verse, Anayasa’nın 67.Maddesi’ndeki ”Seçimlere 1 yıl kala yapılan değişiklikler uygulanamaz” hükmü olduğu müddetçe, Anayasa değişmeden bu karar uygulanamaz.

AK Parti’ye çelme atma adına yaptığı bu çıkışla Haşim Kılıç, Anayasaya hakimiyetini tartışma konusu yaptırdı.

AİHM REDDETMİŞTİ

Yine çok iyi biliyorlar ki, bu konu AHİM’e gitti. Ve AHİM bunu reddetti. 3 Kasım 2002 seçimlerinde Şırnak’tan milletvekili adayı Mehmet Yumak ve Resul Sadak’ın, başvurusu üzerine 8 Temmuz 2008 tarihinde verdiği kararda dörde karşı on üç oyla, ” ihlal edilmemiştir” kararı vermiştir.

AHİM bu kararında Anayasa Mahkemesi’nin seçim barajını onaylayan kararlarına da gerekçede yer vermiştir.

Şimdi gelelim Anayasa Mahkemesi kararlarına.

Anayasa Mahkemesi’nin 1961 Anayasası'yla ilgili iki kararı var.

Biri Adalet Partisi Cumhuriyet Senatosu Grubu'nun başvurusu üzerine alınan 13.1.1966 tarihli karar. İkincisi ise Türkiye İşçi Partisi’nin müracaatı üzerine alınan 6 Mayıs 1968 tarihli karar.

1982 Anayasası'na göre alınan karar sayısı ise üç.

1.3.1984 tarihli karar Halkçı Parti Genel Başkanı Necdet Calp’in, 18.11.1995 tarihli karar Mümtaz Soysal ve Bülent Ecevit’in, 1.12.1995 tarihli karar ise Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başvurusu üzerine alınmış.

Ecevit ile Soysal başvurusunda, Türkiye milletvekilliği olarak bilinen ve 100 milletvekili olarak öngörülen düzenlemenin ve bölge barajının iptalini talep ediyorlar. Mahkeme başvuruyu yerinde bulup, iptal kararı veriyor. Haşim Kılıç ise iptal kararına karşı çıkıyor.

İSTİKRARI SAVUNMUŞTU

Karşı oy yazısında istikrarı savunuyor.

“Bu nedenle yasa koyucunun istikrar unsuru yönünde takdir ettiği seçim bölgesi barajlarının Anayasa’ya aykırı olmadığı düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmadım” diye yazıyor.

Süleyman Demirel’in yüzde 10’luk seçim barajıyla ilgili başvurusu üzerine Sacit Adalı ve Haşim Kılıç yazdıkları karşı oy yazısında da istikrarı ve barajları savunuyorlar.

O gün bırakın yüzde 10 ülke barajını, bölge barajının dahi iptaline karşı çıkan Haşim kılıç bugün ise yüzde 10 barajına karşı çıkan özgürlük savaşçısı Haşim Kılıç...

Yüzde 10 barajına başından beri karşı çıkan biri olarak sormak hakkım olsa gerek. Hangi Haşim Kılıç gerçek Haşim Kılıç..."

**************

Fethullah Gülen-CHP-MHP-Büyük Sermaye-Baronlardan oluşan, 'Yeni Türkiye'yi hançerleme koalisyonu 30 Mart öncesinde uygulamaya soktukları derin planlarını revize etmek zorunda kaldılar.

Baronların parti operasyonu

Hatırlayalım. Tayyip Erdoğan'ı tasfiye planı, 2013-2015 olmak iki yıla göre hazırlanmıştı ve başlıkları şöyleydi: 

4.12.2014

EY HARCAN TOPLUMUUN MUTLU KÖLELERİ HARCA HARCA… :Güzel ülkemin insanları Üretmiyoruz… Sınırsızca kuralsızca-hatta akılsızca- harcayın, tüketin” buyruğunu insanlığa dayatıp, kendisi içinde “kuralsızca, ahlaksızca, acımasızca üret, sat .üretmeden satın al esasına sarılan ekonomik düzendeki toplumlar .




Bazılarına göre İslam, insanlığa mal biriktirmemeyi ve israftan sakınmayı (bana göre emreder) verir. Aynı zamanda adalet kavramını sadece mahkeme koridorlarında aramaz ve tesis etmeye kalkmaz, adalet kavramını hayatın her alanında tesis etmeyi esas alır. Durum bu minval üzere olunca da insan ile madde ilişkisi de adalet muvacehesindedir.

Çerçevesi net olarak çizilmiş bu alanda insan nefsani yönelimlerine ve bu yönelişin getireceği zulme asla müsaade edilmez. İslam; insan olmanın getirdiği doyumsuzluğun, insanlık için bir sömürü ve zulm düzenine dönüşmesine neden olacak sorumsuz ve sonsuz harcama ile tüketime set çekmiştir. İslam’da harcamanın ölçütü ihtiyaç hali kabul edilirken, bunun ötesindeki mal edinmeyi (kenz) ve yersiz tüketimi (israf) ahiret yurdunda cezalandırılmayı gerektirecek bir suç olarak tanımlanmıştır.
Temel sorun; Müslüman olarak insan-eşya ilişkisini bilen bir toplumun bilginin en kolay ve ucuz olduğu bu çağda zihninin ve yaşamının esir alınmışlığıdır.

