9.03.2016

EY GÜLENİSTLER ! CEHENNEMDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ ! • İçinde bulunduğunuz ve adına hizmet dediğiniz organizma, o sistemin başındaki adam evet "uğruna canlar feda" dediğiniz adam sırf hizmet adına, halifelik sevdasına 'çıkarları için Ortadoğu'yu cehenneme çeviren KÜRESEL GÜÇLERLE' anlaştığı gün, siz her şeyi kaybettiniz zaten. • Müslümanları bırakıp Hristiyanları ve Yahudileri dost edindiğiniz ve onların Hz.Muhammed'e ve Kur'an'a iman etmeden cennete gidebileceklerini savunduğunuz gün kaybettiniz. •


- Müslüman kızların, Hristiyan ve Yahudi erkeklerle evlenebileceklerini seslendirdiğiniz gün kaybettiniz.
- İslamiyeti terkedip İbrahimî dinleri müdafaa ettiğiniz gün kaybettiniz.

Allah'ı razı etmek için Allah'ın emrini çiğnemeniz gerektiğini söylediğiniz gün, birilerini cennete sokabilmek adına kendinizin cehenneme atılmasını kabullenerek verdiğiniz tavizi savunup başörtü davasında direnen kardeşlerinizi yalnız bıraktığınız gün kaybettiniz.

Askeriyede kalmak uğruna içki içiyormuş gibi içki bardağını elinde tuttuğunuz, gerektiğinde (!) içtiğiniz, başörtülü eşinizin başını açtırdığınız veya onu sırf bu nedenle boşadığınız gün kaybettiniz.

Hatta ve hatta sırf dindar olmadığınızı ispatlamak adına sizi kardeşi sanan ama sizin cemaatinizden olmayan dindar askerleri komutanlarına ispiyonladığınız gün kaybettiniz.

Hocanız, sizi daha fazla kendine bağlamak adına rüya ve rivayetlerle karşınıza çıktığında ağlaya ağlaya onu dinleyip ona inandığınız gün kaybettiniz.

Kazandığınızı zannettiğiniz gün siz aslında kaybettiniz !

Verdiğiniz tavizler hani bir gün zamanı geldiğinde dine hizmet etmek
içindi ?

Hani zamanı geldiğinde İslamiyeti şahlandıranlar, milletin imanını kurtaranlar sizler olacaktınız?

Zamanı geldi ve hatta geçti bile !

Siz o tavizleri vererek geldiğiniz yerlerde, kendi okulu ve dershanesi kapanmasın, kendi vesayeti ve imparatorluğu devam etsin diye ülkesini düşmanlarına satan bir adamın emrine girerek ihanet içinde görev (!) yaptınız.

Emniyet teşkilatında sahte evrak düzenleyen, sahte delil yerleştiren üyelerinizle soruşturmaların ve davaların seyrini bile değiştirmeye kalktınız.

Çaldığınız sorularla girdiğiniz sınavlarda yüksek puanlar aldınız ve kim bilir kaç kişinin kul hakkına girdiniz. Ama tabii ya! Hepsi hizmet içindi!

Şimdi tam da bu nedenlerden ötürü; hem sizi bu kadar tehlikelere atıp, hem de sizi ve hizmetinizi küresel güçlerle işbirliği yapmakla satan hocanıza kızın Tayyip'e kızacağınıza.

Sizi kandırıp, saf yerine koyup çocuklarınızı, paranızı, hayallerinizi, ümitlerinizi, gayretlerinizi, dualarınızı "imana hizmet ettiğinizi, Allah rızası için yaptığınızı" söyleyip sizden çalan adama kızın.

Biliyorum çok zor bunu kabullenmek.

Sonuçta yıllarınızı, evlerinizi, bileziklerinizi, hayırlarınızı, zamanınızı, emeğinizi, beklentilerinizi hatta evlatlarınızı feda ettiniz bu hizmet için.

Yazık ki bu zamana kadar yaptığınız hayırlar, şerefsiz yerlere şerefsizliklere kullanıldı !

Bu nedenle kandırılmışlık duygusu size çok ağır geliyor.

Bu nedenle bir türlü o en baş hainin hainliğini görmüyor veya görmek istemiyorsunuz. İnkâr ediyorsunuz.

Bu saatten sonra bu kadar ihaneti duyduktan sonra hala inatla bu kokuşmuş organizmayı savunmaya ve "hizmet hareketi" dediğiniz ama aslı GAVURLARA HİZMET etmek olan oluşuma yardıma devam ederseniz hem bu dünyada hem de ahirette affedilme ve bağışlanma hakkınızı kaybedeceksiniz.

Yeter artık! Bunca yıldır kandırıldığınız yeter!

Siz de vicdanınızın gür sesine kulak verin ve kelime-i şehadet getirerek samimi bir tövbe ile Allah'a dönün !

PKK'yı destekleyen ve HDP'ye oy verilmesini teşvik eden bir organizmada nasıl durabilirsiniz?

Nasıl CHP gibi manevi değerleri hor görmeyi kendine felsefe yapmış bir partiyle kanka olabilirsiniz? Nasıl ?

Erdoğan düşmanlığı sizi kör etmiş !

Sırf Erdoğan'a düşmanlığınızdan ülkenin yok oluşunu temenni eder hale gelmişsiniz.

Artık bir uyanın. Kendinize gelin. Aynaya bakın ve farkına varın durumunuzun.

Banka için cevşen okunmaz !

Gazete için bir ayet olan başörtünün şerefi ayaklar altına alınmaz!

Dershane için isyana kalkışılmaz !

Sırf Tayyip gitsin, hatta ölsün diye gece sabahlara kadar evradlar okunmaz! Okunamaz!


AKTÜEL / MEHMET SAİT KILIÇ


GERÇEKLİĞİ ÇARPITMA SAHASI’ CEMAAT'İN ZİHİN YAPISI : Ne acıdır ki, Cemaat'in militan şakirtleri, bu tür psikolojik kavga taktiklerini iyi biliyor ve tabanındaki insanları kullanarak sizi gerçeğin farklılaştığı bir zemine çekiyor. Çok sofistike ve çok karmaşık bir durumla karşı karşıyayız.





Zaman Gazetesi'ne kayyum atanması sonrası yaşanan arbedede, başından yaralanan başörtülü kadının çoğumuzda yarattığı kırılmayı, iç çatışmayı başkalarının anlaması pek mümkün değil. Yıllarımız, o başörtüsünün serbest kalması için mücadele ile geçmişken, şimdi başından kan akan bir başörtülü kadın fotoğrafı, hepimizi etkiledi. Cemaat'le mücadele bu yüzden zor ve karmaşık. Cemaat de bizim bu duygu kırılmalarımızı kullanıyor şimdi.



Şunu iddia edebilirim, Cemaat, CHP iktidarında böyle bir darbe girişiminde bulunsaydı, Cemaat'e müdahale öylesine sert, acımasız ve öylesine hızlı olurdu ki, bir yıl olmadan her şey biterdi. Ancak durum şimdi biraz farklı.