Burada uzun bir “kapitalizm” analizine gerek bırakmayacak bir şekilde özetleme yapmak istersek sanırım en uygun ifade “sınırsızca kuralsızca-hatta akılsızca- HARCAYIN, TÜKETİN” buyruğunu insanlığa dayatıp, kendisi içinde “kuralsızca, ahlaksızca, acımasızca ÜRET, SAT” esasına sarılan ekonomik düzen diyebiliriz.

Yukarıdaki İslami prensiplerle buradaki kapitalizmin esaslarının ne kadar taban tabana zıt olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. Böylesine net karşıtlık içerisinde İslamla Kapitalizmin modern dönemlerde (özellikle de zamanımızda ) cem edilmesi, daha doğrusu Müslüman toplumların bu derin paradoksa rağmen kapitalist ekonomik sistemlere entegre (esir) edilmesi kabul edilemez bir durumdur.

Eski küresel kurguda dünya coğrafyasında değişik ülkelerde oligarşiler eliyle sistemleri kontrol altında tutan güçler özellikle son on yıldan bu yana dar oligarkların yaptığı harcamaları-tüketimi yetersiz görerek göreceli demokrasi ve refahı tabana yaymak siyasetini uygulamaktadırlar. Daha büyük tüketim ve kazanç için… Bu dönüşüm, her ne kadar demokrasi, kitlelerin yönetime katılması ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi görünse de aslında küresel güçlerin oligarkların ötesinde halklara nüfuz etmesine yönelik kompleks bir projenin uygulanmasıdır.


Bu projede daha geniş , daha sorunsuz , daha yakın,daha doyumsuz bir pazarla beraber küresel kurgu sahiplerinin teknoloji ve mallarıyla birlikte kültür ve anlayışına şekil verdikleri geniş kitleler kurulacak sistemin merkezini oluşturmakta. Oligarklar üzerinden kendi iktidarını kolayca devam ettiren küresel kurgu şimdi daha zor olanı tercih ederek -iyi ambalajlanmış- daha kalıcı ve köklü bir projeyi yürütmekte.

Önceki dönemde Oligarklar eliyle küresel kurguya köleleştirilen halklar yeni dönemde (demokrasi-özgürlük söylemleriyle v.s.) kendi rızalarıyla bu kurguya kullaştırılmaktalar. Kölelikteki zorlamalar ortadan kalkmış yerine rızanın esas olduğu kulluk sistemi getirilmektedir.

Yeni dünya, herkesin alabildiğine tükettiği ama herkesin üretemediği (üretim alanlarında parselasyonların yapıldığı) bir dünya olacak. Yeni dünya, sömürünün zora dayalı olmaktan çıktığı gönüllü bir şekle dönüştüğü bir dünya olacak. Yeni dünya, tüketerek ve teslim olarak mutluluğa erenlerin çoğaldığı sağır kitlelerin dünyası olurken, her inanış ve düşünüşün iri gövdelerine rağmen güçsüz kaldığı bir dünya olacak. Bütün inanış ve erdemlerin sureti hak görünen hayaletler tarafından devşirilip küresel sisteme eklemlendiği bir dünya olacak.

En erdemli en onurlu duruş ve haykırışlar sağır duvarlarda kaybolup gidecek, eskiden zorbalığın boğduğu adalet ve özgürlük mücadelesi, kitlelerin sağırlığında daha hayat bulamadan kaybolacak

“HARCAAA…” buyruğunu komut edinip tüketeceğiz üretim tekellerinin süslü oyuncaklarını… onlara hizmet ederek kazanmaya çalışacağız ve sonra verdikleri üç kuruşu da gidip yeniden avuçlarına koyacağız… üretmeyeceğiz- üretemeyeceğiz ancak onların zahmet buyurmadıkları yeterince para kazanamadıkları alanlarda varolacağız.

Bizleri, isyancı bir köle olmaktan çıkarıp mutlu kulluğa terfi ettirecekler…

Ülkem… Güzel ülkemin insanları

Üretmiyoruz…


Sofradaki kuru fasulye Çin’den, içine koyduğumuz et Avrupa’dan, yağ hammaddesi Ukrayna-Rusya’dan, pişirmek için kullandığımız gaz Rusya’dan, ateşi yakmak için kullandığımız çakmak Çin’den, tencere, çatal-kaşık paslanmaz çeliği Avrupa’dan

Yukarıda da göreceğimiz gibi tarımsal üretimimiz yeterli değil, hayvancılığımız iflas etmiş, enerjide dışa bağımlıyız ileri teknoloji dersen hak getire…

Kısaca üretmiyoruz, tüketiyoruz…

Verilen “HARCAAA…” buyruğuna uyup harcıyoruz… daha doğrusu harcanıyoruz…


Üretmeyen, kritik kaynaklarını kullanamayan, kritik alanlarda altyapısı olmayan bir ekonomi nasıl olur da gerçek adaleti, özgürlüğü, istikrarı ve bağımsızlığı getirebilir veya koruyabilir. Eğer bunlar yoksa yaşananlar ancak ve ancak illüzyon olabilir.

50 yıldır model olarak bu topraklara dayatılan kutsal idealimız AB aslında kendi içinde sömürü düzenini kurmuş bir yapıdır.

Seyahatlerde çok açık bir şekilde AB’nin içinde bir sömürü düzeni olduğu , AB’nin kendi içerisinde bütün Doğu Avrupa’nın stratejik-karlı kurum ve kaynaklarını ele geçirdiğini, bu ülkelerin Batı Avrupa’nın ürünlerini tüketen, üretimden ve ülke yönetimine hakim olmaktan uzak yığınlara dönüştürdüğünü görmek şaşırtıcı bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. Türkiye böyle bir organizasyonun içerisinde ancak kalan kaynakları sömürülen kalabalık bir pazar olarak yer alabilir. Başka türlüsü düşünülemez…

Netice olarak, “HARCAA… TÜKETT…” buyruğu sadece maddi varlığımızı ele geçiren süreci tetiklemiyor. 

Beraberinde getirdiği yaşam anlayışını bizim anlayış ve değerlerimizin yerine inşaa ediyor. Bu buyruğa esir oldukça kendimiz olmaktan uzaklaşıyoruz, bir nevi harcayalım derken harcanıyoruz…


Dünyadaki pek çok tüketim malzemesini ve diğer malları sistematik gizli örgüt ağına sahip bir elitler grubu kontrol etmektedir.

Bu elitler grubu tüm dünyaya yayılmışlar ve pek çok kilit noktayı bilinçli ve planlı bir biçimde işgal etmişlerdir.

Artık dünyayı yöneten bir Büyük Ağabey vardır ve bu Büyük Ağabey bahsedilen elitlerin oluşturduğu gizli bir ağdır;


Bu ağın tarihsel mistik bir geçmişi de vardır! Büyük Ağabey örgütünün üye şayisi 8-10 bini asmaz, ama savaşların çıkmasından dünyadaki para hareketlerine, uyuşturucu trafiği ve kara paradan ülkelerin çökertilmesine, hükümetlerin değiştirilip, ülkelerin parçalanmasına kadar (Rusya ve Yugoslavya örneği) bu elitler grubu ve Büyük Ağabey etkilidir.

Yeni Dünya Düzeni, arkasında masonik gizli örgütlenmelerin olduğu bir uluslararası ağın ve Council on Foreign Relations (Diş ilişkiler konseyi), Trilateral Komisyon ve Bilderberg isimli örgütlerin planlayıp, dünyaya dayattığı kayıtsız şartsız emperyalist bir sömürü sistemidir.

Yeni Dünya Düzeni ve bu örgütler neden tehlikelidirler?

Yeni Dünya Düzeninin amaçlari ve tehlikeleri hakkinda tonlarca kitap yazilmis, globalizasyonun insanliga sunacagi acimasiz gerçekler hakkinda yüzlerce konferans verilmistir. Fakat bahsedilen gizli örgütlerin ve CFR, Bilderberg ve Trilateral Komisyonun tehlikeleri hakkinda yazilan kitaplar bir avuçtur. Çünkü bu örgütler hakkinda bilgiye ulasmak çok zordur. Bu örgütlere üye olan kisiler istihbarat örgütlerinin, silahli kuvvetlerin, NATOnun veya Savunma Bakanliklarinin, bankalarin, dev tröstlerin en tepesindeki insanlardir. Nazilerden pek de farklı olmayan bu insanlarin gerçek yüzlerini daha iyi anlayabilmek, ancak onlarin dünya insanligi üzerinde oynadiklari rolü sergileyerek mümkün olabilir.

Bu örgütler tehlikelidirler?


Savaslari onlar çikarirlar. Ne kadar sürecegine onlar karar verirler, kimlerin katilacagina ve hangi sinirlarin çizilecegine onlar karar verirler (Su anda içine girmekte oldugumuz savasta olduğu gibi). Birinci Dünya Savasinin çikmasinda J. P. Morgan ve Rockefellerin büyük etkileri olduğu ve savas sonunda da inanilmaz kârlar elde ettikleri bilinmektedir (Marrs 2000). Ayrıca 2. Dünya Savasinin basinda (Hitlerin yükselisinde de) Rockefeller grubunun Hitlere yaptığı yardimlar bilinmektedir. Rockefellerlar, bu Büyük Agabeyin, CFR veya Skulls and Bones Societynin merkezindedirler.