Cemaat, karşınıza sizin için en kutsal kitabı elinde tutan, gençliğinizin en büyük mücadelesini simgeleyen bir başörtülü kadını dikiyor ve kanunu uygulamanızı engelliyor. Sonra müdahale edince o üzücü fotoğrafla karşılaşıyorsunuz.

Gerçekliği çarpıtma sahası

Ne acıdır ki, Cemaat'in militan şakirtleri, bu tür psikolojik kavga taktiklerini iyi biliyor ve tabanındaki insanları kullanarak sizi gerçeğin farklılaştığı bir zemine çekiyor. Çok sofistike ve çok karmaşık bir durumla karşı karşıyayız.

Bunu en iyi açıklayacak şeyi Apple'ın efsane kurucusu Steve Jobs'unyaşam hikayesinde okudum. Walter Isaacson'un yazdığı biyografisinde, Jobs'un en karmaşık, aynı zamanda en etkili karakteristik özelliğini,“gerçekliği çarpıtma sahası” olarak tanımlıyor arkadaşları.

Bu özelliği şöyle anlatıyorlar: “Gerçekliği çarpıtma sahası, karizmatik bir belagat tarzının, boyun eğmez bir iradenin, her gerçeği hedefe uygun bir şekilde çarpıtma hevesinin şaşırtıcı bir karışımıydı. Jobs'un olduğu yerde gerçek değiştirilebilir. Bir argümanla ikna edemediği zaman, başka bir argümana geçiyordu... İnsanları kandırıp kendi vizyonuna inandırabiliyor. Çünkü o vizyonu benimseyip, içselleştirebiliyor”.

Gerçekleri yer değiştirme, zeminleri kaydırma

Cemaat'in başından beri, 'gerçekleri yer değiştirme' ve 'zeminleri kaydırma' yönetimini uyguladığını görüyorum. Bir gerçeği, bir yalanın önüne perde yaparak, asıl meselenin tartışılmasını engelleme konusunda ustalar maalesef.

Örneğin, başörtülü kızımızın başının kanadığı bir gerçek. Bir gazetenin kapatılması basın özgürlüğüne aykırıdır, bu da bir gerçek. Ancak, bir gazetenin devlete karşı darbe girişiminde odak noktası ve yönlendirme merkezi olması suç, bu asıl gerçek. Başörtülü bir kızın eline Kur'an-ı Kerim vererek, polisin karşısına dikip, hukukun uygulanmasını yasa dışı yöntemlerle engellemek de kötü bir niyet. İşte bu gerçekleri tartışmıyor kimse. Cemaat 'gerçekleri yer değiştirme' taktiğini böyle uyguluyor.

Siz asıl darbe girişimine odak olan gazeteyi tartışmak yerine, onunla yer değiştiren, başka bir gerçeği tartışıp, başka bir zeminde buluyorsunuz kendinizi. İşte buna da 'zeminleri kaydırma' deniyor.

Cemaat tüm gücünü yolsuzluk, rüşvet, usulsüzlük gibi konuların tartışılmasına ve bunu dillendirdiği için Cemaat'e savaş açıldığına inandırmak için harcıyor. Darbe yapılmadığını, usulsüz dinlemelerin olmadığını, devletin kurumlarını ele geçirmek için uğraşmadığını savunmuyor bile. Siz de onun suçlamalarına cevap verirken, asıl konuyu, asıl gerçeği tartışmayacağınız bir alana kayıyorsunuz otomatik olarak.

Bir yalana kendini inandırmak

Cemaat'in neredeyse tüm fertleri, masum eğitim ve yardım faaliyetleriyle uğraşan bir yapı olduklarına sarsılmaz bir şekilde inandırılmış. Bana göre en başta Fethullah Gülen buna inanmış. Bunu da başka bir örnekle açıklayayım.

George Orwell'in, “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” isimli kitabında çok etkilendiğim bir sahne vardır. Toplumu kontrol eden Big Brother, kendisine muhalif olan Winston Smith'i yakalar ve kendi tezlerini kabul etmesi için işkence yapar. Winston dayanamaz ve Big Brother'in 'haklı' olduğunu kabul eder.

Ancak Big Brother, “kabul etmen yetmez, buna bir de inanacaksın” der. Bu çok dehşet verici istek ve ikna yöntemleri sonunda Winston Smith kalemi eline alır ve şöyle yazar: “Özgürlük köleliktir, iki kere iki beş eder, Tanrı iktidardır”. Winston bunları inanarak yazmıştır ve yanlışlığını asla tartışmaz. Big Brother'e sarsılmaz inanç böyle oluşur. İnanç, bilgiden ve akıldan daha güçlü bir kaledir.

Jobs'un kendi ürettiği bir yalana ya da mite, arkadaşlarını ikna etmenin ötesinde, önce kendisi buna sarsılmaz bir şekilde inanır. Onun bu inanılmaz inancı ve iradesi çevresinin de inanmasını sağlar.

Çalışma arkadaşı Andy Hertzfeld şöyle der: “Jobs'un 'gerçekliği çarpıtma sahası' huyunu değiştirmek için çok uğraştık ancak başaramadık. Sonunda vazgeçtik ve onu 'bir doğa kuvveti' olarak kabul ettik, ona inandık”.

YENİ ŞAFAK / Kemal Öztürk








Erdoğan'a Kızmayın! Sizi küresel güçlere maşa yapan Fetullah'a kızın!

Cuma günü Zaman gazetesine Kayyum atandı. Kayyumlar binaya girerken oldukça sıkıntılı bir şekilde polis eşliğinde girdiler.

Gazetenin önünde toplaşan Zaman okurları (!) ajitasyon malzemesi olarak çocukları ve başörtülü ablaları öne sürerek Zaman gazetesinin önünde olay çıkardılar.

Bizim o 28 Şubatta başörtüsüne teferruat diyen, zerre kadar dahi direnmeden, ufacık bir itiraz dahi etmeden yukarılarından gelen bir fetvayla başlarını hemen açı veren 'cemaatçi' ablalarımız Zaman gazetesinin kapanması söz konusu olunca birden gayrete gelmişler.

Mavi Marmara olayında İsrail'e ''Otorite'' diyen,

Çevik Bir'e gönderdiği mektupta bir ayağının altını yalamadığı kalan,

cemaate "Yeter ki girdiğiniz yerlerde kalın, istediğiniz tavizi verebilirsiniz" diyen takkeli dalkavuğun sözleri ile 28 Şubat'ta sus pus olan cemaatçi abla ve abiler,

mesele banka olunca tepki gösterir, sabahlara kadar cevşen okur,

mesele gazete olunca direnip olay çıkarır olmuş.

Sorarlar adama ? Sizin gayretiniz, "Hizmetimiz" dediğiniz; imana, İslamiyet'e ve mukaddesata hizmet etmek değil miydi?

Senelerce bu şekilde kandırmadınız mı bu milleti?

Hatta siz de öyle kandırılmamış mıydınız?

Hatta aklınızı tamamen başınızdan çıkarmak için size eğitim metodu olarak 'itaat et, rahat et' gazeli ezberletilmemiş miydi?