Parayi kayitsiz sartsiz onlar kontrol ederler. ABDdeki Merkez Bankasindan tutun, diğer uluslardaki merkez bankalarina kadar tüm temel bankalarin kilit noktalarini onlar kontrol ederler. Iskonto oranlarini, para teminini, altin stoklarini ve altin fiyatlarini, borsa fiyatlarini onlar ellerinde tutarlar ve kontrol ederler. Dünyada akmakta olan tüm kara para bu örgütlerin kontrolündedir.

Hükümetleri onlar kontrol ederler.
Pek çok ülkede kimin basbakan, kimin vali veya kimin yönetici konumuna gelecegini onlar kontrol
ederler. Gerekirse hükümetleri yikarlar, yerine yenisini kurarlar, islerine gelmezse onu da yikarlar ve bunu kimsenin ruhu duymadan
yaparlar. Medya bu gerçeklerden bahsedemez.

Medya ve bilgiyi onlar kontrol ederler. Temel pek çok medya kuruluslarini onlar kontrol ederler. Beyin yikama yöntemleri ve medyayi yönlendirme yöntemleri korkunçtur. Onlarin izni olmadan büyük medyaya yayin yapmaniz mümkün değildir.

Ücretleri, vergileri maaslari onlar kontrol ederler. Emeginize net olarak hakimdirler. Tüm ücretleri, endüstrilerdeki maaslari, isçi maaslarini onlar kontrol ederler.

Mafyayi onlar kontrol ederler. Detaya girmeye gerek yok, çünkü zaten kendileri mafyadir. diğer mafya örgütlenmelerini onlar kontrol ederler.

Bilimi ve teknolojiyi onlar kontrol ederler. Bilimi ve teknolojiyi çok kilit noktalardaki ögretim görevlileri veya çok kilit noktalardaki sirket görevlileri sayesinde onlar kontrol ederler.

Istihbarat örgütlerini ve ordulari onlar kontrol ederler. ABDdeki hemen her istihbarat örgütünün üst düzey görevlisi veya ileri geleni ya bahsedilen gizli örgütlerin üyesidir, ya da CFR, Trilateral Komisyon veya Bilderberg üyesidir. Avrupa ve Japonyadaki istihbarat
örgütlerinde de bu kisiler çok etkilidir. Türkiye'de ise son 50 yildir yönetici konumuna gelmis pek çok kisi ya Trilateral Komisyon veya  Bilderberg üyesidir.

Su unutulmamalidir: Bu örgütlerin güçleri, nitelikleri ve üyeleri ortaya çikarildiktan sonra kesinlikle alt edilebilirler.

Bu örgütleri böylesine siralamak onlarin yenilmez olduklari vurgulamak amaciyla degil, aksine onlarin iç yapilarini ortaya koymak ve alt edilebileceklerini vurgulamak amaciyla yapilmaktadir.


Medyayı kontrol eden beyinleri kontrol eder.

Beyinleri kontrol eden ise,

Toplumları kontrol eder !

24.11.2014

Paralel örgütün 17 Aralık’tan bu yana ki tehditleri ortada. Hala Erdoğan’ın yüce divanda yargılanacağı umutla yaşıyorlar. Ve Erdoğan’ın yüce divanda yargılanacağı tarihe sayılı günler kaldığı iddiasında bulunuyorlar. Dahası AK Parti’nin kapatılacağını iddia ediyorlar.



Hala tehdit ha!

VAY, canına arkadaş! Vay ki ne vay! Bir yandan “savcıların akıbeti’ , “hakimlerin kötü sonu” yazıları yazacaksın. Sonra akıbetlerinin kötü olacağını söylediğin hakim ve savcılara ‘sevgili bilmem ne’ diye kitabını imzalayıp göndereceksin.

Yüzsüzlüğün bu kadarına pes. Vallahi pes, billahi pes!

Ekrem Dumanlı bir kitap yazmış. Daha doğrusu ‘Alimler ve Zalimler’ başlıklı yazı dizisini kitap yapmış. Alimler ve Zalimler yazı dizisini hatırlıyorsunuzdur, Pensilvanya’da üç beş metrekarede yaşadığını, dahası bir ceketinden başka bir şeyi olmadığı yalanını yutturmaya çalışan, çaldırdığı sınav sorularını ve kulağını dayadığı telefonları millete keramet olarak yedirmeye çalışan liderini İmam-ı Azamlar’la İmam-ı Gazalilerle mukayese etmeye çalıştığı garabet yazı dizisini neşretmiş!

Neşrettiği bu kitabını da ‘hukuk katliamı” yaptığına inandığı, “intikamcı mahkemelerin” hakimlerine ve ‘cemaate yönelik suç ihdas ederek” soruşturma yapan savcılara “Sevgili ...kardeşim” diyerek imzalayıp göndermiş!

Size bir şey söyleyeyim mi? Ben işin içinden çıkamadım? Bu kitabı göndermenin anlamını çözemedim. Sakın “Ne var canım, gayet insani” vesaire demeyin! Demeyin!

* * *

Garip şeyler oluyor!

Hem Ankara’da hem de İstanbul’da.

Önce İstanbul’dan başlayalım.

Biliyorsunuz 17 Aralık “yolsuzluk” ve rüşvet” görünümlü darbe girişimi dosyasını savcı Ekrem Aydıner inceledi ve takipsizlik kararı verdi.

Eski Fatih ilçe Emniyet Müdür Yardımcısı Orhan İnce de Sulh Ceza Hakimliği’ne 64 sayfalık bir dilekçeyle takipsizlik kararına itirazda bulundu. (Hay maşallah diyesi geliyor insanın. Bu ne hız kardeşim. Cebininizde mi taşıyorsunuz olası durumlar için.)

20.11.2014

RECEP TAYİP ERDOĞAN NEDEN HEP ÖZGÜVEN DİYOR : Yıllarca Gerici, örümcek kafalı, bidon kafalı, öcü, kan emici yarasa, "Vampir, Göbeğini kaşıyan adam, mangalcı"diye aşağılayarak bu ülkenin ana damarını oluşturan bir sosyolojiye sürekli küfrettiler, aşağıladılar.

17.11.2014

Siyonist İmparatorluk Rothschild Hanedanlığı, Mehmet Emin Karamehmet’i Koruyamadı : Ve Yahudi’yi bir başka Yahudi’ye kırdırmak!


Milli Görüş lideri Erbakan bir sohbet toplantısında Türkiye’nin geleceğine yönelik her biri 10 yıllık planlanmış 4 ayrı dönemden bahsederken şunları söylemişti:
1- Milletin değerlerine düşmanlık edilmeyen dönem.
2- Milletin değerleri ile barışık olunduğu dönem.
3-Milletin değerlerinin iktidar olduğu dönem.
4- Milletin inancının gereğinin yapıldığı dönem.

Erbakan tarafından planlanan bu 10 yıllık 4 ayrı dönemde ülke siyasetinde, sermayesinde, medyasında, bürokrasisinde, rejimin temel dinamikleri ile toplumsal ve sosyal yaşamda çok büyük değişim ve dönüşümler yaşandı.

Milletimizin yeniden inancına, tarihine, kimliğine, özüne dönüş anlamı taşıyan Milli Görüş eksenli bu 4 farklı değişim süreçlerinde en büyük rehabilitasyon çalışmaları ülke medyasına uygulandı.
Her bir 10 yıllık dönemin medyası ile bir sonraki 10 yıllık sürecin medyası arasında çok büyük farklılıklar meydana geldi!

Ülkemizde medya patronu olan birçok işadamı bu süreçlerde zaman içerisinde elindeki medya gücünü ya başka isimlere devretti ya da bu sektörden tamamen çekilmek zorunda bırakıldı!

Medya sektöründe meydana gelen bu olağanüstü restorasyon çalışmalarının arkasındaki gerçek irade olan Erbakan’ın bu faaliyetlerinde uyguladığı tek bir prensibi vardı!

O da “ Yahudi’yi bir başka Yahudi’ye kırdırmak!”

Erbakan tarafından milletin değerlerine düşmanlık yapılmayan dönem olarak ilan edilen 1980 ile 1990 arasındaki bu ilk 10 yıllık süreçte ülkenin tüm yazılı ve görsel medyası tamamen İsrail işbirlikçisi Sabetayist/ Masonik kesimlerin hâkimiyetinde idi.
1980’li yıllarda ülke medyası “ beşi bir yerde” olarak anılan Milliyet, Hürriyet, Cumhuriyet, Tercüman ve Günaydın gazeteleri ile TRT’den ibaretti.

Türkiye’nin en çok satan bu 5 gazetesinin patronu ise “ medya baronu” olarak anılan Yahudi Simavi ailesi idi.
50 yıl ülkemizdeki bütün gazetelerin sahibi olarak medya dünyasının karteli Simavilere ilk büyük darbeyi bir başka Yahudi Kıbrıslı işadamı Asil Nadir indirdi.

Asil Nadir, İrili/ufaklı birçok gazeteyi satın alarak veya baştan çıkararak medya sektöründe Simavi ailesi ile çok şiddetli bir iktidar mücadelesine girişti.
Asil Nadir’in bu kavgada en büyük destekçisi milli derin devlet ile Başbakanı Özal’dı!

Asil Nadir, ülke medyasındaki Simavi kartelini belki yıkamadı ama en azından attığı yumruklarla sarsmayı başardı!
Simaviler ile Asil Nadir arasındaki bu kavga o kadar şiddetlendi ki, işin boyutu Başbakan Özal’a ANAP kongresinde suikast düzenlemeye kadar vardı!

Simaviler, Özal suikastını planlayıcıları olarak milli devlet tarafından öldürülmek korkusu ile daha fazla Türkiye’de yaşamalarının çok zor olduğunu anlayınca kontrol ettikleri tüm gazeteleri Koç’un uşaklığını yapan Aydın Doğan’a satarak Dünya Yahudileri için bir sanal Cennet haline getirilen Avusturya’ya yerleştiler.