Türkiye'ye, İslamiyet'e ve mukaddes şeylere saldırı olduğu zeminlerde ve zamanlarda susup şimdi ülkemizin üzerinde bin bir tane çirkeflik planlayan gavurların finans kaynağı holdinglerinizi, bankalarınızı ve ihanet planını tezgahlayan gazetenizi kaybedince mi gayrete geldiniz?

Sizin imanınız, mukaddesatınız bu mu? Bunlara mı?

Baş örtüsü emrinden, gavurları dost edinmeyin ayetinden ve Şeair-i İslamiye' ye ait her şeyden daha mı fazla önemli bu kurumlar sizin için?

Bu mu şehamet-i milliyeniz ve imaniyeniz ?

Bu mu İslamiyet adına verdiğiniz sözlere ve kandırdığınız insanlara karşı vefa borcunuz?

En baş abileriniz cemaatin parasını kumarhanelerde yiyip bikinili kadınlarla mavi yolculuklarda köpük banyoları eşliğinde eğlenirken, hoca dediğiniz adamın ismi BBC'de, CNN'de methedilerek yad edilirken, bunca ihanet planı bizzat sizin "Bizden" dedikleriniz tarafından ortaya dökülmüşken nasıl olur da hala inanmazsınız?

Hala nasıl olur da nasıl bir ihanet şebekesinin içinde olduğunuzu fark etmezsiniz?

CHP ile hatta ve hatta tüylerim diken diken olarak söylüyorum ki HDP ile aynı çizgide olduğunuzun, Selahattin için "Aslında cici çocuk ha" dediğinizin, PKK 'ya 'terörist' diyemeyen bir gazeteyi savunduğunuzun,'Olimpiyatlar' adı altında genç kızlara şarkı söyletilen bir ortama gidip alkış tutmayı hizmet yapmak ve 'davanıza hizmet etmek' zannettiğinizin, hizmetin kaynaklarının kiliselere peşkeş çekildiğinin, o ağlayarak izlediğiniz filmlerinizde hristiyanlık propagandası yapılmasının,

emniyet teşkilatına sızmış cemaatçi polislerin "uyuşturucu şebekesini çökerttim" ayağına milyarları ödül olarak almak için uyuşturucu şebekesi kurduğunun, tüm bunların dehşetinin nasıl hala farkında olmazsınız?

Cumhuriyet gazetesi ile aynı manşeti atabilen, aynı zihniyette olan, 'tek çare HDP' diye başlık atabilen, Charlie Hebdo davasında Peygamberimize (S.A.V) hakaret eden bir dergiyi 'basın özgürlüğü'ayağına savunan bir gazete için, nasıl olur da gazete görünümlü böyle bir paçavra için baş örtüsü gibi Şeair-i İslamiye olan bir mukaddesatı ayaklar altına alabilirsiniz?

Her türlü Türkiye düşmanlarına malzeme verebilirsiniz?

Peygamberimiz; "Dindar ulûl emre itaat farzdır" buyurduğu halde, 

ihanetinize alet ettiğiniz ve manasındaki kutsiyeti sadeleştirerek tar ü mar edip, kendi ihanetinize alet ettiğiniz Risale-i Nur'da 'müsbet hareket' emredildiği halde, "hizmet-hizmet" diyerek tutturduğunuz türkünün güya aslı esası İslamiyet olduğu halde siz hangi vicdana sığan kararla Türkiye düşmanlarının ve Müslümanlara karşı savaşanların safında yer alabilirsiniz!

Ne zaman uyanacaksınız?

Ne zaman içinde bulunduğunuz ihanet şebekesinin farkına varacaksınız?

Daha ne olmasını bekliyorsunuz ?

Daha ne kadar fazla kanıt istiyorsunuz?

Bütün Türkiye sevdalılarının size sırt çevirmesi,

Locaefendinizin Tevrat' tan alıntılayıp yaptığı büyü kokan bedduaların sizin cemaatinizin başında patlaması,

yurt dışında ve içinde ne kadar Türkiye'ye düşmanı kişi, grup veya oluşum varsa sizin yanınızda yer alması size hala gerçekleri anlamanız için bir aydınlanma yaşatamadı mı?

AKTÜEL / MEHMET SAİT KILIÇ



Yazıklar Olsun ;

Devlet el koymadan önce Abiler haberi almış, Binayı satmış, İçini boşaltmışlar, herşeyi götürmüşler, Algı operasyonu içinde ablaları kurban etmişler...

Ne diyordu Gülen "Kim paralelse Allah belasını versin.", O zaman paralel değilse, önceden bu gizli operasyonların haberini nasıl alıyorsunuz? O yüzden Allah belanızı verdi...

 Allah bunlara fırsat vermesin.









Türkiye 70 sente muhtaçtı...
Peki siz hiç kimsenin onlara HIRSIZ dediğini duydunuz mu?


Bırakın dev projeleri, Milyonlarca öğrenciye ücretsiz dağıtılan tablet bilgisayarları, Sağlıkta yapılanları, Devlet memurunun maaşını bile ödeyemiyordu, Üstüne 26 banka soyulmuş, 26 bankanın borcuda halkın sırtına yüklenmişti...

Ama kimse HIRSIZ var diye kimse bağırmıyor, Üstüne Demirele BABA, Ecevite temiz siyeset adamı KARAOĞLAN, Kumarhanede burnu kırılan Mesut Yılmaza Avrupayi LİDER diye manşetler atılıyor, Üstüne Gülen Ecevite ŞEFAAT edeceğini bile söylüyordu...









Hem terörü lanetliyorlar hem PKK'lının cenazesine gidiyorlar. Hem Cumhurbaşkanlığı Külliyesini eleştiriyorlar hem de kendileri rezidansı rüşvet olarak alıyorlar.

Hem 'doğayı korumak için ağaçları kesmeyin' diyorlar hem de ağaçlar kesilmesin diye etrafı yakıp yıkıyorlar.

Sence bunlar mantıklı şeyler mi?


SİYASETDE BAŞARISIZLIĞIN MÜEYYİDESİ .


Hukuku çiğnemenin müeyyidesi "Ceza"dır... İlahi inanç sistemlerinde kuralları çiğnemenin müeyyidesi, sonsuz âlemde eziyete mahkûm olmaktır... Ahlak kurallarını çiğneyenlerin müeyyidesi de, toplumdan dışlanmaktır.
Peki demokratik siyasetin kuralları, hangi durumda "Müeyyide" kavramını gündeme getirir?
Bu soruya verilecek en kısa cevap "Başarısızlık" değil midir?

Başarının ölçüsü
Demokrasinin egemen olduğu bir toplumda siyasi partiler seçmenden oy alıp iktidar olmak için vardırlar... Bu partileri yöneten liderler mesajlarını topluma iletip, seçmenleri inandırdıkları oranda başarılı olurlar.
Eğer bir parti seçimlerden sürekli yenik çıkarsa ve hiçbir zaman iktidara aday olamayacağı anlaşılırsa, o parti siyasi kulüp olmaktan öteye bir anlam taşımaz. O partiyi yönetenler de dar bir çevrede, "Dostlar alışverişte görsün" misali sözde siyasi faaliyet sürdürürler.