Asil Nadir ise Simavilere karşı milli güç odağı ile yaptığı işbirliğinin bedelini çok ağır şekilde ödedi!

İngiltere’nin en zengin şirketlerinden olan Polly Peck, İngiltere merkezli dünyanın en güçlü Siyonist Hanedanlığı olan Rothschild’lerin gerçekleştirdiği bir devlet operasyonu ile yolsuzluk yapmakla suçlanarak batırıldı.

CUMHURBAŞKANIMIZI TEHDİT ETMEYE ÇALIŞIYORLAR : Paralel medyanın, televizyonları, o paralel medyanın gazeteleri Çavuşesku'yu ve eşini örnek göstererek sevgili cumhurbaşkanımızı tehdit etmeye çalışıyor

Cumhurbaşkanımızı tehdit etmeye çalışıyorlar
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu, "Paralel medyanın, televizyonları, o paralel medyanın gazeteleri Çavuşesku'yu ve eşini örnek göstererek sevgili cumhurbaşkanımızı tehdit etmeye çalışıyor.

Süleyman Soylu, "Paralel medyanın, televizyonları, o paralel medyanın gazeteleri Çavuşesku'yu ve eşini örnek göstererek sevgili cumhurbaşkanımızı tehdit etmeye çalışıyor. 'Onlar kurşuna dizildi, siz de kurşuna dizileceksiniz' diye tehdit etmeye çalışıyorlar" dedi.

Soylu, partisinin Ergene İlçe Başkanlığı 1. Olağan Kongresi'nde, AK Parti'nin, 2002 yılından itibaren bu ülkede hayal edilemeyenleri gerçekleştiren bir teşkilat olduğunu söyledi.

"İstiklal-i tamme" yani tam bağımsızlığın ve "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir" anlayışının, cumhuriyetin temel ilkeleri olduğunu belirten Soylu, "91 yıldır, Cumhuriyet kurulduğu günden bugüne kadar ilk kez, Cumhuriyet tarihinde tam bağımsızlığa ve 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' lafzına bu kadar yakın olduğumuz bir dönemdeyiz ve bunu AK Parti gerçekleştirdi" diye konuştu.

AK Parti'nin 12 yıldır, kalkınma, demokrasi ve öz güven devrimi gerçekleştirdiğini vurgulayan Soylu, "12 yıl ülkeler tarihinde küçük bir zaman dilimidir. AK Parti hizmetlerine yeni başlıyor. Şimdi başlıyor, büyük hamlelerle başlıyor" ifadesini kullandı.

Milletin 12 yıldan beri AK Parti'ye 9 seçimde büyük destek verdiğini hatırlatan Soylu, şöyle devam etti:

"Neler ortaya koydular? Kapatmaya çalıştılar, cumhurbaşkanını seçtirmediler, gazetelerin üzerinden tehditler yağdırdılar. Kah Menderes'i, kah rahmetli Özal'ı, kah bu ülkeye hizmet eden insanları örnek göstererek tehdit etmeye, korkutmaya ve ürkütmeye çalıştılar.

Ama bir adım geriye attıramadılar. Şimdi de o paralel medyanın televizyonları, o paralel medyanın gazeteleri Çavuşesku'yu ve eşini örnek göstererek sevgili cumhurbaşkanımızı tehdit etmeye çalışıyor. 

Onlar kurşuna dizildi, siz de kurşuna dizileceksiniz' diye tehdit etmeye çalışıyorlar.

1960 darbesini kim gerçekleştirmişse, 1971 muhtırasını kim gerçekleştirmişse, bizim evlatlarımızı birbirine pusu kurdurarak 80 öncesi kim öldürmüşse, öldürtmüşse, kim birbirine kırdırtmışsa Gezi olaylarını da aynı mahviller yapmıştır.

17-25 Aralık darbesini de aynı anlayış yapmıştır.

6-7 Ekim'deki Güneydoğu'da gerçekleşen olayları da aynı anlayış gerçekleştirmiştir."

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı eleştirenler istemezükçülerdir"

28 AVRUPA ÜLKESİ İÇİN TÜRKİYE YANACAK : Avrupalılar kendi çıkarları için Türkiye'yi adeta ateşe atıyor. 1995 yılında imzalanan anlaşma yüzünden Türkiye çok ciddi bir mağduriyetin eşiğine geldi.

28 Avrupa ülkesi için Türkiye yanacak!

Türkiye şu sıralar 1995 yılında Avrupa Birliği ile imzalanan anlaşmada konulmayan bir maddenin sıkıntısını ve tedirginliğini yaşıyor.
Avrupalılar kendi çıkarları için Türkiye'yi adeta ateşe atıyor. 1995 yılında imzalanan anlaşma yüzünden Türkiye çok ciddi bir mağduriyetin eşiğine geldi.  Söz konusu anlaşmanın imzalanması halinde Türk sanayicileri haksız bir rekabet ile karşı karşıya kalacak ve bu haksızlıktan dolayı Türkiye’nin yıllık kaybı 3 milyar doları bulacak.

ÜYELİK İÇİN GÖZ YUMDU

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında ticareti geliştirmeye yönelik ilk adim 1995 yılında atıldı. Türkiye, Avrupa Birliği ile birliğe üye olma görüşmeleri çerçevesinde Gümrük Birliği anlaşmasına imza attı. O dönem Gümrük Birliği bu kadar uzun planlanmamış anlaşmanın peşinden Avrupa Birliği’ne üyeliğin de hemen geleceği belirtilmişti. Türkiye ise bu beklenti çerçevesinde anlaşmaya konulmayan çok kritik bir maddeye de adeta göz yumdu. Ancak anlaşmanın üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen Türkiye bir türlü Avrupa Birliği’ne alınmadı. Türkiye birliğe alınmadı alınmasına ama anlaşmaya konulmayan ‘’AB’nin başka ülkelerle imzaladığı anlaşmalar Türkiye için geçerli olmaz’’ maddesi yüzünden çok ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kaldı.

28 ÜLKENİN ÇIKARI İÇİN TÜRKİYE YANACAK

Çünkü bugün gelinen noktada AB ile Amerika arasında serbest ticaret anlaşması imzalanması gündemde. Avrupa Birliği'nin 28 üyesinin çıkarını düşünerek aldığı bu karar 29. Ülke Türkiye’yi de bağlıyor. Türkiye gümrük birliği anlaşması gereği 3. Ülkelere  menşeisine bakmadan AB ile aynı vergiyi uygulamak zorunda. Örneğin; Çin’den ürün İtalya’ya geldi oradan da Türkiye’ye geliyorsa biz ona Çin menşeili diye yüksek vergi uygulayamıyoruz. İtalya’dan gelen her hangi bir ürün olarak adlandırıp vergisiz ithal etmek durumunda kalıyoruz.

3 MİLYAR DOLARLIK KAYIP KAPIDA!

10.11.2014

Erdoğan ülkeyi böyle batırdı : 2002 DEN 2013 KADAR YAPILANLAR :




3 Kasım 2002 seçimlerini atlatalı daha birkaç gün olmuştu. AK Parti yüzde 34 gibi bir sonuçla sandıklardan birinci olarak çıkmış, diğer tüm parti liderleri yaşadıkları hezimetin şaşkınlığını yaşıyordu.
Halk, sandığı onlar için adeta tabuta çevirmişti.
Erdoğan yasaklı olduğu için Abdullah Gül, 19 Kasım tarihinde görevi Ecevit’ten devraldı ve AK Parti dönemi başladı. Aynı günün gecesi ben İnternethaber’in merkezinde editör olarak çalışıyorum.
Hiç unutmam…
Abdullah Gül görevi devralalı daha birkaç saat olmuş ama daha Başbakanlık Konutu’na bile gitmemiş. O sırada bankaların hortumlanmasıyla ilgili, mahkemenin aldığı bir karar ajanslara düştü.
Ben de haberi olduğu gibi yayına verdim.
Aradan 5 dakika geçti veya geçmedi. Bir okurun, haberin altına iliştirdiği yoruma gözüm ilişti. Aynen şöyleydi o yorum:
“Yeterrrr yeterrr yeter. Daha şimdiden ülkeyi batırdınız. İstifa edin de bu rezillik sona ersin!”
O gün anladım ki, bu ülkede iktidar olduğun an birileri, iftiraları ve küfürleri kendine verilen yasal bir hak olarak görüyor.
Aradan 11 yıl geçti. 11 yıldır iyi veya kötü ne yaparsa yapsın, karşılığında bir kesimin küfür ve hakaretlerinden başka birşey görmedi.
O kesimlere göre Erdoğan cennet gibi bir ülke devraldı ama rezil bir hale getirdi. Terör azdı, yoksulluk tavan yaptı, soygun ve yolsuzluklar aldı başını yürüdü ve ekonomi dibe vurdu.
Peki durum gerçekten böyle mi?
Gelin hep birlikte sadece ama sadece 1 yılı şöyle bir gözden geçirelim.
Bakalım neler olmuş.
Yıl 2001:
2 Ocak
İstanbul DGM Savcılığı, Bank Ekspres’in hortumlanması olayında Korkmaz Yiğit ve 11 kişiyi,
Egebank ve İnterbank’ın hortumlanması olayında ise Cavit Çağlar hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı.
3 Ocak
Terör, Şişli Emniyet Müdürlüğü’nü kana buladı. ‘‘Canlı bomba”, beşinci kata çıkarak, üzerindeki bombayı patlattı. Emniyet Müdürü Selçuk Tanrıverdi’nin makam şoförü Naci Canan Tuncer şehit oldu, 7 kişi yaralandı. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin yasadışı DHKP-C örgütüne mensup Gültekin Koç olduğu bildirildi.

DEVAMI :

3.11.2014

İŞTE HÜSEYİN GÜLERCE’NİN SAVCILIK İFADESİ :Hüseyin Gülerce’nin, paralel yapı soruşturmasındaki ifadesi



 MİT krizinde ilk şoku yaşadım. Gezi olaylarında, Zaman sadece hükümeti eleştirdi. 17 ve 25 Aralık patlak verince de amacın darbe olduğunu anladım.