Lider iyi ama...
Demokratik siyaset sisteminde başarısızlığın müeyyidesi, öncelikle seçim kazanamayacakları anlaşılan liderlerin değiştirilmesi şeklinde belirlenmiştir.
Ama demokratik siyaseti gecikerek benimsemiş ülkelerde, "Lider çok iyi ama çevresi iyi değil" denilerek, ezik liderler başta tutulur ve her yenilgiden sonra bunların çevresi değiştirilir.

Şirket bile batar
Bu model sermayesi bir kişiye ait olan aile şirketleri için belki geçerli olabilir. O şirket başarısız olsa da, son söz sermaye sahibinin olduğu için yöneticiler değiştirilerek sorun unutturulabilir. Gerçi bu yaklaşımın sonu da, o şirketin iflasa sürüklenmesidir. Her aldığı karar yanlış olan bir patron eğer şirketin yönetimini profesyonellere devretmezse, sonunda o şirketin sermayesi kediye yüklenmez mi?
Bir siyasi partinin mülkiyetinin bir kişiye ait olması ise mümkün değildir. Başarısızlığın müeyyidesi, öncelikle lider değiştirilerek ödenir.

Sadece konuşurlar
Ancak Türkiye'de siyasi partilerin yapısı, kanunla da "Değiştirilemez lider" olgusunu yerleşik hale gelmiştir. Bu durumun sonuçlarını siyasi hayatımızda "Sürekli konuşan ama hiç seçim kazanamayan liderler" görüntüsü içinde izlemiyor muyuz?
Kısacası Türkiye siyasetinin en büyük sorunlarından biri de, ezik liderlerini değiştiremeyen ve bu yüzden iktidara alternatif olamayan muhalefet partilerinin varlığı değil midir?

SABAH / Mehmet barlas


8.03.2016

Haydi tercihe! Allah’ın kulları bizler, şeytan ve yandaşlarından kurtulup Müslümanlığın ilkeleri İslam’a sarıldıkça saldırılarına karşı çok dikkatli olacağız! Vatikan merkezli Üst Akıl; halk kitlelerini yönlendirerek iç çatışma ile bir iç savaş planlanmaktadır!


Çünkü “Kâfirler, geçici dünya hayatını ebedî yurt olan ahiret hayatına tercih edenler, insanları Allah yolundan, İslâm’a girmekten alıkoyanlar, İslâmî hayatı yaşamaya, İslâmî faaliyetlere engel tedbirler alanlar, Allah yolunda tezat, tenakuz, pürüz, yalan, sapma arayanlardır. İşte onlar tamamen başlarına buyruk bir hayat, koyu bir cehalet, dalâlet ve bozuk düzen içindedirler. (İbrahim S.3)”
Sevgili Peygamberimiz (s.a) Efendimiz ve ilk Müslümanlar en yakın akrabalarınca linç edilmediler mi? Yurtlarından çıkarılmadılar mı?
Milli duruşuyla milli dirilişe hizmet eden “Akit” ve “Yeni Şafak” gazete ve TV’lerimize terör saldırıları ve ilerde artarak devamı planlanan derin şer oyunlar karşısında sakin, salim ve sabırlı olacağız.
İki asırdır yanmakta olan, ırkçılık, mezhebçilik, cemaatçilik, tarikatçılık ve particilik ateşine yalan, iftira, şantaj benzini dökmeye devam ediyorlar!
“Düşmanımın düşmanı dostumdur!” yalanıyla dün, irtica dedikleri ve düşmanları uyandırıyorlar diye karşı çıktıkları sarıklı ve cübbeli kardeşlerimize bile beraber saldırtmak için sarıldılar! 
Hırs, hased ve kinlerinden gözü dönmüş bu kardeşlerimiz Siyonist ve Haçlıların ekmeğine yağ sürdüklerini anlayıp ne zaman pişman olacaklar? 
Günde 40 defa okudukları Fatiha Sûresi’ndeki imani ilkeleri uygulayarak Yahudi ve Hristiyanların yollarını açma ve işgallerini kolaylaştırma ihanetlerinden ne zaman vazgeçecekler?
Ülkemizin şehirleri Şam’a ve Bağdat’a çevrildiğinde mi? Ülkemiz işgal edildiğinde mi?
Yurtsuz, vatansız bırakıldığımızda mı? Allah, tüm bu olumsuzluklardan korusun!
Ama, dinimiz, mallarımız, vatanımız, yanmadan ve canlarımız acımadan, şimdi ciddi bir tercih zamanı!
Allah ve Resulünün düşmanlarını mı yoksa dostlarını mı? Emperyalist ülkelerin kirli menfaatlerini mı, şehid kanlarıyla emanet edilen ülkemizi mi?
Zalimleri mi, mazlumları mı? Ezenleri mi ezilenleri mi?
 Yüz yıldır, hak ve özgürlüklerimizi gasbedenleri mi? Yoksa hak ve özgürlüklerimizin önünü açanları mı? tercih edeceğiz. 
Akı mı, karayı mı tercih edeceğiz! İhaneti mi, sadakati mi? Kapı kulu dalkavukları mı? Uyarıcı gerçek eskimez dostları mı tercih edeceğiz!
Mal ve makam sahibi iken süt dökmüş kedi gibi susup emekli olunca da balkonlardan konuşmayı mı? Yoksa “kol kırılır yen içinde!” yani kavgaları odaların içinde yapıp dışarıda yekvücut olma ilkesini mi tercih edeceğiz?
Mal ve makamlar uğruna sinek kanadı kadar değersiz dünyayı mı yoksa zerresinin hesabının sorulacağı ahiret yurdunu mu tercih edeceğiz?
Bir nefes kadar yakın olan ölümü acısını tatmadan tercihlerimizi yapalım! Yoksa ölümden sonra tercih özgürlüğümüz yok! İtiraz etme ve pişman olma tercihimiz yok!
Şeytan ve yandaşlarının saldırıları karşısında en büyük tercihimiz saldırılan değerlere sarılmaktır!
Kur’an-ı Kerim’e, İslam’a, Peygamberimize saldırılar karşısında, İslam’a, Sünnet-i Seniyye’ye, güzel ahlak ilkelerine sarılalım. Okullarımızda Kur’an-ı Kerim, Siyer-i Nebi ve Ahlak dersleri ilk tercihimiz olmalı!
Başörtülerine mi saldırıyorlar. Kızlarımız ve hanımlarımız, Kâbe örtüsünden kıymetli edep, hayâ elbiselerine ve örtülerine sarılmayı tercih etmeli!
Namaza mı saldırıyorlar! Biz de namazlarımıza, camilerimize sarılmayı tercih edelim!
Ticaretimize mi saldırıyorlar! Biz de kendimiz ürünlerimizi yetiştirmeyi ve tüketmeyi tercih edelim!
Medyamıza mı saldırıyorlar? Milli medyamıza sahiplenerek desteklerimizle sarılmayı tercih edelim!
İşte düşmanlarımızın ülkemize, nefsimize neslimize saldırılarını etkisizleştirecek tek ilaç, saldırdıkları değerlere sahip çıkarak sarılmaktır! Tercihimiz bu olmalı?
Ölüm gelmeden haydi tercihe?
Dış ve iç işbirlikçilerin saldırıları karşısında, vatanımızı ve İslami değerleri tercih ederek dinimize ve ilkelerine sarılanlara ve canı pahasına “Vatan bölünmez, din ve namus çiğnetilmez ve Türkiye geçilmez!” destanını tekrar tercih edenlere selam olsun!
Allah (c.c), tüm şer planları planıyla bozsun. Küfür ve nifak ehlinin saldırıları karşısında, kendisine ve ilkelerine sarılanların daim yar ve yardımcısı olsun.
Allah’a emanet olunuz!
Selam, sevgi ve duayla. 
YENİ AKİT / Şefki Yılmaz

Hilal (Ay) İslam’ın simgesi, Haç ise Hristiyanlığın sembolüdür! Bayrağımız ve diğer Müslüman ülkelerin bayraklarının içindeki Hilal Ay, İslam’ı ve Kelime-i Tevhidi temsil eder! Hilal-Haç yani Hak ile Batıl’ın kavgası hiç bitmemiş ve kıyamete kadar da hiç bitmeyecektir! Kapitalizm, Sosyalizm, Komünizm Kamalizm, Laisizm vb. Haçlı Putları Anayasaları ve batıl kanunlarıyla beyinleri kelepçelenen Müslümanların güçsüz ülkeleri ve halkları şimdi Haçlı Ordularının saldırılarıyla yok edilmek istenmiyor mu?


Hilal (Ay) İslam’ın simgesi, Haç ise Hristiyanlığın sembolüdür! Bayrağımız ve diğer Müslüman ülkelerin bayraklarının içindeki Hilal Ay, İslam’ı ve Kelime-i Tevhidi temsil eder!
Sağlık sektöründe ve Yardım kuruluşlarında bile Kızılay, Müslüman Ülkelerin, Kızılhaç ise Hristiyan Ülkelerin sembolü olan Sağlık ve Yardım kuruluşlarıdır!
Hilal-Haç yani Hak ile Batıl’ın kavgası hiç bitmemiş ve kıyamete kadar da hiç bitmeyecektir!
Çirkin emel ve hedeflerine varmak için kurup, destekledikleri melun terör örgütleri eliyle kendi dindaşları olan masum Hristiyan vatandaşlarını bile Fransa’da ve İstanbul’da öldürten emperyalist Haçlı mihrakların son hedefleri Türkiye’mizdir! Yani Anadolu İslam Medeniyeti Kalesidir!
Bu son kaleyi içerden zayıflatmak için, Yasama-Yürütme-Yargı teslis akidesi üzerine yazdırılmış Anayasalar bile tam bir Haçlı devrimlerinin hâkimiyetini yansıtmıyor mu!?
Sermaye-Medya-Yargı’dan oluşan üçlü sivil güçlerin sivri güçlerle müşterek yaptıkları tüm post ve dost modern darbeler Haç’ın Hilal’e galebesi için yaptırtılmıyor mu!? 
Kapitalizm, Sosyalizm, Komünizm Kamalizm, Laisizm vb. Haçlı Putları Anayasaları ve batıl kanunlarıyla beyinleri kelepçelenen Müslümanların güçsüz ülkeleri ve halkları şimdi Haçlı Ordularının saldırılarıyla yok edilmek istenmiyor mu? 
 “DİNLİLER arası diyalog” ile Müslümanların safında yer almak varken,“DİNLER arası diyalog” safsatasıyla Vatikan’ın tuzağına düşenlerin, parti, mezhebçilik, meşrebçilik ve ırkçılıkla Haçlıların ekmeğine yağ sürenlerin gaflet ve ihanetleriyle İslam’a isyan coğrafyası yok edilmek istenmiyor mu!?
Bu büyük tehlikeler karşısında;
Ülkeleri fiili işgal altındaki mazlumların “Açız! Ölüyoruz! Yok mu bizi kurtaran!” feryatlarına ve çığlıklarına aldırmadan eğlenen utanmaz, arsız, hayâsız, vatansız ve vicdansız iri medyanın aldatılmış zavallı mazlum köleleri kardeşlerim neredesiniz?
Hâlâ oyunda oynaşta olan ümmetin âlimleri, tüccarları ve yöneticileri bizler nerdeyiz!?
Biz, birbirimize tuzak kurmakla, birbirimize bela vermekle, birbirimizle uğraşmakla, birbirimize iftira atmakla, birbirimizi aldatmakla ve birbirimizi yemekle meşgulüz!
Ne zaman uyanacağız!? 
Ne zaman kardeş olacağız! 
Hilal-Haç mücadelesi karşısında niçin birleşmiyoruz! 
Niçin! 
Tüm mazlumların ana kucağı ve şefkat ocağı Türkiye’mizi zayıflatmak, bölmek, parçalamak ve sonunda da yutarak Haç’ın Hilal’e galebesine asla izin vermeyelim!
Yeryüzünün baş belası Siyonizm’in taşeronluğunu üstlenen Vatikan Merkezli Haçlı güçlerce işgal edilen coğrafyamızın Hilal’i olan Türkiye Kalesi’nin muhafazası ve güçlendirilmesi için acele umumi seferberlik ilan etmeliyiz! 
Başta iktidarımız, Milli Muhalefetimiz, Milli Sermayemiz, Milli Medyamız, Milli Eğitimimiz, Milli Diyanetimiz ve tüm milletimiz Türkiye’mizin süper güç bir İslam Ülkesi olması için seferber olmalıyız!
Ülkemizin, Haçlı ve Siyonistlerle işbirlikçisi siyaset, sermaye ve medya dönmelerine karşı vatana ihaneti önleyecek maddi, hukuki ve manevi tedbirleri acilen almalıyız!
“Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıran müşrikler hoşlanmasalar da; Allah, Elçisi Muhammed’i İslam Dinini bütün (batıl) dinlere karşı üstün kılmak üzere hidayeti ve Hak Din İslam’ı yeryüzünde yaymak ve hâkim düzen kılmak göreviyle gönderdi! (Tövbe S.-33)” İlahi mesajları gereği tarih boyu İslam’ın yaşanılması ve yayılmasına mani olacak Ebrehelerin saldırılarının kesintisiz devam edeceğini asla unutmamalıyız!
 “Allah’ın tek düzeni İslam nurunu, laf kalabalığıyla, iftira ve yalanlarla söndürmek istiyorlar! Fakat Allah buna asla izin vermeyecektir. Çünkü gerçekleri inkâr eden kâfirler bundan hoşlanmasa da, Allah, İslam ışığının olanca aydınlığıyla yayılmasına karar vermiştir! (Tevbe S.32)” müjdesinin gereği hikmet, feraset ve basiretle planlı programlı çalışanlara ve İslam için coşanlara selam olsun!
Tatil olması dileğiyle, Cuma Bayramımız mübarek olsun. 
Allah’a emanet olunuz!
Selam, sevgi ve duayla. 
YENİ AKİT / Şefki Yılmaz

VALLAHİ EĞİLMEYECEĞİZ! BİLLAHİ EĞİLMEYECEĞİZ! Amerika’da da terör saldırısı oldu. İngiltere’de de… Fransa’da da… Almanya’da da… Yani terör travmasını Amerikalılar da, İngilizler de, Fransızlar da, Almanlar da yaşadı. O ülkelerde de muhalefet partileri, “muhalif aydınlar”, “emekli siyasetçiler”, akademisyenler vardı. Şimdi soruyorum! Hangisi terörle mücadele eden devletini dünyaya şikâyet etti?


Amerika’da da terör saldırısı oldu.

Hangisi terörle mücadele eden devletine “katil” dedi?

Hangisi terörle mücadele yöntemlerini sert buldu?

Hangisi devletini eleştirdi?

Hangisi “terör saldırılarını” fırsat bilip cumhurbaşkanına saldırdı?

Hangisi “terör örgütü değildir” diyerek terör örgütlerine destek çıktı?

Hangisi terör örgütlerini değil de, “hükümeti” suçladı?

Hangisi “vura, vura” iktidarın tepesine çullandı?

Hangisi istifa çağrısı yaptı?

Hangisi “terör saldırılarını” iktidara muhalefet malzemesi olarak kullandı?

Hangisi “terör saldırılarını” kuyruk acısının “rövanş” fırsatı olarak kullandı?

Yahu kimden yanasınız siz?

PKK-PYD bir yandan…

FETÖ diğer yandan…

Rusya, Esed, İran…

CIA, MOSSAD, KGB, BND, MI5…

Yedi düvelin saldırısı altındayken…

“Bildirici” aydınlar terörün sırtını sıvazlarken…

Kalkıp iktidara muhalefet ettiniz!

E düne kadar içimizdeydiniz!

O kadar olay oldu, hanginiz istifa ettiniz?

Bunca akbaba memleketin tepesine üşüşmüşken yani bir siz eksiktiniz!

Bir sen eksiktin Dengir Fırat…

Bir sen eksiktin Akıllı Bıdık Bülent Arınç!

Hadi fırsat bu fırsat, elinizden geleni ardınıza koymayın!

Vurmak için doğru zamanı…

Böyle hassas zamanları kollayın...

Daha olayın şoku atlatılmadan…

Saldırının enkazı kaldırılmadan…

Şehitler defnedilmeden…

Acımıza alışmadan…

Eteğinizdeki taşları, kurtlarınızı dökün!

Kiminiz içeriden, kiminiz dışarıdan…

Elinizden geleni ardınıza koymayın!

Şairin dediği gibi…

“Vurun ulan, vurun! Ben kolay ölmem… Ocakta küllenmiş közüm, karnımda sözüm var…”

TERÖR “ULUSUN” DURSUN…

Bizi öldüre öldüre bitirmeye güç yetiremezsiniz!

Biz bir ölür, bin diriliriz!

Bizi ölüm korkusuyla asla sindiremezsiniz!

Çünkü iman etmiş kimseleriz…

Hem bizi öldüremezsiniz, ancak şehit edersiniz!

Zira bizim dirimiz yiğit, ölümüz şehit...

Sizin diriniz kalleş, ölünüz leş…

Yani…

Biz ebedileşirken, siz Fuat Avni şeytanının sirayet ettiği o kokuşmuş leşlerinizle tâ cehennemin dibine gidersiniz.

Bu yüzden…

İçeriden dışarıdan, sağdan soldan, yukarıdan aşağıdan…

Alayınız gelseniz, iman edenlere asla boyun eğdiremezsiniz!

Kefeni giyen biziz, kurşunu yiyen biz…

PKK-FETÖ-PYD-DHKP-C vs. alayınız kol kola girseniz…

Bizi devletimize düşman edemezsiniz!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da, Başbakan Davutoğlu’na da, Efkan Ala’ya da, Hakan Fidan’a da güvenimiz sonsuz!

Çatlasanız da, patlasanız da, hoplasanız da, zıplasanız da ölümüne destek vereceğiz!

Ama sabrımızın da sınırı var bilesiniz!

Eğer FETÖ’nün içindeki şeytan “Fuat Avni”nin sesi gibi Başbakanımız Davutoğlu’na, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a, MİT Müsteşarımız Hakan Fidan’a dil uzatmaya kalkarsanız bilin ki…

Allah’ın izniyle, o dilleri kestirmeden susturmayı çok iyi biliriz!

Ölürüz de hiçbirini yedirtmeyiz!

YENİ AKİT / Mehtap Yılmaz

CANIMIZ FEDA : Yaratıcımız, Yaşatıcımız ve Yöneticimiz Allah’a yemin olsun ki, “Vatan bölünmez, din ve namus çiğnetilmez ve asla Türkiye geçilmez”sözümüzdür, andımızdır. Ve vazgeçilmez yeminimizdir!


“Yeryüzünün tamamında (küfür rejimleri, işgal ve savaş gibi)fitnelerin kökü kazınıp Allah’ın Hak Dini İslam’ın tüm ilkeleri egemen oluncaya kadar o zalimlerle savaşınız! (Enfal S.39)” İlahi talimat gereği, dünya liderliğini zalimlerden teslim alıp, Allah’ın Dini İslam ile yeryüzünün her tarafında hak ve adaleti hâkim kılıncaya kadar tüm gücümüzle çalışmak imanımızın gereğidir. 
Dünya’nın her yerinde tüm Müslümanların yurtları, inançları, canları malları, akıl ve namusları tehlikededir! Bunların kimisi işgal altında, kimisi işgal edilmek üzere ve kimisi de tehdit altındadır.
Tüm bu şer oyunları bozmaya namzet Türkiye’miz terör tehdidiyle sindirilmek isteniyor! Amamaddeci materyalist çarpık eğitim, eşkıya yetiştirmeğe devam ettikçe de bu tehditler bitmeyecek!
Okullarımızdaki hâlâ birçoğu değiştirilmeyen Tarih, Biyoloji, Din Dersi vs. ders kitaplarımızın yalan ve iftira dolu içeriği ne zaman değişecek! Darwin saçmalığı ne zaman kaldırılacak!
Gezi Parkı silahlı isyanvari eylemlerinde ve Yaz Kamplarını Kandil’in silahhanesinde talebeleriyle geçirmekten korkmayan vatan haini şerefsiz öğretmenler ve öğretim üyeleri oldukça, terörün bataklığını nasıl ve kimle kurutacağız!
Neslimizi terörist eden bu gerçekler karşısında Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenleri sözlü sınavlarla titizlikle seçmeğe ne zaman başlayacak!
Türkiye’mizin yenilip, işgal edilmesi için Paralel hareket eden işbirlikçi sermaye, sendika, medya, yargı ve bürokrasi şeytan beşgeni bin yıllık Anadolu tarihimizde görülmemiş şekilde ihanet içindedirler!
Tam yüz sene bu milletin dini, dili, mezhebi, medeniyeti, ırkı ve harfleriyle irtica silahıyla savaşan beşli çete tüm terör kurbanlarıyla, şehid ve gazilerimizin gerçek katilleridir!
Bu hainler, faiz yoluyla işsiz, aç sefil bıraktıkları gençliğimizi maneviyatsız yetiştirerek, sarhoş, kumarbaz, eroin bağımlısı ve modaperest olmalarını sağlayarak, terör odaklarının ağlarına düşürmeğe devam ediyorlar!!
Nesillerimizi, kendi öz değerlerine, dinine, vatanına ve kendilerine sahip çıkmakta olan yöneticilerine düşman ettiler!
Sultan Abdülhamid’in Selanik’e mahkûm edilişinden beri 108 yıldır önlenemeyen, silahlı ve sivil ihtilallerine zemin için bilerek organize edilen terör eylemlerinin bataklığı; yabancılaşma, batılılaşma belasıdır. Ve bu belaya zemin hazırlayan ülkemizdeki yabancı menşeli Anayasa ve yasalardır. Onun için terörden zıkkımlanan ateist ve ırkçı partiler milli bir Anayasa yapılmasına karşı çıkıyorlar! Ve utanmadan hâlâ Milletin Meclisinde oturuyorlar!
Bu beşli çetenin muslukları tamamen kesilmeden, din ve vatansever milli ve ehil  kadrolara emanetler acilen teslim edilmeden, terörün patron ve taşeronlarına karşı nasıl başarılı olacağız!? 
Bütün bu oyunlara ve olumsuzluklara rağmen asla pes etmemeliyiz! Yılmamalıyız. Hukuk ve adalet yolundan asla ayrılmamalıyız! 
Terörün sivrisinekleriyle mücadele ederken, ilimle, maddi ve manevi kalkınmayla, sevgi, merhamet, Ümmet ve kardeşlik aşılarıyla terörün asıl bataklığını mutlaka kurutmalıyız!
Bu uğurda başımıza gelmekte olan bela ve musibetler karşısında; “Yoksa siz, ey iman edenler, din ve vatan savunması uğruna sizden önceki ümmetlerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden öyle kolayca cennete girebileceğinizi mi sanıyordunuz? Sizden önceki ümmetler öyle zorluklarla öyle sıkıntılarla karşılaşmış, öylesine çetin imtihanlarla sarsılmışlardı ki, nihayet o zaman ki Peygamber ve Onunla birlikte Mü’minler, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diye feryat ediyorlardı! İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır! (Bakara S.214)” ayeti kerimesini düşünerek, din ve vatan müdafaası için canımız ve malımız feda olsun! demeliyiz!
Allah’tan, bize de nasib etmesi duasıyla Şehitlerimize rahmet, gazilerimize şifa diliyorum!
Ülkemizin ve milletimizin başı sağ olsun!
Salı akşamı saat 20.30’da Akit TV (Kanal 34) ve Kocaeli TV’nin ortaklaşa yayınlayacağı “Milli Diriliş” programının canlı yayınında buluşmak üzere Allah (c.c)’a emanet olunuz.
Selâm, sevgi ve duayla. 
YENİ AKİT / Şefki Yılmaz

PKK-FETÖ ittifakı : Eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan A Haber mikrofonlarına gündemi sarsacak açıklamalarda bulundu. Paralel bürokratların terör örgütü PKK'nın cephane yığınağına göz yumduğunu açıklayan Arslan, verdiği röportajla PKK-Paralel Yapı arasındaki ittifakı tüm Türkiye'ye deşifre etti ….



Eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan, Paralel Yapı ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Paralel Yapı'nın bir terör örgütü olduğunu belirten Arslan, "Paralel ve PKK'nın taktikleri aynı" dedi.
İşte o çarpıcı açıklamalardan satır başları:
- Paralel yapı bir terör örgütüdür. Paralel emniyet müdürleri, PKK'nın şehirleri cephaneliğe çevirmesine göz yumdu.
- Asker ve polisimiz sivil kayıp yaşanmasın diye kendini feda ediyor.
- Paralel Yapı ve PKK'nın taktikleri aynı. Paralel Yapı, devlet sistemini ele geçirmeye çalıştı.
- Paralel Yapı tehlikesini ilk başta fark edemedik.
- Paralel örgüt teşkilatta terfi ettirmem için liste gönderdi, karşı çıktım.
- Paralel Yapı sınavlarda torpil yapılması için liste verdi, onaylamadım hedef oldum.
- Paralel Yapı'nın istediklerini yapmayınca beni uyuşturucu kaçakçısı yaptılar.
- 17-25 Aralık darbe girişimi başarılı olsaydı şimdi hepimiz cezaevindeydik.
- Bize kurulan kumpaslarla Emniyet'e göz dağı verildi.
- Paralel örgüt hala şantajla bazı siyasetçi ve gazetecileri kullanıyor.
- Ordumuz, deniz kuvvetlerimiz mahvedildi. Paralel Yapı, ASELSAN'daki mühendislerimizi bile harcadı.


Gizli tanık, PKK-FETÖ işbirliğini deşifre etti

Gülen örgütü imamı, gizli tanık oldu ve PKK-Paralel Yapı işbirliğini anlattı: Yurtdışına kaçan örgüt kurmayları Mustafa Özcan ve Şerif Ali Tekalan, Avrupa'da PKK'lılarla toplantı yapıyor.




Paralel Yapı'nın, yurtdışına kaçan üst düzey yöneticilerinin Avrupa'da PKK yöneticileri ile düzenli olarak görüştükleri ortaya çıktı. Gizli tanık olan imam, kirli ittifakı deşifre etti. Paralel Yapı'da ana mütevelli heyetine kadar yükselmiş önemli bir imam, geçtiğimiz günlerde savcılığa başvurarak itirafçı oldu. Gizli tanık yapılan imam, FETÖ'nün PKK ile işbirliğine dair önemli bilgiler verdi. Yurtdışına kaçan, örgütün kurmay isimleri Mustafa Özcan ve Şerif Ali Tekalan'ın Avrupa'da PKK yöneticileri ile düzenli toplantılar yaptıklarını, bu toplantılara şahit olduğunu, hatta katıldığını belirtti. 
KITA İMAMLARI DA KATILIYOR 
FETÖ'nün yurtdışına çıkan kurmay isimlerinin, eli kanlı örgüt PKK ile yurtdışında zirve yaptığı ortaya çıktı. 2012'de çözüm süreci çerçevesinde PKK ile görüştüğü için MİT müsteşarını tutuklatmak isteyen Paralel Yapı'da ana mütevelli heyetine kadar yükselmiş önemli bir imam, geçtiğimiz günlerde savcılığa başvurarak itirafçı oldu. Gizli tanık yapılan imam, yapıda uzun yıllar gerek yurt içi gerekse de yurtdışında hizmet verdiğini ifade etti. Başarılı çalışmaları sebebiyle ana mütevelliye kadar yükseltildiğini kaydeden imam, son dönem ortaya çıkan manzaradan rahatsız olarak bildiklerini savcılığa anlatmaya karar verdiğini kaydetti. FETÖ'nün PKK ile işbirliğine dair önemli anlatımlar yapan imam, yurtdışına kaçan Mustafa Özcan ve Şerif Ali Tekalan'ın Avrupa'da PKK yöneticileri ile düzenli toplantılar yaptıklarını iddia etti. Bu toplantılara şahit olduğunu da belirten gizli tanık, görüşmelere Özcan ve Tekalan'ın yanı sıra ülke ve kıta imamlarının da katıldığını anlattı. Farklı yer ve zamanlarda yapılan toplantılarda HDP ile ilişkiler ve Kürt halkı üzerine çeşitli hesaplar yapıldığını kaydetti. 
ASKERDE UYUYAN HÜCRELER…
Gizli tanık imam, tabanın ise asker içerisinde uyuyan hücreleri olduğu, zamanı gelince bu hücrenin harekete geçeceği şeklinde motive edildiğini anlattı. Gizli tanık, ülke imamları toplantısında şunların söylendiğini iddia etti: "Hiç ümitsizliğe düşmeyin. Asker içinde uyuyan hücremiz var. Zaman ve yeri geldiğinde onlar harekete geçecekler. Kendilerini en güçlü hissettikleri anda yıkılacaklar. Ancak bu en son çare olarak kullanılacak. Ümitsizliğe kapılmayın, bu durumu askeriyedeki mensupları deşifre etmeden mensuplarımıza yayın."
  (Sabah - Nazif Karaman)


Bölücü terör örgütünün içindeki Türk istihbaratçıların isimlerini PKK’lı yöneticilere veren FETÖ, dehşete düşüren bir ihanete imza attı.

Nerden Nereye... Dün ; Musafa Kemalin Askerleriydiler, Bugün ; PKK ve DHKP-C'nin sesi, Aponun askerleri oldular. Allah sonumuzu hayreylesin.


İçişleri Bakanlığı’nın, elebaşları Fetullah Gülen ile Murat Karayılan’ı,4 milyon TL ödülle aradığı FETÖ ve PKK’nın kirli ittifakı bir kez daha belgelendi.
ÜÇ KEZ BULUŞTULAR
FETÖ ve PKK yöneticilerinin 2014’te üç kez gizlice görüşüp, Türkiye’ye karşı birlikte hareket etme kararı aldıkları ortaya çıktı. İlki, Irak Metina, ikinci ve üçüncüsü ise Rel Karargâhı’nda yapılan ihanet zirvesine; PKK adına Murat Karayılan ve Fehman Hüseyin, FETÖ adına ise Kuzey Irak İmamı Talip Büyük ile medya-eğitim imamları Cemal Bulut ve Doğan Ertuğrul’un katıldığı tespit edildi. Devletin kılcal damarlarına sızan FETÖ’nün görüşmelerde, Emniyet ve MİT’in PKK içindeki yardımcı istihbarat elemanlarının isimlerini ve fotoğraflarını, telefon görüşmelerinin ses kayıtları ve haber raporlarıyla birlikte terör örgütünün yöneticilerine verdiği belirlendi. Sızdırılan bu bilgiler doğrultusunda da, istihbarat elemanları PKK-KCK tarafından infaz edildi.
ÖRGÜTE YARDIM
FETÖ’nün 50 kişinin hayatını kaybettiği Kobani eylemlerinden sonra PKK’ya 25 milyon dolar yardımda bulunduğu belirlendi. İki terör örgütünün Avrupa yöneticilerinin Almanya’nın başkenti Berlin’de buluştuğu da saptandı.
GİZLİ BELGELER 
İhanet bununla da sınırlı kalmadı. Devlette etkin olduğu dönemde pek çok kozmik bilgi ve belgeye ulaşan FETÖ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu, MİT ve cumhurbaşkanlığı danışmanlarının PKK’ya yönelik stratejilerini içeren belgeleri de servis etti. PKK’nın özel şifreli haberleşme metotlarının, istihbarat birimlerince nasıl deşifre edildiğine ilişkin belgeler de terör örgütüne sunuldu.

PKK'dan FETÖ'ye: Sizi kurtaracağız

Fetullahçı Terör Örgütü de HDP gibi sırtını PKK'nın Suriye kolu olan PYD'ye yasladı. Gülen'in dergisi Aksiyon, Kobani'ye giderek PYD'li teröristlerle görüştü. PYD'li teröristler FETÖ'cülere 'bahar gelince Türkiye'ye saldıracağız, sizi de kurtaracağız" mesajı verdi.

FETÖ elebaşı Gülen, düzenlenen operasyonlarla büyük darbe aldı. Mali kaynaklara düzenlenen operasyon, örgütte dağılma sürecini başlattı. FETÖ’cüler arasında hızla yayılan endişenin önüne geçmek isteyen elebaşı Gülen, haftalık yayınladığı videolarla “Yakında güzel günler gelecek” mesajları vererek, örgüt üyelerinin motivasyonunu yüksek tutmaya çalıştı.

KARARGAHLARI DOLAŞTI

Moral çöküntüsünün önüne geçmek için Aksiyon dergisi düğmeye bastı. Türkiye sınırını aşarak PYD mevzilerine giden dergi muhabiri, teröristler tarafından ağırlandı. Sivil halkı katleden, Şam rejimiyle işbirliği yapan teröristlerin mevzilerini tek tek dolaşan muhabir, bir de röportaj yaptı. Dergide yayımlanan o röportajda, skandal ifadeler yer aldı.

BİR KAÇ AY SABREDİN

PYD’nin sözde komutanının, Türkiye’yi tehdit eden sözleri ve Güneydoğu’da hendek kazıp mahalleleri savaş alanına çeviren teröristlere kış şartları nedeniyle yardıma gelemedikleri ifadeleri sansürsüz şekilde yer aldı. Baharda Türkiye’ye geçeceklerini söyleyen PYD’li terörist, Rojava’daki deneyimlerine de vurgu yaptı, “Birkaç ay daha sabredin” mesajı gönderdi. Terör örgütü PYD’nin propagandasını yapan FETÖ’cüler de PYD'li teröristlerin PKK'ya yardım edeceği haberiyle umutlandı.

SEÇİMLERDE İŞBİRLİĞİ YAPMIŞLARDI

FETÖ’nün PKK ile birlikte hareket ettiği daha önce defalarca gündeme gelmişti. Özellikle Güneydoğu’da beraber hareket eden örgüt, HDP’nin barajı aşması için de ittifak yapmıştı.

İKİSİNİN DE DİLİ AYNI

7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde FETÖ’nün üst düzey ‘abi’ ve ‘ablaları’ örgüt üylerine “HDP’ye oy atın çağrısı yaparken”, PKK’nın sözde komutanlarından Duran Kalkan ve Murat Karayılan bölgede yaşayan vatandaşın mutlaka HDP’ye oy atması gerektiğini aksi taktirde sonuçlarının ağır olacağını söyleyerek açıkça tehditler savurmuştu.