SABAH, eski Zaman yazarı Hüseyin Gülerce’nin paralel yapı soruşturmasında savcıya verdiği ifadeye ulaştı. Gülerce ifadesinde, “İlk şaşkınlığımı MİT krizinde, 2′ncisi ise Gezi’de yaşadım. 17 ve 25 Aralık patlayınca darbe yapılmak istediğini gördüm” dedi.

HABER GELDİ: GÖREVİN SONA ERDİ

Hüseyin Gülerce “tanık” sıfatıyla alınan ifadesinde 1989′dan itibaren Zaman’da yazı yazdığını anlattı. 1993′te Samanyolu TV’de yorumcu olmasının istendiğini ve 9 ay bu televizyonda günün yorumunu yaptığını anlatan gazeteci Gülerce ifadesinde şöyle dedi:

“1994′te Zaman Genel Müdürlüğü teklif edildi, kabul ettim. 3 yıl genel müdürlük, 1999 Ağustosu’na kadar da genel yayın yönetmenliği yaptım. Naci Tosun; Abdullah Aymaz, İsmail Büyükçebi ve beni bir gün toplantıya çağırdı. Hoca efendiden haber geldiğini, görevlerimizin sona erdiğini, gazetede yazı yazıp Samanyolu’nda program yapabileceğimi söyledi. ‘Hayırlı olsun’ dedi. Ben bunu ceza olarak görmedim. 7 Şubat MİT krizine kadar da iyi niyetle görevime devam ettim. 1997′nin Haziran ayında cemaat Milli Güvenlik Kurulu’nda gündeme gelmişti. Zannedersem 27 Haziran’dı… O akşam Altunizade’ye Hoca Efendi’nin yanına gittim. Kendisinde bir telaş gördüm. Ne olduğunu sorunca arkadaşlarla istişare ettiğini, akşam STV’ye çıkarak Milli Güvenlik Kurulu’na cevap vereceğini söyledi. Ben de İsmet İnönü’nün önemli konularda 24 saat geçmeden konuşmadığını hatırlatınca STV’ye çıkmaktan vazgeçti. Benim tanıdığım hoca devleti karşısına almazdı.

HÜKÜMETE SAVAŞ İLANI


DEVAMI :


17 ARALIK HUKUKSUZLUKLARI : SAVCI AYDINER'İN 63 SAYFALIK RAPORUNDA NET TESPİTLER


İki yıl boyunca kaydedilmesi yasak olan kişiler dâhil her türlü görüşme kaydedilmiş; 100'den fazla kişi ve 300 numara takip altına alınmış, hakkında dinleme kararı alınanlardan sadece 32'si şüpheli olarak fezlekeye konulmuştur.
Soruşturma kapsamında kişilerin mail adreslerine belirsiz şekilde girilmiş ve delil elde etme ötesinde ölçüsüzce kişilerin özel hayatlarına müdahale edilmiştir.
Kolluk fezlekesine göre Nisan 2013'te tüm şüpheliler tespit edilip soruşturma büyük ölçüde tamamlanmasına rağmen dinleme ve fiziki takip sürdürülmüş, görevin gereklerine uygun hareket edilmemiştir.
Bu kişilerin de suç işlemek için örgüt kurmak üzere bir araya geldikleri ve örgütün amaçlarını gerçekleştirmek üzere hareket ettiklerine dair hiçbir delil yoktur.
Soruşturma kapsamında delil olduğu iddia edilen bir MASAK raporu dosyaya sunulmuş fakat gönderilen zarfın hiç açılmadan bekletildiği, operasyonun yapıldığı tarihte zarfın halen kapalı olduğu anlaşılmıştır.
Zarf açıldığında CD'nin kırık olduğu tespit edilmiştir.
Suçlanan Rıza Sarraf'ın şirketlerinin önemli gelir kaynağının İran ile yapılan ticarete dayalı olması, gelirin suçtan elde edileceği iddiasına haklılık kazandırmaz.
Rıza Sarraf'ın suçtan elde ettiği bir mal varlığı bulunduğuna dair delil söz konusu değildir.
Rıza Sarraf'ın Halkbank'tan karşılığını tahsil ettiği malları gerçekte göndermediği, bankaya gerçek dışı belgeler ibraz ettiği iddialarına ilişkin delil elde edilememiştir.
Halkbank yönetiminin Rıza Sarraf'a ait şirketlere komisyon indirimi yaparak ayrıcalık tanıdığı, bu şekilde yöneticilerin bankayı zarara soktuğu iddiası da yerinde değildir.
Söz konusu indirim, bankacılık kanununa uygundur. Dolayısıyla bankanın zararını zimmet olarak görmek de mümkün değildir.


***

17 Aralık soruşturması bağlamında bu hukuksuzlukların varlığı çok açık ve net...

DEVAMI: